25.02.2015

Yekta Kopan / Kediler Güzel Uyanır

Yazarın kitapları bitince hep aynı şeyi düşünüyorum; bu öyküler başucu öyküleri olmalı, her gece yatmadan bir tane okumalı. Okumadığım üç kitabı kaldı yazarın. Onlarda, kitaplıkta okunanlar tarafına geçince; bir yazarın tüm kitaplarını okumuş olacağım. Darısı okumak istediğim diğer yazarların başına. "Okumak bir tutkuysa eğer; öykü o tutkunun tek sahibidir" diye düşünüyorum. Tarz ayrımım olmamasına rağmen son zamanlarda öykülerle daha iç içeyim. Zamanla alakalıdır belki de !! 

Kitaba gelince; Yine birbirinden güzel birçok öykü yer alıyor kitapta. Kelimeler satırlara o kadar yakışmış ki; sağlanan bütünlük hiç bitmese dedirtiyor. Tüm öyküleri sevdim tabii ki; fakat "Bir Gün Sonra", "Yağmur", "Aşk mı? O Da Ne?" ve "Fil Mezarlığı" öyküleri daha bir içime işledi sanki. Öykü severlere tavsiyemdir.

Altı çizilenler;

"Sen hep uzaktan baktın. Korktun. Çay bardağında dönen kaşığın sesi büyüdü içinde. Ne yapsan da ezberleyemedin o şarkıyı." (Syf.17)

"Hayat da öyledir, geçer gider, iyi dinlemezsen, ne dediğini duyamazsın." (Syf.19)

"Her cellat önce kendisinin katilidir, belletiyorum bunu kendime." (Syf.24)

"Ekşi bir tat bırakacak dilinde şehir, tarifi unutulmuş bir çocukluk yemeğinin özlemiyle." (Syf.35)

"Bileceksin ki ancak anlatarak kurtulabilirsin evrenin bitmeyen işkencesinden." (Syf.35)

"Her duygumuzu bir söze hapsetmemiz gerekmiyor, bu kadar dillenirse içimiz, dışımızın ne özelliği kalır." (Syf.80)

"İnsan en kolay kendinden utanıyor. O yüzden sevmem aynaları." (Syf.110)

İyi Okumalar :))
Orhan Pamuk / Kafamda Bir Tuhaflık

Uzun bir aradan sonra, tembelliği bırakıp tekrar bloga yazma fırsatı bulduğum için kendime kocaman bir aferin. Yazmayı seviyorum fakat zaman kavramı bu ara biraz cimri sanki. Şubatın son haftası yeni kitaplara yelken açmadan; yarım kalan kitapları ve dergileri tamamlamaya, blog yazılarını yazmaya ve bazı mesleki kitapları okumaya ayırdım. Bazen nefes almak adına bunu yapmak iyi geliyor. Masumiyet Müzesi'nden sonra okuduğum ikinci Orhan Pamuk kitabı. Şimdiden birkaç tavsiyeyi alınacaklar listeme ekledim bile. Her iki kitaptan sonra Çukurcuma merakım daha da arttı. Müzeye gidermiyim bilmiyorum, fakat Çukurcuma sokaklarını keşfe çıkmalı. Yazarın betimlemelerinden yola çıkarak iyi foto kareleri olduğunu düşünüyorum. Bir sihirbaz gibi zamanı durdurmanın tek yolu olan fotoğraf makinasının kadrajı bakmalı o sokaklara.

Kitap karakteri Mevlut; biraz Pollyanna olmak istiyorum bu konuda ve keşke böyle insanlar hala var olsalar diyorum. Eğer varlar ise ortalığa dökülsünler istiyorum. Saf, temiz, hayatın her anını basit yönden ele alıp yaşayan, kırgınlıklarını, sevinçlerini içinde biriktiren ama hep mutlu olmasını bilen, kafasında bir tuhaflık olan insanlar istiyorum. :) Çok şey mi istiyorum ?? Şehrin karmaşasından bunalınca Mevlut'un "boo-zaa" diyen sesi çınlasın kulaklarınızda. :)

Kitaba gelince; Çocuk yaşta, hem okumak hem sokaklarda yoğurt satan babasına yardımcı olmak için büyük şehre gelen Mevlut'un tuhaf ama bir o kadar da sıcak hikayesi.

