30.03.2016

Sadık Hidayet / Kör Baykuş

Bazı kitaplar bazı zamanlara ağır geliyor. Bu aralar verimli kitap okuyamadığımı da varsayarsak; 95 sayfalık kitap, elimde süründü durdu. Sevdim mi, sevmedim mi karar veremedim. İyi bir anlatım var evet, tasvirler falan iyi evet, ama konu sanki kopuk gibi. Gerçeklerle rüyalar birbirine girmiş. Gerçeklerin gözümüze gözümüze sokulduğu şu günlerde, kitabı yarım bırakmamak için zorla okudum, ama hiç keyif almadım. Acaba yarım bırakıp tekrar mı dönseydim bilemedim. Altını çizdiğim güzel bölümler olsa da; ben İran edebiyatını pek sevmedim. Şimdilik rafta ki yerini alsın. Belki bir zaman sonra yine buluşuruz.

Kitaba gelince; Kitap roman diye nitelendirilse de; yazarın oluşturduğu kahramanın günlüğü gibiydi daha çok. Yaşadığı kötü zamanları, buhranları, insanlara güvensizliği konu edilmiş.

Altı çizilenler;

"Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıktan yiyen, kemiren yaralar." (Syf.15)

"Hayat denen şeyden el çektim, bıraktım, pekala, gitsin elimden! Ben gidince de, adam sen de, kim isterse okusun benim bu kağıt parçalarını. Ne gelecek umurumda, ne onlar. Yazıyorsam, yazmak ihtiyacı beni zorluyor da ondan. Mecburum, düşüncelerimi hayali bir varlığa, gölgeme bildirmek baskısını çok, pek çok hissediyorum." (Syf.39)

"Her birimiz ansızın, sebepsiz düşüncelere dalmıyor muyuz, bu hayaller bizi öylesine sarıyor ki zamanı, mekanı farketmez olmuyor muyuz? İnsan bilmez bile ne düşündüğünü; ama sonra kendini ve dış dünyayı hatırlamak, düşünmek için toparlanmak zorundadır. Bu da bir sesidir ölümün." (Syf.70)

İyi Okumalar :))

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder