31.05.2016

Tarık Tufan / Şanzelize Düğün Salonu

Yıllar önce, ortaokula gittiğim vakitlerde "Kekeme Çocuklar Korosu" ile tanışmıştım Tarık Tufan ile. O zaman çok sevmiştim, fakat bir daha yollarımız kesişmemiş sanırım. Yıllar sonra yazarla, yeni romanıyla yeniden karşılaştık ve eski bir arkadaşa rastlamış gibi okudum satırları. 
Yazarın dili oldukça sade, anlatmak istediğini, okuyucuyu çok zorlamadan iletebiliyor. Fakat yazar; bir insanın arayışa geçmesini, yaşadığı ve yaşamak istediği hayat arasında bocalayıp bir tarafa yönelme arzusunu, karşı tarafa tam zıt bir yaşam tarzını empoze etmeye çalışırken, biraz katı bir dil kullanmış sanki. Zıtlık tabii ki olacak !! Bunun doğru veya yanlışlığını tartışmıyorum !! Naçizane fikrimdir ki; herkesin yaşam tarzına saygı duyulmasının gerektiğini ve bize uymayan olguları yanlış diye lanse etmek ve bunu vicdani bir yöne bağlayıp karşı tarafı yermek ne kadar doğru tartışılır diye düşünüyorum !!
Benim altını çizdiğim o kadar çok cümle var ki; birkaçını sizlerle paylaşacağım. Tarık Tufan'ın dingin üslubunu tatmak için okumaya değer bir kitap.

Kitaba gelince; Annesini kaybeden, Şeyh bir babanın oğlu. Edebiyat kulübünde Eda'ya aşık olur ve hayatına sorular yağmaya başlar. Soruların peşinden giderken ummadığı bir olay kurgusunun içinde bulur kendini.

Altı çizilenler;

"Çaresiz insanlar son bir umut olarak, son bir kurtulma arzusuyla, toprağın altına girer gibi, karanlıkta bir okyanusun sularına dalar gibi gözlerini kapatırlar. Gözlerini kapamak çocukluktan kalma ilkel bir savunma silahıdır; hiçbir sorunu çözmez, sadece sen görmeden olup biter her şey. Bu da iyi bir şeydir." (Syf.9)

"Bu dünyada hiçbir düşmanım yok, çünkü en çetin kavgaları kendi içimde yaşıyorum. Kendim varken bana zarar vermesi muhtemel bir başkasına ihtiyacım yok." (Syf.13)

"Yürüdüğün yolun ışıklandırılmış olması, gideceğin yerin aydınlık olması anlamına gelmez." (Syf.13)

"Yalancı bir peygambere inanmaktan daha kötüsü, bir peygambere yalandan inanmaktır…" (Syf.28)

"İnsanın çaresizliği ne kadar büyükse, kendisini teselli edebilecek en saçma hayallere inanma ihtiyacı da o kadar büyüktür." (Syf.58)

"Zamanı uzatan, insanın geçmiş acılarının toplamını bir duygu olarak o an diliminde yaşamasıdır." (Syf.119)

"İstanbul sadece fotoğraflarda yoksulların arkasında durur." (Syf.231)

"Yaşamak, insanın ömrü boyunca kaçmaya çalıştıklarına tek tek yakalanma tecrübesidir. Bazılarından biraz daha uzun süre kaçabiliyoruz ama er ya da geç yakalanıyoruz. Yaşlanmak, artık kaçma teşebbüsünde bulunamayacak kadar yorulmak demektir. Gençler kaçarlar, yaşlılar beklerler; mukadder olan nerede olursak olalım gelip bizi buluyor. Onca kaçış denemesine rağmen buradayım; bütün çabalarıma rağmen tam da unuttum dediğim anda." (Syf.233)

İyi Okumalar :))

24.05.2016

Selçuk Aydemir / Mahalleden Arkadaşlar

Yaşadığım semtte geçtiğinden mi, 90'lar benim de çocukluk yıllarıma denk geldiğinden mi, ya da ben içten gülmeyi özlediğimden midir nedir bilemem ama; kitaptan büyük keyif aldım. Mekanlardan dolayı zaman zaman gözlerim dolsa da; kahkahalarımın dinmediği bir okuma serüveniydi. 

