22.02.2016

Sinan Sülün / Karahindiba

Yeni yazar, yeni öykü keşiflerine devam. Sırada adını çok duyduğum, birçok yerde rastladığım, hem olumlu hem olumsuz eleştiriler alan Karahindiba vardı. Okuduğum birçok olumsuz eleştiriye rağmen; kitabın, okunmaya değer, çok naif ve yalın bir dili olan, içten bir kitap olduğunu düşünüyorum. Öyküler, aslında hep yaşadığımız, ailevi, toplumsal, sosyo kültürel yapıların her birini ele almış ve büyük bir ustalıkla bize sunmuştur.
Karakterlerin kişilikleri, duyguları, hissettikleri, dönem dönem karşımıza çıkan, hatta çoğu zaman, bizim bizzat şahit olduğumuz olaylara ve duygulara çok iyi yansıtılmış. İçten anlatımının da verdiği keyifle, bir dostunuzun sizinle derdini paylaşıyormuşcasına okuyorsunuz kitabı. Bence bir fincan kahve eşliğinde, kitabı elinize alın ve kahramanlar ile dertleşmeye başlayın.

Kitaba gelince; 3 öykü. Kırgınlıklar, yaralı kalpler, ailevi buhranlar. Rıfat ile; bir şeylere geç kalınmışlığın sızısına, Numan ile; çaresizlikle, aşk acısının iç içe geçmiş haline, Adnan ile hayatın tüm çıplaklığına çarpıyorsunuz.

Altı çizilenler;

"Bize her şeyi yanlış öğretmişler.............Bu dünyanın dörtte biri kara, dörtte üçü gözyaşıymış. İnsanlıktan ikmale kalmışız haberimiz yok." (Syf.39)

"Aşk ne zaman karşına çıkacağını bilmediğin, asla engelleyemeyeceğin, kabul etmekten başka çarenin kalmadığı bir fırtına gibidir. Kendini onun kollarına, senin için seçtiği yazgıya bırakırsın. Fırtına dindiğinde belki kendini güneşin bütün bedenini ısıttığı bir bulutun içinde mutlulukla süzülürken bulursun, belki de soğuk ve yalnız kayalardan başka hiçbir şeyin olmadığı bir kıyıda. Ne olacağını asla bilemezsin. Ben sende bu bilinmezliği sevdim." (Syf.59)

"Aşk acısı ölümün provasıydı.  Prova bitmişti." (Syf.67)

İyi Okumalar :))

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder