23.10.2017

Füruzan / Berlin'in Nar Çiçeği

"Sevda Dolu Bir Yaz" ve "Benim Sinemalarım" öykü kitaplarından sonra, ilk Füruzan romanı. Kitap 1988 yılında çıkmış ve 6 ay içinde iki baskı yapmış.
Yazar dönem kitaplarını çok güzel bir gözlem ile sunuyor bizlere. Karakterleri, mekanları, olayları öyle bir dille anlatıyor ki; satırlarda kaybolup, o dönemi yaşıyorsunuz adeta.
Dönem romanlarını daha bir seviyorum ben. Görmediğin, yaşamadığın yılları, karakterlerle özdeşleşip yaşıyor gibi hissetmek, okuma serüvenime farklı bir tat katıyor.
Roman kocaman bir yalnızlığın romanı. Günümüzde hala var olduğuna inandığım bir yalnızlık. İşin trajikomik yanı, şimdiki zamanda, gösterişli bir kalabalığın içinde yalnızız. Ve bunun iyi bir şey olduğunu sanıyoruz. Fakat kitapta, tam da şu günlerde unuttuğumuz; inanmak, güvenmek, saygı duymak ve sevmek olguları öyle güzel işlenmiş ki; insan umut etmekten hiç vazgeçmek istemiyor. Kitap satırlarında dahi olsa; bir gün gerçek olacağına inanıyor, tüm insani saflıkla.

Kitaba gelince: Zor savaş yıllarında, eşini savaşa göndermiş, iki çocuğuyla hayatta kalma mücadelesi veren Frau Elfriede Lemme'nin sonunda yalnız kalarak yerleştiği yerde, bir Türk ailesiyle kaynaşmasını ve önyargıların tabu olmaktan çıkmasını konu ediyor.

Altı Çizilenler;

"Tanrı insana iyi ol, demiştir. Öldürmeyeceksin, seveceksin, demiştir. Kutsal kitaplar böyle buyuruyor. Bizler de inanıyoruz." (Syf.45)

"Yenilgi konuşulmazsa, tümüyle belleklerden silinebilirdi, iyi doğru olansa salt utkuları anmaktı." (Syf.72)

"İnsanoğlunu ölümsüz kılan tek şey sevgidir değil mi? Sevgiyi tanımamışsak onurlu olmayı da bilemeyiz. Sevginin olmadığı yerde onur diye tanıtılanlar cimrilik, bencillik, hatta kindir." (Syf.98)

"Bu dünyanın ezasını cefasını baştacı edip, gülmesini, konuşmasını unutmasınlar sakın. Gönül haslığını, bilek gücünü kötüye vermesinler. İşte bunları dilerim insanoğulları için. Şu dünyaya, iyi duralım, iyi bakalım." (Syf.107)

"Yoksul dürüstse, saklısı kara günüdür ancak." (Syf.163)

"Tam gülmenin kışlağı yaylağı nere ola ki? Bir bilenini bulsak da göç etsek?" (Syf.163)

"Biz batırıyoruz dünyayı, sonra gidip gidip papaza düzeltmesi için yalvarıyoruz, akılsızlık, budalalık bu…" (Syf.168)

İyi Okumalar :))

16.10.2017

Carl-Johan Vallgren / Denizadamı

Sosyal medyayı çoğu zaman eleştirsek de, bize güzellikler kattığı da kaçınılmaz. Kendi adıma, takip ettiğim birçok kitapsever insandan güzel tavsiyelerle, güzel kitaplarla tanışıyorum. Güzel kitap demek, yeni maceralar, yeni unutulmayacak kahramanlar demek.

"Denizadamı" bunlardan biri. Biraz gerçek, biraz fantastik, bolca insani. Aslında daha çok, gerçek ile gerçek dışının hoş bir birleşimi olmuş. Yine unutamayacağım iki kahramanla tanıştım. İki kardeş. Olan bitene inat, sevgiyle bağlı iki kardeş. Kötülüklerden sıyrılmaya çalışma mücadelesi veren, hayallerine ulaşmaya çalışan iki küçük yürek.

Yazarın dili, olay kurgusu, karakterlere olan özeni ve betimlemeleri kesinlikle çok iyi. Bir solukta okunabilecek bir kitap. Yazarın bir önceki kitabı da Metis Yayınları'ndan çıkmış, şimdiden okunacaklar listesinde. Böylece takip listesine bir yazar daha eklendi.

Kitaba gelince: Nella ve Robert, birbirine sımsıkı bağlı, ebeveynlerinin ihmallerine karşı var olmaya çalışan, toplumun diğer yanlarında da kendilerini korumaya çalışan iki kardeş. Bunlara göğüs gererken karşılaştıkları olağandışı bir olay hayatlarını yönlendirir.

Altı Çizilenler;

"Bir başlangıç yok, son da. Bunu biliyorum artık. Başkalarının öyküleri belki bir yerlere çıkıyordur, benimkiler çıkmıyor. Bir daire çiziyor, bazen bunu bile yapmıyor, durduğu yerde duruyor. Ve ben şunu merak ediyorum: Kendini durmadan aynı yerde tekrarlayan bir öykü neye yarar ?" (Syf.7)

"Neler olduğunu bilemiyorum. Bu…hayatta…yahut ne deniliyorsa artık, insan dokunmak için bir şeye uzanıyor…ama yalnızca boşluğa dokunduğunu fark ediyor. Yani insan hiçbir şeye güvenemiyor, kendine bile." (Syf.180)

"Gerçek bir başlangıç yoksa gerçek bir son da olmazdı." (Syf.224)

İyi Okumalar :))

27.09.2017

Onur Caymaz / Gece Güzelliği

Hiç okumadığım, ama hep aklımda olan yazarlarla tanışma serüvenine devam. Sırada ki yazar Onur Caymaz idi. Çok merak ettiğim bir yazardı. Sosyal medya üzerinden takip ettiğim, yazılarını sevdiğim bir yazar kendisi. Hangi kitabıyla başlasam diye düşünürken; "Gece Güzelliği" çıkmaya başladı birçok yerde karşıma.
 
