29.01.2016

Ransom Riggs / Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları

Bir aydır elimde olan kitabı nihayet bitirdim. Kitap kötü mü ? Tabii ki hayır !! Ben "reading slump" teşhisi koydum kendime. Canım okumak istemiyor(du). Ama atlattım diye düşünüyorum. İki günde kalan 250 sayfayı bitirdiysem eğer; sanırım gerçekten atlattım. Üstelik bu kadar keyifli bir kitaba neden bu kadar zaman adapte olamadıysam ? Fantastik filmleri hiç kaçırmayan biri olarak, kitaplarda da o çocukca heyecanı duymayı seviyorum. 
Son sayfasına kadar; çocukları, mekanları ve olayları gözümde canlandırdığım çok keyifli bir kitaptı. Sanki iki zaman arasında gidip gelen kahramanlardan biriydim. Biraz olsun gerçeklerden kopup, fantastik bir dünyada dolaşmak isterim diyorsanız; kesinlikle okuyun derim. Bazen bestseller okumak iyi geliyor, en azından bana.  Sanırım seri iki kitapla devam ediyor. Bakalım İthaki Yayınları onları ne zaman yayımlayacak ?

Kitaba gelince; Jacob, çocukluğundan beri büyükbabası Bay Portman'ın, yaşadığını öne sürüp anlattığı hikayeleri, O'nun hayallerinde canlandırdığını kabul etmiş, masal gibi dinlemişti. Taa ki; büyükbabası birgün vahşice öldürülene kadar. Bu yaşadığı şok Jacob'ı hikayelerini dinlediği dünyaya sürükler.

Altı çizilenler;

"Hepimiz kendi masallarımıza tutunuruz; ta ki onlara inanmanın bedelini ağır ödeyene dek." (Syf.19)

"Biri seni içeri almazsa er ya da geç kapıyı çalmaktan vazgeçersin." (Syf.101)

İyi Okumalar :))

11.01.2016

Uygar Şirin / Anne, tut elimi !

Bazı kitaplara öyle zamanlarda rastlarsınız ki; ruhunuz dile gelmiş, satırlara dökülmüş zannedersiniz. Karışık Kaset'i okuduktan sonra tüm Uygar Şirin kitaplarını edindim. "Anne, tut elimi!" ile başladım okumaya. Hikayesi, anlatımı ne kadar naif olsa da, bir o kadar işliyor içinize. Belki ben tam da ihtiyacım olan bir vakit rastladım bu kitaba. 
Hepimiz hissederiz zaman zaman; hayat sadece bize mi bu kadar kötü diye ? Değil aslında !! Kimi zaman hiç yaşamak istemediklerimiz inadına üstümüze de gelse, çoğu şeyin suçlusu da olsak, değil !! Hayat zaman zaman, ama fırtınalı ama tsunamili herkese biraz serttir. Hayat, o dev dalgalara rağmen, birgün geliyor usul usul yanaşıyor limana.
Kitapta yer alan bir parça beni çok etkiledi. Zaten bildiğim bir şarkı idi, fakat hikaye ile bütünleşince daha bir anlam kazandı.
"Ah, peşimde rüzgâr, ne yağmurlar dost ne bir kıyı var, deliyim
 Ah, düşlerim kaldı, yalnızım düşlerim kaldı, deliyim
 Ah, yaralı kalbin, sönüp gidecek yaralı kalbin, delisin
 Ah, küçücük gemi, dönmezsin bir daha geri, delisin"

Kitaba gelince; Ceren, bir trafik kazasında annesini kaybettikten sonra hayata karşı susar. Sessizliği ile kendini cezalandırır. Peki ya hayat ne idi ?

Altı çizilenler;

"Ben konuşsaydım, kendimi anlatmaya çalışırdım. Beni anlamanızı isterdim. Ama bu imkansız, değil mi? Ben konuşsaydım, susardım." (Syf.11)

"İnsan "Ne fark eder" dediği zaman hiçbir şey için uğraşmıyor." (Syf.39)

"Anlamıyorsan, aklın ermediğinden değil, zamanı gelmediğindendir." (Syf.50)

"Ne kadar gizlenirsen o kadar görünürsün. Ne kadar kaçarsan o kadar yakınlaşırsın. Ne kadar sakınırsan o kadar acırsın. (Syf.68)

"Yo, o kadar kolay değil bu. Hiç kolay değil. Hayat öyle akşamdan sabaha değişen bir şey değil. Öyle direksiyonu çevirdin mi dönen bir araba değil. Sen uğraşıp uğraşıp dümeni zar zor iki milim oynattıktan yıllar sonra, yönünü belli belirsiz, fark edemeyeceğin kadar az değiştiren, iğrenç, dev bir gemi." (Syf.119)

"Bizim böyle kötü bir huyumuz var işte.
  Her şeyi birbirine çarpar, tozu dumana katarız.
  Çünkü o zaman, etrafına bakınca hiçbir şey göremezsin.
  O zaman. dönüp kendine bakmayı akıl edersin." (Syf.140)

Ve son olarak;
"Ya soba sırf sen öyle olduğunu düşündüğün için sıcaksa? Ya soba sen ona ne dersen o oluyorsa?"











İyi Okumalar :))

6.01.2016

Mahir Ünsal Eriş / Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde

Ne zaman Mahir Ünsal Eriş okusam, ruhum, hüzün ve çocuk sevinci ikilisi ile kapışıyor. Bir yandan çocukluğunu özleyip, bir yandan yaşadığın an itibari ile hüzün basıyor ruhunu. Yazarı okuyanlar bilir ki; dili sade, yalın ve akıcı. Sizi sıkmadan akıp giden öyküler.
Biz eskiden arkadaşlarımızı, dost rütbesine terfi ettirir çok severdik. Şimdi hepsi "anı"lar altında yazılan birkaç cümle. Artık pişmanlıklarımızla boğuluyoruz sadece. Çabalamak adına koşar iken, sizle koştuğunu sandığınız insanların fütursuzca yürüdüğünü görmek artık hayat.
Neyse ki Mahir Ünsal Eriş gibi yazarlar var da; yaşadığımız andan bizi alıp, eski, bahçeli evlerin merdivenlerine oturtup çocukluğumuzu anlatıyor adeta. İyi ki kitaplar var ve nefes alabildiğimiz bir atmosfer sunuyor bize.

Kitaba gelince; 14 öykü. Birbirinden farklı, bir o kadar sıcak karakterler. Dostluklar, boşuna çabalar, yoksulluklar, yalnızlık, yarım kalmışlık. Sıcacık öykü özleyenlere tavsiye.

Altını çizdiklerim:

"Ne çok değişiyor dünya, sanki her sabah dünden akılda kaldığı kadarıyla yeniden kuruluyormuş gibi. Her gün biraz daha kendine benzememeye başlıyor her şey o yüzden." (Syf.26)

"Kafamın içi öğlen uykusu gibi güzel, uyuşuk ama bir yandan da..." (Syf.47)

"Hayat boşluk kaldırmıyordu çünkü, boş bıraktığın yeri gelip kendi dolduruyordu." (Syf.106)

İyi Okumalar :))