Şimdi olduğu gibi, o zamanların da kendine ait zorlukları vardı tabii ki. Ama ne zaman o yıllar zihne tebelleş olsa; "güzeldi be" deyip dolan gözlerime inat kahkaha attığım anılar gelir hatra. Çok klişeleşen insan ilişkilerine inat, çok sıcak, samimi, akrabaymışcasına komşuluk ilişkileri vardı o yıllarda. İlk arkadaşlık deneyimleri, grupça hareket etme eylemleri, kan kardeş serüvenleri komşu çocukları ile idi. Sabah erkenden sokağa fırlayıp, akşamın ne kadar çabuk olduğuna hayıflandığımız, hiç ayrılmak istemediğimiz, belki de hayatımızda görüp görebileceğimiz en saf en temiz yüreklerin sevgileri bizimleydi o vakitler.

Hepimizin medyadan aşina olduğu Düğün Dernek, Çalgı Çengi, Kardeş Payı, İşler Güçler gibi yapımların senarist ve yönetmenliğini yapan yazarın dili çok naif, anlatmak istediğini hiç dolambaçsız aktarmış satırlara. 6 ile 11 yaş arası bir grup çocuğun, mahalle kültürünün var olduğu dönemlerde ki hallerini, çok keyifli bir anlatımla sunmuş. 90'lar da çocuk olmuş, o yılları özlemiş, birkaç günlüğüne zaman tüneline girmek isteyen herkese tavsiyedir kitap. Dilinizde patlayan şekerler varken okumak daha keyifli olur belki. Deneyin. :))

Kitaba gelince; Selçuk, Mete ve Serkan. Çocukluğun, o en temiz ve masum yanıyla mahallelerinde çete kurmaya karar verirler. Tek engelleri kendilerinden birkaç yaş büyük ve güçlü bir çetesi olan İsmet'tir.

İyi Okumalar :))

23.05.2016

Mine G. Kırıkkanat / Sinek Sarayı

Uzun zamandır sekteye uğrattığım kitap günlerime yavaş yavaş geri dönüyorum. Uzun yaz akşamlarını keyifli kılacak dostlarıma nihayet kavuştum. Tembellik bitti. :))
Yeni yazar keşiflerine Mine G. Kırıkkanat'la devam ettim. Ve öyle çok sevdim ki; "Sinek Sarayı" biter bitmez, yazarın diğer kitaplarını hemen ilk alınacaklar sepetime ekledim.
Anlatım dilini çok sevdim yazarın. Konuyu işleyişi, birbirine bağlayışı, karakterler, hepsi birbiriyle uyum içinde. Betimlemelerden hoşlanan biri olarak, yazarın mekan betimlemelerini ayrıca çok sevdim. Karakterler, farklı dünyaların, fakat aynı apartmanın birer ferdi. Hem uzak olduğumuz, ama bir o kadar içimizde olanlar. Belki de hep uzak olmak istediklerimiz. Ama yürekteki acılar hep aynı !!
O kadar çok altını çizdiğim cümle var ki; "dur, burayı tekrar oku!" diye seslenen cümleler. Hala okumayanlar için kesinlikle tavsiye bir kitap.

Kitaba gelince: Sinan. Mimar. Babası Fransız, annesi Türk. Yıllar sonra Türkiye'ye dönmeye karar verir. Yakın arkadaşı Hilmi'nin, Cihangir'de çıkmaz bir sokakta bulunan anneannesinin evine yerleşir. İstanbul özlemi, anne özlemi, gelecek kaygısı ve karşılaştığı farklı apartman sakinleri. Sevgiler, ayrılıklar, hüzünler, yarım kalan aşklar...