Biraz yavaş okusam da; öyküleri taa derinlere indi. Masalsı bir dili var yazarın. Öykülerin derinliği, sosyal mesajı, karakterleri ne kadar ön plana çıksa da; o masalsı dil farklı bir hava katmış öykülere. Bitmese dediğim birçok öykü var kitapta. Keşke oturup sohbet etseydim dediğim birçok karakter. Keşke bağırıp çağırıp, yerin dibine soksam dediğim kötü insanlar. Bazı kitaplar da; bulunduğunuz yeri, anı bırakıp tamamen kitapla bütünleşirsiniz ya; "Gece Güzelliği"de öyle oldu benim için. Onur Caymaz ile tanışın derim.

Kitaba gelince: Yaşadığımız, yaşıyor olduğumuz ve yaşayacağımız öyküler var kitapta !! Hepsi birbiriyle yarışmış adeta, en çok ben düşündürürüm diye. "Üvey", "Fındıklı Parkı'nda Sıradan Bir Akşam", "Üçüncü Sayfa" öyle güzel öyküler ki; kesinlikle tanışmalısınız. Beni en çok etkileyen ise; kitaba ismini veren "Gece Güzelliği" oldu.

Altı Çizilenler;

"Sevdiği şeyin tadı, mümkün olduğunca çok kalmalıdır insanın ağzında. Hem mazinin güzel insanları, o bardaktaki suyun tamamını da içmezmiş. Azlığın, yetinişin insanlarıymış onlar." (Syf.11)

"Her çocuğun, sadece annesinin bildiği bir kokusu olurmuş..." (Syf.47)

"İnsanın en büyük savaşı içiyle..." (Syf.63)

"Hayat neresiydi peki? Hayatta olan nerede oluyordu…" (Syf.71)

"Yeni insanlar tanıyacaksın, umutsuzluk aynı. İnsanın kalbini kesen şey değişmiyor. Hiçbir zaman içinden atamadığın o yabancılık seninle yaşlanır. Sen aslında halen arabeski seviyorsun. Rakı aslında tüm zamanların içkisidir." (Syf.92)

"İnsan çocukken hiçbir şey anlamıyor galiba; duyuyor, seziyor yalnızca." (Syf.97)

"Dokunmak zaten odur, dokunduğun şeyden çok seversin parmağının ucunda anladığını…" (Syf.136)

İyi Okumalar :))

20.09.2017

Paula Hawkins / Karanlık Sular

Elimde biraz fazlaca kalan kitaplardan biri Karanlık Sular. Sebebi yok !! Sanırım bazen "reading slump"a yakalanıyorum. Kitapları yarım bırakmayı sevmediğimden, okuma sürem maalesef biraz uzuyor.

Ama burada tek sorun ben değilim. Kitapta biraz durağan geldi bana. "Trendeki Kız" kesinlikle daha iyi idi. Daha sürükleyici, daha merak uyandırıcı. Bu kitapta ise konu biraz ağır seyir etti ve kahramanlar çok ön planda değildi. Bir çok kişi ve bir göl. Beğenenlere lafım yok tabii, fakat bir ikinci kitap olarak beklenti biraz daha yüksek oluyor sanırım.

Kitaba gelince: Bir Göl. Belli zamanlarda boğulan kadınlar ve esrarengiz bir olay zinciri. Çok fazla merak uyandırmasa da, biraz kafa dağıtmak için okunabilir.

Altı çizilenler;

"İnsanın zihninde kurduğu dehşet, gerçekte olduğundan her zaman daha korkunçtur." (Syf.57)

"Kimisi uçurumlardan atlıyor, kimisi kesin yargılara atlıyor." (Syf.87)

İyi Okumalar :)

26.07.2017

Ercan Kesal / Cin Aynası

Yine kelimelerle nasıl ifade edeceğimi bilemediğim bir Ercan Kesal kitabı okudum. Peri Gazozu'ndan sonra, aynı tatla, aynı keyifle, aynı iç sızlamasıyla kitabın son sayfasına geldim. Bu kadar yaşanmışlık, birikim, sevinç, üzüntü, böylesi güzel aktarılırdı satırlara. 

Tüm kitaplarını okumuş bir okur olarak Ercan Kesal ile kesinlikle tanışmalısınız diyorum. Yazarın o akıcı dili ve sohbet eder tarzda ki anlatımı keyif verici. 2016 kitap fuarında, çok kısa bir zaman dilimi de olsa, kendisini standında ziyaret edip, Nasipse Adayız kitabını imzalatmıştım. Denk geldiğim bir vakit de söyleşisine katılmayı planlıyorum. Yazdıklarını tüm içtenliğiyle, bir de kendi sesinden dinlemek eminim çok keyifli olacaktır.

Kitaba gelince: Peri Gazozu'nda olduğu gibi anılarından bahsetmiş yazar. Çocukluğu, gençliği, okul yılları.

Altı Çizilenler;

"Kendimizle olan derdimiz önemlidir ama. Filmler ya da kitaplar dünyayı değiştirmiyor çünkü, filmi seyrettikten, kitabı okuduktan sonra duyguları harekete geçerek dönüşen insanlar değiştirebiliyor. Bu yüzden kendimizi değiştirmeden dünyayı değiştiremeyiz ve bu yüzden ne söylediğimiz kadar önemli olan bir başka husus da nasıl söylediğimizdir." (Syf.10)

"Anılar bizi saldırılara açık, acı çekmeye hazır hale getiriyor.…Ama, insanın vicdanı da zamana sağlı ve yalnız onunla var oluyor." (Syf.13)

"Kokular, resimler, sesler, duyduklarımız, bizim yeniden hatırlamamızı sağlar ve tüm bunlar sadece bellek değil insanı insan yapan değerlerin de toplamıdır." (Syf.151)

"Aklımızı zorlayan değil, duygularımızı harekete geçiren şeydir asıl olan. Bu da çoğu zaman çok basitmiş gibi gözüken, küçük bir ayrıntıdır…" (Syf.178)

"Devrim gibidir bazı başlangıçlar, inanır ve vazgeçmezseniz eğer, mutlak gerçekleşir." (Syf.186)

"İnsanın içine hiçlik duygusu veren kocaman bir bozkır." (Syf.203)

"İnanç…İnsanın gerçekten sahip olduğu ve onu kurtaracak olan tek şeydir!" (Syf.227)

"Aşk bitmez. Asıl olan yolculuktur. Vuslat olursa da aşkın manası kalmaz…" (Syf.245)

"İnsan varoluşunu fark ettiği andan beri, içindeki boşluğu doldurma telaşında." (Syf.267)

"Oyununuzu oynarken başka biri olmaya çaışmayın, kendiniz olun. Çünkü en iyi bildiğiniz şey bu!" (Syf.287)

İyi Okumalar :))

24.07.2017

Selçuk Aydemir / Liseden Arkadaşlar

"Mahalleden Arkadaşlar"da o kadar çok güldüm ki; aynı beklentiyle alıp hiç şaşırmadığım bir kitap okudum yine. Yazarın içten, sıcak anlatımını çok seviyorum. Kendi hayatının kesitlerini anlatan yazarla aynı semtte yaşamış olmak, anlattığı mekanlara aşina olmak bir ayrıcalık benim için.

Sohbet eder havasında anlattığı anılar bir hayli eğlenceli. Zaman zaman gerçekten yaşamış mı gibi bir soru gelse de akla, dil o kadar samimi ki; yüzünüzde beliren gülümseme buna karşı çıkıyor zaten.

Kendinize döndüğünüz öyle anlar oluyor ki okurken; kendi çocukluğunuz, gençliğiniz, okul yıllarınız geliyor aklınıza. Ve yine ve yeniden hayıflanıyorsunuz; eskiden her şey daha güzeldi. Güzelden kasıt; samimi, sıcak, riyakarsız, sevgiler daha gerçek, dostluklar daha candan. Zamanın hızına alışmayı bırakın, bize sunduğu yeniliklere o kadar kaptırıyoruz ki; şahsi fikrim bazen insan olduğumuzu bile unutuyor, bir robot misali yaşıyoruz. Bir nebze olsun bundan uzaklaşmak adına; samimiyetin getirdiği sıcaklığı özleyenler kesinlikle okusun diyorum. Hiç okumayanlar "Mahalleden Arkadaşlar" ile başlasın !!

Kitaba gelince: Selçuk, Mete ve Serkan büyüdü. Lise yıllarında ki serüvenleri tam gaz devam ederken; bir de aşklar eklenmiş durmak bilmeyen maceralarına.

Altı Çizilenler;

"Her zaman iyi olmak zorunda değilim, iyi olmam gerektiğinde iyi olayım yeter. / Hitchcock" (Syf.13)

"İnsan bu dünyaya mutlu olmak için geldi, mutluluk dediğin şey ekmeğini sirkeye banıp yediğinde, bu sirke ne büyük nimet diyebilmektir, gerisi hikaye…" (Syf.62)

"Güç dediğin güçlünün gölgesine sığınınca değil, güçlü denilenin gücüne aldırmadan kendindeki güce sığınınca elde ediliyordu." (Syf.123)

"Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir. / Aliya İzzetbegoviç" (Syf.149)

İyi Okumalar :))
Richard Yates / Bağımsızlık Yolu

Bu yıl yine, geçen yıl olduğu gibi kitap okuma verimim yerlerde sürünüyor. İnsanın ruhani durumu buna kesinlikle etken. Başarabilmeyi umut edip, daha hızlı akan, daha anlaşılır, zorlamayan kitaplara yönelmeye karar verdim. Öyküler önceliğim olacak sanırım. Beynimi biraz boşaltmam gerek !!

Richard Yates'i ilk defa okudum. Kitabın konusu gayet başarılı, üstelik 2008 yılında "Hayallerin Peşinde" adı ile beyaz perdeye uyarlanmış, 2009'da ülkemizde gösterime girmiştir. Yazarı hiç bilmediğim için biraz önyargılı başladım, fakat keyif aldım. Tüm Yapı Kredi Yayınları gibi, bu kitabın da çevirisi gayet başarılı idi. 

"Bir Amerikan Trajedisi" şeklinde bahsedilen hikaye, aslında çoğumuzun içinde olduğu, alenen yaşayıp, saklamaya çalıştığımız olgulardan bahsediyor. Her şeyde olduğu gibi özel hayatlarımızın da önüne pembe duvarlar örüyoruz. Kitap bittikten sonra filmi de izleyenlerdenim, ve ilk defa keyif aldım bu durumdan. Okumalısınız dediğim yapıtlardan biri.

Kitaba gelince: April ve Frank bir partide tanışır ve evlenmeye karar verirler. İkisi için de erken sayılabilecek bir yaşta evlenmeleri, ilk zamanlarda olmasa da yıllar geçtikçe, içlerinde kalan yaşanmamışlıklara istinaden küçük küçük çatlamaya başlar ve bu onları bir girdaba sürükler.

İyi Okumalar :)

14.07.2017

Özgür Çakır / Yükşehir  

Yeni yazar ve bir ilk kitap. Dili oldukça anlaşılır kısa kısa öyküler. Biraz daha devam etseydi diyeceğiniz türden. Ve son sayfayı kapadığınızda, kendi yüklerinizi sorguladığınız, samimi, aynı zamanda hüzün gülümsemesi yerleştiren cinsten.
Roman okumayı daha çok seven biri olarak söylemeliyim ki; son zamanlar da okuduğum öykü kitapları, neden öykülere bu kadar ön yargılıymışım sorusunu düşündürdü. Kesinlikle öykü de seviyormuşum ben. Kısalıklarından kaynaklıydı belkide çekincem. Kısa ve daha anlam yüklü oluşları korkutuyordu belki de !! Ama gereksiz bir hüsnükuruntu imiş. Özellikle yeni çıkan öykü kitaplarını takipteyim artık kesinlikle. Okudukça buralarda olacağım. Ve ilk kitap olmaları ayrıca heyecanlı bir durum.

Kitaba gelince: Birbirinden anlamlı 12 öykü. Hayatın taa içinden. Kırgınlıklar, tükenmişlikler, bitişler, işsizlik, her şeye rağmen hayatta kalma çabası.

Altı Çizilenler;

"Yalandan kim ölmüş? Yok, öyle değil, yalandan koca bir ülke ölüyordu." (Syf.15)

 "Hafıza kartı yanmış lan bu ülkenin." (Syf.16)

"Bizler gerçeklik duygumuzu yitirdik. Sizin gerçek sandıklarınız da kalmadı, demeye de gönlüm varmadı."

İyi Okumalar :))

16.06.2017

Yaprak Öz / Tilki, Baykuş, Bakire

"Berlinli Apartmanı" ve "Şeytan Disko"da olduğu gibi, yine heyecanlı, sonunu merak ettiren, elimden bırakamadığım bir Yaprak Öz kitabı.
Yazarın kitaplarında ki kurgu dilini çok seviyorum. Çok sıkmadan, boğmadan, olayları birbirine karıştırmadan sade bir şekilde, fakat bir o kadar da merak uyandıran satırlarla bizleri sona götürüyor.
Bu kitabında, sürekli bir yerlere not ettiğim şarkılara, filmlere ve kitaplara yer vermiş. Bu tarz kitapları daha bir seviyorum ben. Okurken farklı şeylere rastlamak, hele ki bilmiyorsanız, öğrenmek çok keyifli bir olgu.
Fakat küçük bir itirafım var; "Berlinli Apartmanı" hala en sevdiğim. :)) Fırsatını bulduğunuz an hepsini okuyun.

Kitaba gelince; Begüm eşinden ayrılır, kızı Ada ile birlikte yeni bir hayata yelken açar. Okul kütüphanesinde çalışmaya başlar. Eski kitapların arasında bulduğu bir deste mektubun yaşamlarını nasıl etkileyeceğini düşünmeden, bir ailenin sırrını öğrenmeye karar verir.

İyi Okumalar :)

9.06.2017

Italo Calvino / Amerika'da Bir İyimser

Yeni yazarlarla tanışma serüvenim devam ediyor. "Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu" ile başlamak istediğim serüvene, bir tavsiye üzerine, bu kitabıyla adım attım Calvino'nun dünyasına.

Kitabın türü "yaşantı/anı". Dili gayet akıcı, samimi, anlaşılır ve sohbet havasındaydı. Okuduğum birkaç yoruma istinaden, yazara karşı bir önyargım oluşmuştu. Gereksiz bir yaklaşımmış. Tam tersi; keyif alarak, yer yer gülerek, şaşırarak okudum kitabı. Calvino'yu tecrübe etmeniz gerektiğini düşünüyorum.

Kitaba gelince: Yazar, NewYork'tan başlayan yolculuk anlarını, başlıklar altında toplamış ve başarılı bir gözlem gücüyle; genel ve toplumsal izlenimlerden, günlük yaşantı yönlerinden, gelenek ve göreneklerden, yollardan, otomobillerden, doğa, tarih, peyzaj, sanat ve tabii ki Edebiyat'tan. Özellikle ghost-writer ve Joyce okuyan kadınlar hakkında güzel izlenimler sunmuş.

Altı Çizilenler;

"Yolculuk, değişik olan şey, ancak varış bedelini öderse anlamlı olur: Oysa biz, ayrıcalıklı ve sinirli kişiler, bedelini topu topu biraz sabırsızlıkla ödüyoruz." (Syf.17)

"…gerilim nesnelerden, ekonomik süreçten, insan iradesinin ötesinde yaşayan üretim hummasından hala fışkırıyor." (Syf.19)

"…kendi hayatın için, işlerin için güç sağlamanın psikolojik ve kılgısal sonuçlarına erişmek istiyorsan sakın erteleme." (Syf.45)

"Önemli olan bir anlamı olmak, içinin boş olmaması, bireyin dışında bir şeylere katılmak, köksüz olmamak, boş kasnak gibi dönmemek, yaşamı boşa harcamamak." (Syf.54)

"…tarih bilinci demek, geçmişten fazla geleceğe belli bir açıdan yaklaşmak demektir…" (Syf.64)

"Seyahat kitaplarının gücü burada işte. İnsan bir ülke üstüne ancak hakkında hiçbir şey bilmediği ve keşfetmekte olduğu sıralarda yazabiliyor, çünkü onu ancak o zaman görebiliyon." (Syf.167)

İyi Okumalar :)

22.05.2017

Gabriel Garcia Marquez / Kırmızı Pazartesi

İlk Marquez kitabım. Nedenini bilmediğim bir şekilde ön yargılı olduğum yazarlardan biri (idi). Bazı kitaplarını almış ve kitaplığımın bir köşesinde bekletiyordum. "Kırmızı Pazartesi" ile ilgili okuduğum güzel yorumların üstüne dayanamayıp Marquez serüvenine giriş yaptım.

Her zaman ki gibi; neden bugüne dek okumamışım sorusunu sordum kendi kendime. Baştan sona akıcı, bambaşka bir dil, sizi büyüleyen, içine çeken bir olay örgüsü ve daha kitabın başında sonunu öğrendiğiniz halde elinizden bırakamama durumu. Bütün kitaplarında aynı his var mıdır bilemem, ama "Kırmızı Pazartesi" kesinlikle bu hisse vakıf. Kitaplarını okumadığım halde, edebiyata olan merakımdan dolayı, büyülü gerçekçilik akımını kitaplarına yansıttığını bildiğim yazar, gerçek ile fantastiği öyle güzel harmanlamış ki; günler geçmesine rağmen kitabın hala etkisindeyim. Sanırım bu akım zihinde yer etmenin güzel bir şekli. Aynı akımın eseri olan Laura Esquivel'in Acı Çikolata romanında da aynı lezzet vardı. Öyle ki; Tita hala zihnimde. Sanırım Santiago Nasar da uzun bir süre belleğimde olacak.

Yıllar önce yazılan kitapların günümüze ışık tutmasını her seferinde büyük bir şaşkınlıkla okuyorum. İleri görüşlülük mü, yoksa dünyada hiç bir şey değişmemiş mi soruları kafamda dönüp duruyor. Kitabın hikayesine göre; bilinen bir gerçeği ortaya dökememek, herkesin kendisine göre bir nedenden ötürü gerçeği söyleyememesi, adım adım sona yaklaşıldığını bildikleri halde sadece seyirci kalmaları. Olayların, olguların büyüklüğünü küçüklüğünü tartışmaksızın, kendi içimizdeki korkulardan veya sindirilmişlikten bir şeyleri açık edememe, tarifi güç bir davranış biçimi.

Kitaba gelince: Sayfa sayısı az, heyecanı bir o kadar fazla olan kitapta, kahramınımız Santiago Nasar bir cinayete kurban gider. Cinayetten bir gün önce evlenen Angela Vicario'nun bekaretini kaybetmesine sebep olmasından dolayı suçlanır ve Angela'nın ikiz kardeşleri tarafından öldürülmeye karar verilir. Sonunu baştan öğrendiğiniz kitap karmaşık gibi gözükse de; sizi içine alıverecek türden bir kitap. Vakit kaybetmeden okuyun derim.

Altı Çizilenler;

"Aşk avına çıkmak, şahinle avlanmak gibidir. / Gil Vicente" (Giriş)

"Savaşçı balıkçılla düşüp kalkmaya cesaret eden şahini, tehlike bekler…" (Syf. 61)

"Bana bir ön yargı verin, dünyayı yerinden oynatayım." (Syf.90)

"Kader bizleri görünmez kılar." (Syf. 100)

İyi Okumalar :))

3.05.2017

Tarık Akan / Anne Kafamda Bit Var

Gecikmiş bir blog yazısı "Anne Kafamda Bit Var". İlk basımı 2002 yılı olan kitabı, Tarık Akan'ın vefatından sonra alıp okudum ve yazmak yeni kısmet oldu.
Bazı kişiler, çocukluğunuza damga vururlar, görmeseniz de içten içe duyduğunuz hayranlık vardır. Tarık Akan bunlardan biri. Sinema hayatı tartışılmaz aktörlerden. Birçok filmini yüzlerce kez izlesem de; rastladığım an tekrar tekrar izliyorum.
Kitabı bitirdiğim vakit içim cız etti. Bambaşka bir Tarık Akan ile tanıştım. Ekranda gördügümüz yüzlerin hiç acı yaşamadığını falan sanıyoruz, oysa ki ne kadar başka kamera arkası hayatlar. Hoş hayatın herkese sunduğu kamera arkası yaşamları vardır. Sizin içinizi görmek karşınızdakinin samimiyetine kalmış.
Tarık Akan'ın ilk ve son olan kitabının dili oldukça hafif. Sohbet eder bir edada ilerliyor. Adeta, Tarık Akan anlatıyor, siz çayınızı içerken dinliyorsunuz. Samimiyet bir hayli hissedilir derecede.
Tarık Akan'a olan hayranlığımdan dolayı hiç düşünmeden edinmiştim kitabı, okuduktan sonra iyi ki diyorum. Kitabın ismi ile alakalı kendimce bir yorum yapıp, okurken "bu yüzdenmiş" demek ki dediğim kitabı okuyun derim.

Kitaba gelince: Sevgili Tarık Akan 12 Eylül 1980 darbesinden sonra yaşadıklarını kaleme almış. Siyasi görüşüne istinaden birtakım yalan yanlış haber ve tanıklıklardan dolayı, Almanya dönüşü tutuklanır. Tutukluluk dönemini ve sonrasını samimi bir dille aktarmış.

İyi Okumalar :))

20.03.2017

Özgür Bacaksız / Mutsuz Çocuklar Ülkesi

Bir günde kitap bitirmeyeli uzun zaman olmuştu. Bloga eklemek ise ilk iş gününe denk geldi. Yazarın "Deli Çocuğun Güncesi" kitabını kesinlikle daha çok beğenmiştim. Bu biraz zoraki yazılmış sanki !! Kısa kısa, yarım kalmış gibi. Çok gündelik olmuş. Küçük bir çocuğun güncesi gibi. Emeğe saygım var, o tartışılmaz, fakat; iki kitap arasında ki fark biraz uçurum kıvamında olmuş.

Evet, bir zamanlar çocuktuk, küçük şeylerle mutlu oluyorduk, hırslarımız, kaygılarımız daha azdı. İletişim de daha başarılı idik ve kesinlikle daha fazla dostluklar kuruyorduk. Ve evet masumduk. Kitapta genel olarak verilmek istenenler bunlar. Dili oldukça basit. Zamanınız bol ise; siz de bir günde bitirebilirsiniz.

Kitaba gelince; Yazar, hayatının kendisinde yer eden hatıralarını, sevinçlerini, hüzünlerini, unutamadıklarını günce şeklinde bize sunmuş.

Altı Çizilenler;

"Çocukluktan sonraki tüm çabalar delik bir balonu şişirme uğraşı kadar boş ulu Tanrım." (Giriş)

"Gurursuzluğun ve umutsuzluğun altında "gitmek" bazen yaşamak için sebeptir, acı da olsa hayatta kalmanın eylemidir." (Syf.31)

"Kendi kalanlar toplumda kaybeder, ama varoluşta kazanır." (Syf.57)

İyi Okumalar :))
Mark Haddon / Süper İyi Günler

Kitap uzun zaman önce bitti, fakat ben, bloga yazma fırsatını anca bulabildim. Öncelikle, bir vosvos hayranı olarak kitabın kapağına bayıldım. Sonra içeriğini araştırıp alınacaklar sepetime eklemiştim ki; sevgili Yitik Ülke Yayınları Yazarı Barış Çağrı Genç'in kitapla alakalı bir paylaşımını görüp, hemen gelecek olan ilk sepete ekledim. Bu ara kitaplar elimde biraz fazla kalsa da, okumaktan çok zevk aldığım bir kitap oldu. Tecrübe etmediğiniz bir olguyu kitap satırlarında yaşıyorsunuz. "Ben olsaydım ne yapardım?" sorusu sürekli zihninizde !!

