21.05.2015

Mine Söğüt / Deli Kadın Hikayeleri

"Beş Sevim Apartmanı"ndan sonra ikinci bir Mine Söğüt kitabı. Ve yine bir Mine Söğüt aykırılığı; farklı bir dil, farklı bir anlatım. Kitabın ismiyle özdeşmiş bir kitap kapağı ve hikayeleri anlamlandırmış iç sayfa resimleri. Biraz ürkütücü olsa da; hikayeler resimler ile bütünlük kazanıyor. Ve ne güzel bir çalışmadır ki; iç sayfa resimlerini yazarın eşi Bahadır Baruter çizmiş. Yazarın dilinden ve hikayelerin konusundan dolayı kitabın biraz buhran havası var. Öyle ki; gerçek dışı da olsa, kötü yaşanmışlıkların hikayelerinin mutlu sonla bittiğini pek iddia edemeyiz sanırım !!

Kitaba gelince; 21 öykü. 21 intihar etmiş kadın öyküsü. Toplumun her kesiminde hala tokat gibi yüzümüze çarpan nedenlerden intihar etmiş kadınlar. Aile baskısı, cinsel taciz, ensest ilişkiler, toplumda yalnızlık, kadınlığın yük gibi omuzlarda taşınması. Yoğun yaşanmışlıkların buhrana sürükleyip delilikle son bulması.

Altı çizilenler;

"Sahi insan ölünce içindeki şarkılara ne oluyor…" (Syf.22)

"Siz bilmezsiniz ama kızlar babalarını çok severler." (Syf.35)

"Demek, su başına gelenleri hiç unutmazmış. Bir masal olup yeniden yeniden anlatır, intikam alırmış...hiçbirimiz bilemedik." (Syf.120)

"Aşkı hikaye yapan imkansızlık değilmidir anneanne?" (Syf.151)

İyi Okumalar :))

14.05.2015

İpek S. Burnett / Romancı

Yeni bir yazar ve bir ilk roman. İlk etapta kitabın kapağına vurulduğum doğrudur. Daha sonrasında arka kapak yazısını okuyup; Orhan Veli, Sait Faik ve Atilla İlhan'a rastlayınca; bu kadar yazar bir arada ise bu kitap kitaplığımda olmalı dedim. Okuduğum kitap satırlarında bildik yazar ve kitaplara rastlamayı hep sevmişimdir. Sevilen yazarlar neyse de; kitapta "Çalıkuşu"na rastlamak ayrı bir sevindirdi beni. Uzun yıllar önce okuduğum, fakat hep bir anlamı olan bir karaktere ve onun bulunduğu kitaba rastlamak, uzun yıllardır görmediğiniz bir dosta rastlamak gibi. Bazı kitapların okuduğunuz anları nasıl kıymetli ise; o anlarda rastladığınız karakterlerde kıymetli oluyor. İpek S. Burnett aynı zamanda psikoloji alanında doktora yapan bir yazar imiş. Sanırım bu yöndeki bilgi ve deneyimlerini de katmış kitaba. Satırlarda farklı bir ikili ilişki olmasına rağmen ortak dilin yine edebiyat olması, sanırım edebiyat sever herkesin ilgisini çekecektir.

Kitaba gelince; Mühendis olmak için, üniversite parasını biriktirmeye Sivas'dan İstanbul'a gelen Ferit ile yaşlı bakımevinde çalışmaya başladığında karşılaştığı ve ayrı bir ilgi duyduğu Süreyya Hanım ile kurduğu arkadaşlıktan sonra adım adım edebiyata yakınlaşması. Biraz aşk, biraz edebiyat, biraz ilgi, biraz dostluk diyorsanız; okuyun derim bende !! :)

Altı çizilenler;

"Elindekiyle yetinmek illa ki şükran demek değildi…" (Syf.21)

"Oruç bozulduğunda ağza ilk atılan, lezzeti apayrı olan o pide ve peynir lokmasının verdiği mutluluk…" (Syf22)

"Kimileri için insanları kendilerinden uzaklaştırmak, onlara yakınlaşmaktan çok daha kolaydır." (Syf.38)

"Bazen geçmişi hatırlamak bugünü hatırlamaktan çok daha kolay." (Syf.244)

"Zaman durmuştu. Ölüm girmişti işin içine. Var olan artık yoktu. Bir avuç nemli toprak yutmuştu o yaşamı. Geriye sadece birkaç hikaye kalmıştı. Pirinç tanesi kadar küçük, kimsenin aç yüreğini doyuramayacak birkaç anlamsız detay." (Syf.268)

İyi Okumalar :))