22.05.2017

Gabriel Garcia Marquez / Kırmızı Pazartesi

İlk Marquez kitabım. Nedenini bilmediğim bir şekilde ön yargılı olduğum yazarlardan biri (idi). Bazı kitaplarını almış ve kitaplığımın bir köşesinde bekletiyordum. "Kırmızı Pazartesi" ile ilgili okuduğum güzel yorumların üstüne dayanamayıp Marquez serüvenine giriş yaptım.

Her zaman ki gibi; neden bugüne dek okumamışım sorusunu sordum kendi kendime. Baştan sona akıcı, bambaşka bir dil, sizi büyüleyen, içine çeken bir olay örgüsü ve daha kitabın başında sonunu öğrendiğiniz halde elinizden bırakamama durumu. Bütün kitaplarında aynı his var mıdır bilemem, ama "Kırmızı Pazartesi" kesinlikle bu hisse vakıf. Kitaplarını okumadığım halde, edebiyata olan merakımdan dolayı, büyülü gerçekçilik akımını kitaplarına yansıttığını bildiğim yazar, gerçek ile fantastiği öyle güzel harmanlamış ki; günler geçmesine rağmen kitabın hala etkisindeyim. Sanırım bu akım zihinde yer etmenin güzel bir şekli. Aynı akımın eseri olan Laura Esquivel'in Acı Çikolata romanında da aynı lezzet vardı. Öyle ki; Tita hala zihnimde. Sanırım Santiago Nasar da uzun bir süre belleğimde olacak.

Yıllar önce yazılan kitapların günümüze ışık tutmasını her seferinde büyük bir şaşkınlıkla okuyorum. İleri görüşlülük mü, yoksa dünyada hiç bir şey değişmemiş mi soruları kafamda dönüp duruyor. Kitabın hikayesine göre; bilinen bir gerçeği ortaya dökememek, herkesin kendisine göre bir nedenden ötürü gerçeği söyleyememesi, adım adım sona yaklaşıldığını bildikleri halde sadece seyirci kalmaları. Olayların, olguların büyüklüğünü küçüklüğünü tartışmaksızın, kendi içimizdeki korkulardan veya sindirilmişlikten bir şeyleri açık edememe, tarifi güç bir davranış biçimi.

Kitaba gelince: Sayfa sayısı az, heyecanı bir o kadar fazla olan kitapta, kahramınımız Santiago Nasar bir cinayete kurban gider. Cinayetten bir gün önce evlenen Angela Vicario'nun bekaretini kaybetmesine sebep olmasından dolayı suçlanır ve Angela'nın ikiz kardeşleri tarafından öldürülmeye karar verilir. Sonunu baştan öğrendiğiniz kitap karmaşık gibi gözükse de; sizi içine alıverecek türden bir kitap. Vakit kaybetmeden okuyun derim.

Altı Çizilenler;

"Aşk avına çıkmak, şahinle avlanmak gibidir. / Gil Vicente" (Giriş)

"Savaşçı balıkçılla düşüp kalkmaya cesaret eden şahini, tehlike bekler…" (Syf. 61)

"Bana bir ön yargı verin, dünyayı yerinden oynatayım." (Syf.90)

"Kader bizleri görünmez kılar." (Syf. 100)

İyi Okumalar :))

3.05.2017

Tarık Akan / Anne Kafamda Bit Var

Gecikmiş bir blog yazısı "Anne Kafamda Bit Var". İlk basımı 2002 yılı olan kitabı, Tarık Akan'ın vefatından sonra alıp okudum ve yazmak yeni kısmet oldu.
Bazı kişiler, çocukluğunuza damga vururlar, görmeseniz de içten içe duyduğunuz hayranlık vardır. Tarık Akan bunlardan biri. Sinema hayatı tartışılmaz aktörlerden. Birçok filmini yüzlerce kez izlesem de; rastladığım an tekrar tekrar izliyorum.
Kitabı bitirdiğim vakit içim cız etti. Bambaşka bir Tarık Akan ile tanıştım. Ekranda gördügümüz yüzlerin hiç acı yaşamadığını falan sanıyoruz, oysa ki ne kadar başka kamera arkası hayatlar. Hoş hayatın herkese sunduğu kamera arkası yaşamları vardır. Sizin içinizi görmek karşınızdakinin samimiyetine kalmış.
Tarık Akan'ın ilk ve son olan kitabının dili oldukça hafif. Sohbet eder bir edada ilerliyor. Adeta, Tarık Akan anlatıyor, siz çayınızı içerken dinliyorsunuz. Samimiyet bir hayli hissedilir derecede.
Tarık Akan'a olan hayranlığımdan dolayı hiç düşünmeden edinmiştim kitabı, okuduktan sonra iyi ki diyorum. Kitabın ismi ile alakalı kendimce bir yorum yapıp, okurken "bu yüzdenmiş" demek ki dediğim kitabı okuyun derim.

Kitaba gelince: Sevgili Tarık Akan 12 Eylül 1980 darbesinden sonra yaşadıklarını kaleme almış. Siyasi görüşüne istinaden birtakım yalan yanlış haber ve tanıklıklardan dolayı, Almanya dönüşü tutuklanır. Tutukluluk dönemini ve sonrasını samimi bir dille aktarmış.

İyi Okumalar :))