Çoğu insan, bazı durumları başına gelmeden, yaşamadan, zorluklarını, kolaylıklarını bilmeden ezbere yermeyi çok sever. Toplumumuzun genel yapısında var gerçi bu, çok da eleştiriye açık bir şey değil gibi zaten ? Kitapta otizmli bir çocuğun dilinden hayatının bir bölümüne şahit oluyorsunuz. Keyifli, hüzünlü, düşündürücü. Ne kadar zor olsa da pes etmek mi, sabır göstermek mi? Yaşamadan yorum yapamayacağımız bir şey. Ama kesinlikle okumanız gereken bir kitap. Christopher'ın yaşamına göz atın. O'nun gibi süper iyi günleriniz için bir formül bulun.

Kitaba gelince; Christopher 15 yaşında. Otizmli. Kendince çizdiği yaşam kalıplarının içinde hayatına devam ederken, bir gün komşularının köpeği öldürülür. Christopher dedektif olmaya karar verir ve bu olay O'nu hiç tahmin etmediği bir gerçeğe götürür.

Altı Çizilenler;

"Asal sayılar, bütün şablonlar ortadan kaldırıldığında ortaya çıkandır. Bence asal sayılar hayata benziyor. Çok mantıklılar ama asla kurallarını çözemiyorsun, bütün vaktini onları düşünerek geçirsen bile." (Syf.22)

"Dünya hiçkimsenin asla fark edemediği apaçık şeylerle dolu." (Syf.102)

"Varoluşu tam anlamıyla gerekli olmayan şeylerin varlığından şüphe etmek gerekir." (Syf.124)

İyi Okumalar :))

15.03.2017

Filiz Aygündüz / Prens Prensesi Sevmedi

Mutlu sonla biten masallarla büyümek !! Ve bu yüzdendir ki; hayatımız boyunca, sonlarının hep güzel olduğunu varsaydığımız, sonları güzel olacak diye çırpındığımız ve buna kendimizi inandırdığımız masallar yaratırız. Vakit yol aldıkça bunun böyle olmadığını anlamak ise ayrı bir masal bizim için. Gerçek bir masal. Ömrün yaşam diye adlandırılan ince çizgisinde gerçek masallarla karşılaşmak. Ve sonunda dumur olmak !! Hep dumur olmak !!

Kitabın kapağına bakınca, tam da yukarıda ki cümleler peydah oldu zihnimde. Hep inanmak istediklerimize inanıp yaşıyoruz çoğu zaman. Aslında öyle değil !! Biz, bizim dışımızda, bize sunulanı yaşıyoruz. Mantığımız devreye girerse müdahale ediyoruz sadece. O da çok nadir !! (Dipnot: "Yok ben hiç yapmam, mantığım hep devrededir" diye maval okuyan kesimde değilim ben. İnsan her duyguyu ve olguyu, paşa paşa tecrübe eder, ne kadar inkar etse de !!) Duygularımıza yenik düşüp, insanları tanıma, dahil olma, dahil etme, sevme ve düzeltmeye çalışmak ekseninde gidip geliyoruz. Aslında biliyoruz ki; kimse değişmez. Bazı kavramları, kendi benliğimizde deneyip yol almayı başarabilirsek; belki daha sağlıklı ilişkiler kurabiliriz. Ki bu bahsettiğim şey, sadece farklı cinslerin duygusal ikili ilişkileri için geçerli değil. Aile ve sosyal yaşantımızda ki tüm bireyler için öngörebiliriz. Yazar, kitapta ikili ilişkiler üzerine güzel saptamalar yapmış, ismi ne kadar bir masalı anımsatsa da, içeriğin öyle olmadığını söyler, bir göz atın derim.

Kitaba gelince; Deniz, hayattan bezdiği bir gün, sarhoş olmaya karar verir ve bütün gece içer. Ertesi gün rahatsız edici bir kalp çarpıntısı ile kendini hastane de, Doktor Ömer'in karşısında bulur. Ve ne olduysa, o karşılaşmadan sonra olur.

Altı Çizilenler;

"İnsan, sevgisinin sınırlarının ne kadar geniş olabileceğini, onu ortaya çıkaracak kişi hayatına girene kadar bilemiyor sanırım." (Syf.33)

"…hikayelerimiz durumu açıklar, ama duygularımızı değiştirmez." (Syf.83)

"Bir tek gün ölmeyi göze alamadığın için her gün ölmek…" (Syf.192)

"Bilmem kaç sene kendine sormadığın soruları otuzundan sonra gözüne sokunca, lök diye kalıveriyorsun. Soru basit gibi görünüyor ama aslında en zor olanlar da onlar değil mi?" (Syf.211)

"Hesaplı kitaplı, matematik formülleri uygulamak şeklinde gelişmiyordu olay. Hatta bazen insan, olup bitenin farkına her şey bittikten sonra varabiliyordu. Bitmiş bir resmi okumak, yorumlamak gibi…Belki de bazen böyle bitiyordu insanın çocukluğu…Ve belki de böyle böyle yetişkin oluyordu kimi insanlar." (Syf.231)

İyi Okumalar :))

14.03.2017

Murat Menteş / Ruhi Mücerret

İlk Murat Menteş kitabı. Ve tek kelimeyle bayıldım. Okumak için, neden bu kadar geç kalmışım bilmiyorum. Yazarın hayal gücüne hayran kalmamak imkansız. Olaylar, kahramanlar, kahramanların isimleri. Hayal ürünü bir kahraman da olsa; ben Ruhi Mücerret'i çok sevdim. Yoğunluktan dolayı elimde biraz fazlaca kalsa da; kitabın kapağını her kaldırışımda; "ee, nerede kalmıştık, anlat bakalım" dedim kendi kendime. O kadar samimi. Kahkahası bol, hüznü kıvamında bir kitap.

