16.09.2015

Barış Bıçakçı / Bizim Büyük Çaresizliğimiz

Okuduğum ilk Barış Bıçakçı kitabı. Ve sanırım ben en iyisi ile başladım. Diğerlerini okumamış olsam da; bu eserin tadı uzun süre kalacağa benziyor. Şimdiden tüm kitapları alınacaklar sepetine eklendi. 
Kitap adeta akıyor. Dili çok anlaşılır. Sizi yormadan; aşkları, dostlukları, Ankara sokaklarını usul usul anlatıyor. Ender ve Çetin pek unutulacak karakterler değil. Okurken hiç bitmese, sohbetlerine ortak olabilsem hissi uyandırıyor. Onlarla aynı rakı masasında oturup Nihal'i çekiştirmeyi ve bir türlü beceremediğim ilişkilerden dem vurmayı arzu ettiriyor.
Kitapların filme uyarlanmasına karşı olan ben, eserin uyarlandığı ve aynı ismi taşıdığı filmi izledikten sonra yine hüsran yaşadım. Kitapta daha fazla ayrıntıya yer verildiği için; biz okurlar aynı performansı filmden de bekleyince sonuç tabii ki hüsran oluyor. Oyunculuklara sözüm yok. Özellikle İlker Aksum çok iyi bir performans sergilemiş her zaman ki gibi. Benim derdim kitabın o can alıcı satırlarını filmde görememek. Ayrıntılı kitabı okuduktan sonra hızlı çekim gibi geliyor film. Ama zevkler ve renkler tartışılmaz felsefesinden yola çıkar isek; izleyin bir ara derim.
Yazarın kitaplığımda bulunan "Baharda Yine Geliriz" kitabını okunacaklar kulesinin üstlerine sıkıştırdım şimdiden. Bu eser ise kesinlikle tavsiye.

Kitaba gelince; Ender ve Çetin küçük yaştan itibaren birlikte olan iki dost. Birgün, ortak bir arkadaşları Fikret, ailesi ile bir trafik kazası geçirir ve ebeveynlerini kaybeder. Sorun şu ki; Fikret Amerika'ya dönmek zorunda ve onunla birlikte kazadan kurtulan kız kardeşi Nihal Ankara'da kalıp okuluna devam etmelidir.

Altı çizilenler;

"Hareket etmezsen acı üzerinde birikir." (Syf.22)

"Önce aşk vardır. Hatırlamak da, acı çekmek de, sevgilimize vereceğimiz çiçeğin fotosentezi de ondan sonra başlar." (Syf.30)

"…bazen edebiyat hayattan daha açıklayıcıdır." (Syf.37)

"…duygusal hayatımızı, ihtiyaçlarını gidermek ve acıdan kaçmak dışında başka bir faaliyeti olmayan bir bebeğin hayatı olarak görmeye eğilimliyizdir." (Syf.53)

"…biliyor musun ki bu dünyada hiçbir zaman ortada, hazır bir bağlantı yoktur. Bağlantıları biz kurarız." (Syf.65)

"Bütün tatlar ekşi bütün kokular kesif bütün hisler fani." (Syf.88)

"Bizim büyük çaresizliğimiz Nihal'e aşık olmamız değil, sesimizin dışarıdaki çocuk seslerinin arasında olmayışıydı. Asıl çaresizlik buydu." (Syf.102)

"Yaptıklarımızı olumlayan yasalar buluyoruz; sanırım aklımız böyle işliyor: Buyurgan iç huzurumuzun boynu bükük kölesi olarak." (Syf.106)

"…Batı'nın kavramları vardı, çünkü yaşayanların kavramları olurdu, yaşamayanların yasakları, suçları, günahları…" (Syf.138)

"Kendisi de sayısız insan tarafından anlatılmış sayısız hikayeden ibaret olan gerçeği kim bilebilir ki!" (Syf.144)

"Hangimiz yaşamadık, savruluşların sonunda bir yerde bizi bekleyen ismimize düzenlenmiş kimlik arayışını?" (Syf.146)

İyi Okumalar :))

9.09.2015

Adnan Binyazar / Şah Mahmet

Gönül isterdi ki; şuraya yazdığım yazıyı ülkede herşey güllük gülistanlık iken yazsa idim. Ama hayat hiçbir zaman istediğimiz gibi yönlenmediği gibi, istediğimiz anları da yaşayamıyoruz. Acılar yaşasak dahi; herşeye rağmen nefes almaya devam ediyoruz. Bundan sonra yaşamımda ki tek ilkem olan "daha çok okumak, daha çok yazmak"ı uygulamaya koymak bile daha iyi hissettirdi. Acıları paylaşırken bir yandan geleceğe ışık olmak da gerek !!

Yazarın okuduğum ikinci kitabı. Öncesinde "Masalını Yitiren Dev"i okumuştum. Adnan Binyazar'ın kendi hayatından bir kesiti anlattığı, otobiyografi türündeki kitap hala yüreğimin cız eden yerinde durur.

Bu kitapta ise yazarın öykücülüğü ile tanıştım ve bir kez daha hayran oldum. Romanında ki tat hiç şüphesiz öykülerinde de yer almış. Derinlerdeki duyguları, bizdenmişcesine satırlara aktarmada gayet başarılı ve öykü kahramanlarını yanınızda hissedermişcesine gerçekçi bir anlatım. Öykü sever tüm okurların tanışması gereken bir yazar.

Kitaba gelince; 8 öykü, 8 hayat, 8 kahraman. Şah Mahmet, Hayri Bey, Nevriye ve dahası; sizi alıp farklı zamanlarda farklı hayatlara sürüklüyor. Uyku Güzeli ve Eller uzun süre dönüp dönüp okuyacağım öykülerin arasına girdi.

Altı çizilenler;

"Zaman, belleğin düşmanıdır." (Syf.20)

"İnsan, zamanaşımına uğradığını varsaydığı "geçmiş"te yaşadıklarını bir türlü unutamıyor…" (Syf.36)

"Şu "zaman"ın ettiğine bak; dünyada hem acı çekeceksin, hem o acılardan kurtulamayacaksın!" (Syf.36)

"Kent çocuğunun eli toprağı tanımaz. Toprak, tanımayana uysal yanını göstermez." (Syf.49)

"…sevinci anlatan olmuştur da, hüzün hep hüzün kalmıştır…" (Syf.52)

"Hayat dediğin nedir ki, bir gün gördüğünü başka bir gün görmemekten başka ! Sonra düz bir boşluğa düşüyorsun; başı sonu bu !.." (Syf.61)

"…çok iş yapar görünenler, devinim çarkını boşa döndürerek elindekini bir yerden alıp bir yere koyan, sonra da koyduğu yerdekini alıp eski yerine aktaran birer kör dolap beygiridirler." (Syf.67)

"Ancak sevdaya tutulanlar anlar, çocuklukla yetişkinlik arasının bir adımlık yol olduğunu." (Syf.103)

"…insan dediğin, ağzının tadını kendi sofrasından başkasında bulamaz…" (Syf.103)

"…çöl uzaktan görünmez, ona içinden bakacaksın…" (Syf.104)

"Bilinç neydi?
  Benliğin sonsuz boşluğunda zerre olduğuna erme duygusu…" (Syf.136)

"Kulak asma, ömrünü bağırtılı çağırtılı yaşayanlara, dedi, derinliksizdir onlar, derinliği olmayanın dinginliği de olmaz…" (Syf.143)

"Göç davulu vurmayınca, ışığın sonlu olduğu bilinmiyor !…" (Syf.155)

İyi Okumalar :))