26.01.2017

Hasan Ali Toptaş / Kuşlar Yasına Gider

Kitap bitti, keşke bitmeseydi !! Çoğu okur gibi gözyaşlarıma engel olamayanlardanım ben de. Benim nedenim biraz daha farklı. Babam, tabii ki hayatımın çok farklı bir yerinde, fakat ben kitapta, ben ve babamdan çok, babam ile dedemi resmettim. Yazar ile memleketli olduğumuz için, yazarın yol betimlemelerinde anlattığı köylere, yollara o kadar aşinayım ki; duygusallık boyutum biraz daha yoğundu o yüzden.
Dünyanın gel zaman git zaman hallerinde, kişiliklerimiz, olgularımız, gelenek göreneklerimiz o kadar evrim geçirdi ki; kitapta bir evlat olarak babasına yapması gereken her şeyi yapan, saygısını hiç eksiltmeyen bir adamla karşılaşmak içinizi sızlatıyor, fakat bir yandan da düşündürüyor: Acaba ben yapmam gerekenin ne kadarını yapıyorum ? Yazar bunu öyle içten işlemiş ki kitapta; elinizden bırakamayacağınız, temposu hiç düşmeyen bir kitap sizi bekliyor.

Ebeveyn ilişkileri hep kuşak çatışması ile farklı bir boyuta taşınır. Oysa ki; ne zaman yetişkin dediğimiz mertebeye ulaşıyoruz, fikirlerin ve gerçekleşen fiillerin, ebeveyn süzgecinden geçtiği için doğruluğunu kabul ediyoruz çoğu zaman. Anne / baba, insanoğlunun seçimine bırakılmayan, zorunlu bir ilişki biçimidir. Ama en gerçek sevgidir. Çok klasik bir temenni olacak ama; onlara yanınızda iken kıymet verin, sonrası geç, gereksiz ve kıymetsiz olacaktır !!

Yazarın okumadığım kitaplarını şimdiden alınacaklar listesine ekledim. Kitaplığımın bir rafında Hasan Ali Toptaş külliyatını kesinliklikle görmeliyim !!

Kitaba gelince; Yazar bir adamın, babasının rahatsızlığı nedeni ile Ankara / Denizli arasında gidip gelen hikayesi. Yollar, yitip giden zamanlar, hürmet, sevgi, baba, oğul, kardeş, anne.

Altı çizilenler;

"…bazı canlıları yara öldürmüyor, muhatapsız kalmak öldürüyor." (Syf.167)

İyi Okumalar :))

13.01.2017

Sezgin Kaymaz / Bugün Bize Kim Geldi

Uzun zaman önce biten, ama bloga aktarmak için yeni fırsat bulabildiğim, çok güzel bir kitapla buradayım. Sezgin Kaymaz'ın romanları tartışmasız daha iyi, fakat; önce Bakele daha sonra bu kitap ile tanıştığım öykülerini de çok sevdim. 
Sezgin Kaymaz'ın kitaplarında ki kendine ait tarzını ve edebiyat dilini seviyorum. Doğal, içten, sıcak, bizden. Hayatın her anına, her canlısına, her kelimesine, her noktasına, virgülüne dokunup, sizi bazen kahkahalara boğup, bazen de duygusal bir düşünce yoluna sokabiliyor.
Kitaplığımda bekleyen birkaç kitabını, 2017'nin okunacakları arasına şimdiden ekledim. Sezgin Kaymaz'ın dünyasına kesinlikle adım atmalısınız. Hiç okumayanlar için, başlangıç olarak Lucky diyorum. Gerisi zaten gelecektir.

Kitaba gelince; Birbirinden keyifli 8 öykü. Hayat, insanlar, hayvanlar, beklentiler, ne umduk, ne bulduk zamanlar, aynı dili farklı yollardan konuşmalar. Hepsi okunmaya değer öyküler, fakat beni kahkahalara boğan iki öykü var ki; sırf onlar için bile okunur kitap. "Yanlış Anlama Ömer Faruk" ve "Sokakta Köpekler Evlenir". Ah Küçük Şaban :)

Altı çizilenler;

"Bekle bekle, um um. Böyle hayat mı olur?" (Syf.125)

"Bakma…dedi, "Gör!" (Syf.151)

"Hayatta iki kişiye laf anlatamazsın mümkün değil. Bilene, bir de cahile. Bilen zaten biliyor, nasıl anlatacaksın ? Cahil zaten cahil, ne anlayacak?" (Syf.154)

İyi Okumalar :))

4.01.2017

Gürgen Öz / Karanlık Köy

2016'nın son günleri başlayıp, yeni yılın ilk günlerinde bitirdiğim kitabımla yepyeni bir yılda yeniden blogumdayım. Bu yıl kitap konusunda biraz iddialı olmakla beraber, hedefimi yine de ölçülü tuttum.
Öncelikle değinmeden edemeyeceğim; Öz kardeşler gerilim konusunda epey başarılılar. Sevgili Yaprak Öz'ün Berlinli Apartmanı ve Şeytan Disko kitapları da aynı tattaydı.
Gürgen Öz'ün Nevrotik isimli kitabı da kitaplığımda okunacaklar arasında, fakat ben önceliğimi romanından yana kullandım. Yazarın ilk romanı olmasına karşın, güzel ve akıcı bir kurgu sizi bekliyor. Yer yer psikolojiye değinen söylemleri tekrar tekrar okunmaya değer.
İlk sayfasından son sayfasına kadar merakta bırakan, sonunda ne olacak acaba senaryolarını zihninizden hiç eksiltmeyen, heyecanla devam eden bir romandı. Ama benim bazı soru işaretlerim kaldı, belki yazar o soru işaretlerini de bizim hayal gücümüze bırakmıştır. Fakat, ben yine de Serhat'ın Karanlık Köy'de ki tecrübesini ve neler yaşadığını öğrenmek isterdim. Devam niteliğinde bir kitap gelmeyeceğine de eminim. Soru işaretleri olsa da tadında biten bir kitaptı. Her şeyden uzaklaşıp, yaşanan kötü şeyleri, gündemi biraz unutup, bir kitaba gömülmek istiyorum diyorsanız; Karanlık Köy iyi bir tercih olacaktır.

Kitaba gelince; Murat, hırslı bir gazeteci. İstediğini elde etmek için çabalarken, hayatının farklı olgularını kaybeden bir adam. Yeni işinde, arkadaşı Kerem ile Trabzon'a bir belgesel çekmek için gider. Onlara yardımcı olan rehber Serhat'ın Karanlık Köy'den bahsetmesiyle kendilerini farklı bir olay örgüsünde buluverirler.

Altı çizilenler;

"Hayat kısa. Ona kırıl buna kırıl, sonunda dostun kalmıyor. Çok alıngan milletiz biz. Hep bir şeyler bekliyoruz. Sevmiyorum ben bunu…" (Syf.70)

"Zaten, hakkımda kim ne düşünür derdinden hasta olduk ya toplum olarak. Neyse…" (Syf.73)

"Bu toplum dinle, gelenek görenekle, mahalle baskısıyla, adetlerle, kurallarla, yasaklarla, günahlarla baskılandığı sürece geri kalmaya mahkumuz." (Syf.82)

"Bu topraklardaki kavga ve birbirini kabul edememezlik bitmiyordu bir türlü." (Syf.150)

İyi Okumalar :))