Yazarın dili çok naif. Sizi sıkmadan, akıp gidiyor satırlar. Yer yer, hayata dair verdiği anekdotları, altını çizmeden geçemiyorsunuz. Kuzenim Dublörün Dilemması'nı ısrarla oku demişti. Şimdi anlıyorum ısrarını. Kitap, kitaplığımda okunacaklar arasında mevcut. Yakın zamanda, onu da okunacaklar listesine alacağım. En kısa vakitte Murat Menteş ile tanışın derim.

Kitaba gelince; Ruhi Mücerret, 100 yaşında, İstiklal Savaşı'nın son gazisi. 23 Nisan kutlamalarında, yolu Civan Kazanova ile kesişir. Macera asıl şimdi başlıyor.

Altı Çizilenler;

"Kimileri kaderce mimlenmiştir." (Syf.18)

"Tesadüf, talih ve bahtsızlık…hepsi kaderin şubeleridir." (Syf.30)

"Senden bekleneni, sana emredileni ya da seni kurtaracak olanı değil; kalbinin derinliklerinde tasdikleneni yap. İyiliği içselleştir." (Syf.41)

"Alemde bir zerreden ibaret olmasaydık, belki işler kolaylaşırdı." (Syf.45)

"İnsan Allah'ın yeryüzündeki halifesi, yani kalfasıdır. Allah'ın kalfası değilsen, şeytanın çırağı olursun…" (Syf.80)

"Umut, gerçeklerle;  umutsuzluk ise hayatla bağını gevşetiyor insanın." (Syf.87)

"Hayat, bir insanın duası, diğerinin şükrüne denk gelince canlanır…" (Syf.90)

"Aşk, sizde olmayan bir şeyi, bunu sizden istemeyen birine vermeye çalışmaktır." (Jacques Lacan / Syf.100)

"Allah'ı sevdiğini söyleyen kimse, kendisini sevmiyorsa o iş sakattır. Yaşamak, yeni günahlar işleyebilecek güçte olmaktır." (Syf.118)

"Olaylara hep aynı açıdan bakarsan gerçek kararır." (Syf.141)

İyi Okumalar :))

15.02.2017

Mustafa Kutlu / Huzursuz Bacak

2017'de de yeni yazar keşiflerine devam ediyorum. Mustafa Kutlu hep merak ettiğim yazarlar arasında idi. Yazarı seven birkaç arkadaşımdan tavsiye istedim. Huzursuz Bacak, ortak söylenen bir kitap olduğu için, Mustafa Kutlu okumalarına onunla başladım. Yazarı bu kitabıyla tanıdığım için şanslı olmalıyım. Tam da günümüzün, hali hazırda değişmeyen sorunlarını, bir de yıllar öncesinin gözlemleriyle izleme şansım oldu. Değişen hiçbir şey olmamasıyla birlikte, problemler kat kat daha da eklenmiş. Toplum sorunlarının neden bitmediği, 50 yıl öncesinden bu yana hiç değişmediği hep soru işareti. Bu tarz kitaplar okurken, her şey gelişip, her şey kendini geliştirirken, biz ve toplum sorunlarımız olduğu yerde sayıyor, sadece şekil değiştiriyor !!

Yazarın dili çok akıcı, kısa kısa bölümleri olan güzel bir öykü sunmuş bize. Zorlanmadan, konuya, satırlara hakim ola ola ilerliyorsunuz. Bu kitapla birlikte birkaç kitabını daha almıştım yazarın. En kısa zamanda okuma listemde olacak. Mustafa Kutlu ile tanışılması gerektiğini düşünüyorum. Bu savım, yazarın diğer kitaplarını okudukça daha da belirginleşecektir.
 
Kitaba gelince; Ömer Faruk, üniversite yıllarında görüş ayrılığı yüzünden sürekli olayların içine dahil olunca, babası tarafından yükseköğrenimi için yurtdışına gönderilir. Döndüğünde hiçbir şey aynı değildir. Bırakıp gittiği tüm değerler değişmiştir. Peki ya Huzursuz Bacak !!

Altı Çizilenler;

"Kalabalıkta kimsenin yüzü kendinin değildir." (Syf.6)

"Dünya bir gündür, o da bugündür." (Syf.48)

"…biz ömrün çok kısa olduğunu duyuyor, düşünüyor ama az sonra unutuyoruz. İnsanoğlu unutkan ve nankördür. Elindekinin kıymetini bilmez, kaybedince mızıldanır. Biz her zaman bu işi bir hatırlar, bir unuturuz. Sürekli hatırda tutmak velilere mahsus. Ölmeden ölenlere." (Syf.50)

"Gece gebedir." (Syf.62)

İyi Okumalar :))

26.01.2017

Hasan Ali Toptaş / Kuşlar Yasına Gider

Kitap bitti, keşke bitmeseydi !! Çoğu okur gibi gözyaşlarıma engel olamayanlardanım ben de. Benim nedenim biraz daha farklı. Babam, tabii ki hayatımın çok farklı bir yerinde, fakat ben kitapta, ben ve babamdan çok, babam ile dedemi resmettim. Yazar ile memleketli olduğumuz için, yazarın yol betimlemelerinde anlattığı köylere, yollara o kadar aşinayım ki; duygusallık boyutum biraz daha yoğundu o yüzden.
Dünyanın gel zaman git zaman hallerinde, kişiliklerimiz, olgularımız, gelenek göreneklerimiz o kadar evrim geçirdi ki; kitapta bir evlat olarak babasına yapması gereken her şeyi yapan, saygısını hiç eksiltmeyen bir adamla karşılaşmak içinizi sızlatıyor, fakat bir yandan da düşündürüyor: Acaba ben yapmam gerekenin ne kadarını yapıyorum ? Yazar bunu öyle içten işlemiş ki kitapta; elinizden bırakamayacağınız, temposu hiç düşmeyen bir kitap sizi bekliyor.

