24.08.2016

Sylvia Plath / Sırça Fanus

Nihayet Sırça Fanus'u bloga aktarma vakti. Elimde uzun soluklu kalan kitaplardan biri oldu. Sanırım bir kitabı daha, yanlış bir zamanda okudum. Tüm olumlu yorumlara rağmen ben pek keyif alamadım bu kitaptan. Joanne Greenberg'in Sana Gül Bahçesi Vadetmedim kitabını çağrıştırdı bana. Sırça Fanus'un dili biraz daha mizah içeren ve kolay anlaşılır bir dil sadece. Konu aynı. Kendi dünyasının içine sıkışmış, kimlik arayışında kaybolmuş ve sonu akıl hastanesi olan bir birey konu edilmiş. Yarı otobiyografik bir roman Sırça Fanus. Öyle ki; kitabın yazarı da kendi iç dünyasının sırça fanusundan kurtulamayıp 31 yaşında intihar etmiş.

Kitaba gelince; 1950'ler. Esther Greenwood. Büyük umutlar ve beklentilerle bir moda dergisinde iş bulur ve New York'a gelir. Umdukları, karşılaştıkları ve yaşadıklarının çatışması Esther'i bir bunalıma sürükler.

Altı çizilenler;

"…hani kent her saniye biraz daha küçülür ama insan gerçekte kendisinin küçüldükçe küçüldüğünü, yalnızlaştıkça yalnızlaştığını, bütün o ışıklardan ve o coşkudan saatte bir milyon kilometre hızla uzaklaştığını, hisseder ya, onun gibi bir şey işte." (Syf.21)

"Sessizlik bunaltıyordu beni. Sessizliğin sessizliği değildi bu. Benim kendi sessizliğimdi." (Syf.23)

"Eğer birinden hiçbir şey beklemezsen hayal kırıklığına uğramazsın." (Syf.63)

"Sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkılıp kalan insan için dünyanın kendisi kötü bir rüyadır." (Syf.244)

İyi Okumalar :))

15.08.2016

Barış Bıçakçı / Baharda Yine Geliriz

"Bizim Büyük Çaresizliğimiz"den sonra ikinci Barış Bıçakçı kitabı. Yazarın naif, sıcak, sıkmayan kalemini çok seviyorum. Kitabı okurken değişik bir his peydah oluyor ! Sanki karşılıklı oturmuşuz da, bir demlik çay eşliğinde sohbet ediyoruz, sevgili yazar anılarını anlatıyor. Her Barış Bıçakçı kitabından sonra Ankara'yı gezip görme isteği uyanıyor bende. En kısa zamanda aklımda olan bir ziyareti gerçekleştireceğim sanırım. Öykülerde ki sokakları arşınlamak güzel olacaktır eminim.

Kitaba gelince; Birbirinden sıcak, içten öyküler yer alıyor kitapta. İnsanlar, şehirler, hayatlar, sokaklar, özlemler, ayrılıklar, Ankara ve soğuk günleri, memurlar ve gündelik yaşamları. Ben gibi, sen gibi her satır. Kesinlikle okunmaya değer.

Altı çizilenler;

"Kendi içini göremeyen, orada ne rezil şeyler olduğunu bilmeyen, kendi içinden çıkamaz." (Syf.19)

"İnsanın geçmişi peşinden uysal bir köpek gibi gelse, tamam ! Ama biz insanların zamanla tedirgin bir kediye dönüşme olasılığı da var. Sırtı kabarık, durmadan arkasına bakan bir kedi…" (Syf.61)

İyi Okumalar :))

11.08.2016

Ercan Kesal / Nasipse Adayız  

Okuma konusunda kaplumbağa hızını dahi ileride bırakacak bir yavaşlıktayım. İş yoğunluğu, mevsim sıcakları, küçük seyahatler.....vs. Bahanem çok anlayacağınız. Ama asıl neden "reading slump". Yani kitap okuyamama sendromu. Bir süredir benimle ve ben üstüne gitmemeye özen gösteriyorum. Kafanızın içi doluysa, binbir çeşit planınız var ise; normal bir sendrom. Ben eylüldeki tatilimden sonra kurtulacağım bu sendromdan inşallah. Deniz, kum, güneş kime iyi gelmemiş ki ?

Sımsıcak Peri Gazozu ve sohbet havasında ki Evvel Zaman'dan sonra, sanırım yanlış ve düşüncelerle dolu olduğum bir zamanda okuduğum için, ne yazık ki keyif alamadığım bir kitap oldu Nasipse Adayiz. Ercan Kesal'in kalemine, diline, satırlarında ki içtenliğe hayranım; fakat bu sefer frekansımız tutmadı. Kim bilir, belki bir süre sonra tekrar okurum.

Kitaba gelince; Kemal Güner. Doktor. Ayrıca çalıştığı hastanede yönetici. Kendini, tesadüfen bir seçim karmaşasının içinde buluverir. Ne olduğunu dahi anlamadığı bir serüvende koşturmaya başlar.

Altı çizilenler;

"Geçen gün ömürdendir…" (Syf.16)

"Kör nokta nedir biliyorsun değil mi?
  Kişinin kendini tanıyamadığı nokta kör noktaymış." (Syf.144)

İyi Okumalar :))