Altı çizilenler;

"Kafamda bir tuhaflık vardı,
içimde de ne o zamana
Ne de o mekana aitmişim duygusu." William Wordsworth (Giriş)

"İnsan şehirde kalabalık olabilirdi ve şehri şehir yapan şey de zaten kalabalık içinde insanın kafasındaki tuhaflığı saklayabilme imkanıydı." (Syf.98)

"…toplumların hayatını belirleyen önemli şeyler insanların birbirlerine benzeyen yanlarından değil benzemeyen yanlarından çıkıyordu." (Syf.102)

"Hayatın vereceği huzur ve güzellik ancak hayatından uzakta başka alemleri düşlerken ortaya çıkıyordu." (Syf.120)

"…evlenebilmek için aşk değil güven daha önemli bir duygudur." (Syf.210)

"İnsan hayatta ne için yaşar?" (Syf.210)

"…hayatta öfkelenip söylenerek ve o anki mutluluğunu insana unutturacak o kadar çok şey oluyordu ki…" (Syf.257)

"…içindeki dünyayı şehrin gölgeleri içinde keşfederdi." (Syf.296)

"Şehir hayatının derinliği sakladıklarımızdan gelir." (Syf.379)

İyi Okumalar :))

4.02.2015

Mahir Ünsal Eriş / Olduğu Kadar Güzeldik

Kitap bitti. Ama bıraktığı izler, sızlayan bir yaranın sürekli kendisini hatırlatması gibi benimle. Kitabı elinize aldığınızda kapağınıza bakmanız bile ne kadar bizden, içimizden olduğunu anlatıyor. Çocukluğunuz, gençliğiniz, yaşlılığınız yansımış satırlara. Dönem dönem kendinizi okur gibi. Naif, sıcak, dingin. Yazarla ilk tanışma kitabımdı. Belli ki son olmayacak ! Hali hazırda "Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde" kitaplığımda okunacaklar arasında. Son günlerde verilen habere göre ise yazarın martta (2015) bir kitabı daha çıkıyor. Şimdiden merakla beklenenler arasında.

Kitaba gelince; Herbiri içten 8 öykü. Hepsi sevilesi fakat ben en çok "Kanatlarımız olsa be Metin"i sevdim. Kitaplığınızın bir köşesinde yer etsin bu öyküler.

Altı çizilenler;

"Biri gelip bizi tezgahtan alana kadar, bir manavın önlüğünü süre süre parlattığı elmalar gibi cilalayıp duruyoruz kendimizi. İlk ısırıktan sonra, ısırılan yerlerimizden kararmaya başlıyoruz ama." (Syf.21)

"Bütün bu olan bitenden, bütün bu yaşadıklarımızdan, yaptıklarımızdan, biriktirdiklerimizden, gördüklerimizden sonra illa ki ölecek olmak hakikati..." (Syf.27)

"Umut çok garip bir şey, insanı olduğundan daha aptal etmeye yetiyor." (Syf.38)

"Denizde, suyun üstünde bırakırsın ya kendini. Düz yatmak için değil ama, yüzüstü, kollar bacaklar serbest. Denizanası gibi. Uzaydaymışsın gibi sanki. O hissi çok özlüyorum ben. Kendi ağırlığından kurtulma hissini." (Syf.61)

"Ne olursa olsun, çocukken hayat, koptuğu yerden daha kolay devam edebiliyordu." (Syf.88)

"Öyleyse yaşamak, hayata karşılık hayallerden vazgeçtiğimiz bir kaybetme biçimidir." (Syf.115)

İyi Okumalar :))