Ebeveyn ilişkileri hep kuşak çatışması ile farklı bir boyuta taşınır. Oysa ki; ne zaman yetişkin dediğimiz mertebeye ulaşıyoruz, fikirlerin ve gerçekleşen fiillerin, ebeveyn süzgecinden geçtiği için doğruluğunu kabul ediyoruz çoğu zaman. Anne / baba, insanoğlunun seçimine bırakılmayan, zorunlu bir ilişki biçimidir. Ama en gerçek sevgidir. Çok klasik bir temenni olacak ama; onlara yanınızda iken kıymet verin, sonrası geç, gereksiz ve kıymetsiz olacaktır !!

Yazarın okumadığım kitaplarını şimdiden alınacaklar listesine ekledim. Kitaplığımın bir rafında Hasan Ali Toptaş külliyatını kesinliklikle görmeliyim !!

Kitaba gelince; Yazar bir adamın, babasının rahatsızlığı nedeni ile Ankara / Denizli arasında gidip gelen hikayesi. Yollar, yitip giden zamanlar, hürmet, sevgi, baba, oğul, kardeş, anne.

Altı çizilenler;

"…bazı canlıları yara öldürmüyor, muhatapsız kalmak öldürüyor." (Syf.167)

İyi Okumalar :))

13.01.2017

Sezgin Kaymaz / Bugün Bize Kim Geldi

Uzun zaman önce biten, ama bloga aktarmak için yeni fırsat bulabildiğim, çok güzel bir kitapla buradayım. Sezgin Kaymaz'ın romanları tartışmasız daha iyi, fakat; önce Bakele daha sonra bu kitap ile tanıştığım öykülerini de çok sevdim. 
Sezgin Kaymaz'ın kitaplarında ki kendine ait tarzını ve edebiyat dilini seviyorum. Doğal, içten, sıcak, bizden. Hayatın her anına, her canlısına, her kelimesine, her noktasına, virgülüne dokunup, sizi bazen kahkahalara boğup, bazen de duygusal bir düşünce yoluna sokabiliyor.
Kitaplığımda bekleyen birkaç kitabını, 2017'nin okunacakları arasına şimdiden ekledim. Sezgin Kaymaz'ın dünyasına kesinlikle adım atmalısınız. Hiç okumayanlar için, başlangıç olarak Lucky diyorum. Gerisi zaten gelecektir.

Kitaba gelince; Birbirinden keyifli 8 öykü. Hayat, insanlar, hayvanlar, beklentiler, ne umduk, ne bulduk zamanlar, aynı dili farklı yollardan konuşmalar. Hepsi okunmaya değer öyküler, fakat beni kahkahalara boğan iki öykü var ki; sırf onlar için bile okunur kitap. "Yanlış Anlama Ömer Faruk" ve "Sokakta Köpekler Evlenir". Ah Küçük Şaban :)

Altı çizilenler;

"Bekle bekle, um um. Böyle hayat mı olur?" (Syf.125)

"Bakma…dedi, "Gör!" (Syf.151)

"Hayatta iki kişiye laf anlatamazsın mümkün değil. Bilene, bir de cahile. Bilen zaten biliyor, nasıl anlatacaksın ? Cahil zaten cahil, ne anlayacak?" (Syf.154)

İyi Okumalar :))

4.01.2017

Gürgen Öz / Karanlık Köy

2016'nın son günleri başlayıp, yeni yılın ilk günlerinde bitirdiğim kitabımla yepyeni bir yılda yeniden blogumdayım. Bu yıl kitap konusunda biraz iddialı olmakla beraber, hedefimi yine de ölçülü tuttum.
Öncelikle değinmeden edemeyeceğim; Öz kardeşler gerilim konusunda epey başarılılar. Sevgili Yaprak Öz'ün Berlinli Apartmanı ve Şeytan Disko kitapları da aynı tattaydı.
Gürgen Öz'ün Nevrotik isimli kitabı da kitaplığımda okunacaklar arasında, fakat ben önceliğimi romanından yana kullandım. Yazarın ilk romanı olmasına karşın, güzel ve akıcı bir kurgu sizi bekliyor. Yer yer psikolojiye değinen söylemleri tekrar tekrar okunmaya değer.
İlk sayfasından son sayfasına kadar merakta bırakan, sonunda ne olacak acaba senaryolarını zihninizden hiç eksiltmeyen, heyecanla devam eden bir romandı. Ama benim bazı soru işaretlerim kaldı, belki yazar o soru işaretlerini de bizim hayal gücümüze bırakmıştır. Fakat, ben yine de Serhat'ın Karanlık Köy'de ki tecrübesini ve neler yaşadığını öğrenmek isterdim. Devam niteliğinde bir kitap gelmeyeceğine de eminim. Soru işaretleri olsa da tadında biten bir kitaptı. Her şeyden uzaklaşıp, yaşanan kötü şeyleri, gündemi biraz unutup, bir kitaba gömülmek istiyorum diyorsanız; Karanlık Köy iyi bir tercih olacaktır.

Kitaba gelince; Murat, hırslı bir gazeteci. İstediğini elde etmek için çabalarken, hayatının farklı olgularını kaybeden bir adam. Yeni işinde, arkadaşı Kerem ile Trabzon'a bir belgesel çekmek için gider. Onlara yardımcı olan rehber Serhat'ın Karanlık Köy'den bahsetmesiyle kendilerini farklı bir olay örgüsünde buluverirler.

Altı çizilenler;

"Hayat kısa. Ona kırıl buna kırıl, sonunda dostun kalmıyor. Çok alıngan milletiz biz. Hep bir şeyler bekliyoruz. Sevmiyorum ben bunu…" (Syf.70)

"Zaten, hakkımda kim ne düşünür derdinden hasta olduk ya toplum olarak. Neyse…" (Syf.73)

"Bu toplum dinle, gelenek görenekle, mahalle baskısıyla, adetlerle, kurallarla, yasaklarla, günahlarla baskılandığı sürece geri kalmaya mahkumuz." (Syf.82)

"Bu topraklardaki kavga ve birbirini kabul edememezlik bitmiyordu bir türlü." (Syf.150)

İyi Okumalar :))