Altı çizilenler;

"İyi niyet, aşağılayıcıdır kimi zaman. Nefrete dayananların, merhametle öldürüldüklerini gördüm." (Syf.9)

"Gençler kendi yaşadıklarını ölçüt almazlar. Onların zamanı gelecektir çünkü. Zamana, geçtikten sonra sahip çıkıyor insanlar." (Syf.28)

"Tek kişilik kederleri taşımak her zaman daha ağırdır." (Syf.55)

"Sevgi doyumsuzluğu, yaşama karşı ya da yaşam içinde yırtıcı insanların başlıca gerekçesi mi, bilmiyorum." (Syf.74)

"Anlatılmayan öyküler, kimi zaman yaşanırlar." (Syf.85)

"Onurun aşırısı da onursuzluğa mı dönüşüyordu acaba ? Sevgi gibi ?" (Syf.109)

"İyi insan ne demek anne ?
 Çektiği acıları, verdiği acılardan daha kolay unutanlar, iyi insandırlar yavrum." (Syf.121)

"Gerçek ne demek zaten ? Düşlerin gerçek olmadığını kim ileri sürebilir ?" (Syf.131)

"Kimi sızılar vardır, keder değil, acıdırlar. Kapıya sıkışan bir parmak gibi, yüreğini dağlarlar insanın." (Syf.135)

"Her yaşamın bir arka bahçesi var mı?" (Syf.135)

"Yoksunluğun sessiz çığlığı değil midir nefretin sesi?" (Syf.138)

İyi Okumalar :))
 

18.05.2016

Hakan Karakaşoğlu / Mumsema Han

Kitap Eminönü, Kapalıçarşı, Tahtakale ve Beyoğlu arasında geçtiği için bile okunmaya değer bence. Sadece bu mekanlara gittiğimde kendimi İstanbul'da hisseden ben, kitabı okurken tarihi yarımada turu attım bir nevi. Yazarın ilk romanı, naçizane bir okur olarak ben çok beğendim. Kitap karakteri Adem'e ise hayran oldum. Kitabın dili gayet naif. Sizi ilk sayfadan alıyor son sayfaya kadar  hiç sıkmadan götürüyor.
Kitabın kapağına ayrıca hayran oldum. Biraz da mesleki bir merakla inceleyip beğendiğim kapaklar arasına girdi. Kitabın hikayesine ve geçtiği mekanlara istinaden uyum içinde. Ben kendi adıma söyleyebilirim ki; yazarın yeni çıkacak olan kitaplarını dört gözle bekliyor olacağım.

Kitaba gelince; Adem, ailesini küçük yaşta trafik kazasında kaybetmiş. Çelişkileri, hayata karşı çekinikliği ve tüm korkuları ile hayata tutunmaya çalışmış. Eminönü'nde bir hana yolu düşen 'Adem'in hikayesi.

Altı çizilenler;

"Kurtulmak için kendimizden feragat etmemeliyiz. Aksi takdirde kurtulmuş değil, tüm ruhumuzu sarmalayan bir yalanın içinde kaybolmuş oluruz. Biz inadına, daha çok kendimiz olmalıyız." (Syf.18)

"Bazı günler vardır, bilirsin, hızla akar gider zaman ve o zamanlar ne eksiltir, ne doldurur seni. Dokunmaz, geçer gider yanından ama sen onu açık kalmış pencereden esen rüzgar zannedersin." (Syf.59)

"Merhemi olmayan acılar çekerek kabuklarımızı kırmak zorundayız." (Syf.59)

İyi Okumalar :))

13.05.2016

Hüseyin Kıyar / Hisar'dan Ahmet

Babamın adı Ahmet olduğu için mi bu kadar etkilendim ben bu kitaptan ? Yoksa satırlarda özlediğim bir sıcaklığı yakaladığım için mi ? Başlayıp yarım bırakmıştım, sonra tekrar başlayıp bir günde bitirdim. Yazarın anlatım diline bayıldım. Böyle sıcacık, doğal, bizden gibi. Sanki dinlemeyi sevdiğim birinden, yan komşu Ahmet amcanın hikayesini dinler gibi. Belki biraz babam vardı satırlarda. Ne de güzel olur, ben de birgün oturup babamı yazsam. Kim bilir belki birgün !! Kitabı es geçmeyin derim. Hisar'dan Ahmet ile kesinlikle tanışın.

Kitaba gelince; Hisar'dan Ahmet, memleketinden Ankara'ya göçmüş. Hayatı ciddiye almak ile tiye almak arasında gidip gelen, ciddi görünümlü, fakat içinde ki çocuğu hiç kaybetmemiş bir adam.

Altı çizilenler;

"Zaten zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok, inan bana!" (Syf.129)

"İnsanlar yüzyıllar boyu savaştılar, gürzlerle birbirlerinin kafalarını yardılar, birbirlerinin üzerine ateşler attılar, bombalar patlattılar, zehirlediler. Hep zalimlerin sözü geçti,  sanki dünya yalnızca onlarındı." (Syf.131)

İyi Okumalar :))

 

11.05.2016

Sezgin Kaymaz / Lucky

Evet, tam iki ay boyunca benimle olan ilk kitap. Sorun kitapta değil, bende !! Her ne kadar "bahardandır"ın arkasına sığınmış olsam da; bahardan falan değil, bu düpedüz benim alenen tembelliğim ve kitap okuma isteksizliğim. Hala çözmüş olduğum bir sorun değil. Tek tesellim, kitap okumayı çok sevdiğim uzun yaz akşamlarının teşrif etmesi.

Kaptanın Teknesi'nden sonra ikinci Sezgin Kaymaz kitabıydı Lucky. Kendine has tarzını seviyorum yazarın. Kitap her ne kadar uzun süre elimde kalsa da, ilk başlarda patlasam da, yarısından sonra açıldı ve hızlı bir yol aldı sona doğru. Konu itibariyle Yeşilçam filmlerini aratmıyor. Yakın arkadaşlıklar, hatır gönül ilişkileri, sevmek, sevilmek, affetmek. Sezgin Kaymaz tarzını severlere tavsiye. Ama siz benim gibi yapmayın, bir çırpıda bitirin kitabı.

Kitaba gelince; Lucky İsviçre'den gelen cins bir Doberman. Girdiği ortamda kendini sevdiren, oyuncu, biraz şımarık bir canlı. Aralarına girdiği bir grup insanın hayatını nasıl değiştirdiğine şahit olacaksınız.

Altı çizilenler;

"…çözüm, her zaman çok yakınımızda ama doğru yere bakmasını bilmediğimiz için onu bir türlü göremiyoruz…" (Syf.33)

"Hayat, sonsuzluk sarayının malzemesini daima izbelerden, küller arasından seçer...(Mevlana)" (Syf.48)

"…acılar ve kayıplar, insana önceliklerini hatırlatmaya yarardı." (Syf.100)

"İnsan ancak ruhunda büyük fırtınalar kopartan o büyük kaybı yaşadığı günkü acısını muhafaza etmeyi başarabilirse o günkü kadar erdemli kalabilirdi." (Syf.101)

“…kutuplaşmanın olduğu yerde, zıtlaşma ve itişme ne kadar kuvvetli bir hal alırsa, kutupların çekimi de o kadar kuvvetli bir hal alır…" (Syf.174)

"İnsan içinden üşüyor…" (Syf.210)

"Zamane pek de ehemmiyetsiz şeylere pek fazla ehemmiyet veriyor…" (Syf.362)

"Hiçbirimiz kaderimizi kendimiz seçmedik…bundan sonra da seçemeyeceğiz…sadece, öyle olduğunu zannedip gideceğiz…" (Syf.371)

"Dinleyen dostsa memnun olur, dost kalır, düşmansa zaten bana bağlı değil kendi gerçeğine düşmandır, çeker gider, düşman kalır." (Syf.404)

İyi Okumalar :))