17.12.2015

Ayşegül Devecioğlu / Ara Tonlar

2015'in saçma sapan geçmesi, son günlerinin hiç geçmemesi, iş yoğunluğu, insan yoğunluğu, dert yoğunluğunun bende yarattığı rehavet sonucu anladım ki; bu yıl ki okuma hedefim sert bir kayaya çarptı. Ne yapalım darısı 2016'nın başına diyelim. Bol kitaplı bir yıl olsun. Umutluyum 2016'dan; nedenini bilmesem de !!

Yeni yazar keşiflerine sevgili Ayşegül Devecioğlu ile devam ediyorum. Okuduğum ilk kitabı ile tarzını sevdiğim yazarlar arasına girdi. Dönem kitaplarını seven biri olarak; yazarın dilini ve konuyu işleyişini çok sevdim. Okunacaklar listesi bu yeni keşifler ile daha da kabarıyor.

Kitaba gelince; Demir, 12 Eylül darbesinden sonra ortadan kaybolmuş ve yıllar sonra geri dönmüştür. Anıların, dostların, kaybedilenlerin, geride kalanların bir masada toplanmasının ardında yaşananlar ve yüzleşmeler.

Altı çizilenler;

"İnsan denilen yaratığın korkuları da cesareti de aynı yerden doğar ve biri bitmeden diğeri de tükenmez." (Syf.23)

"Sanıyor ki zamanı aldatabilir, her şeyi o çok hırpalanmış eski öykünün içine sığdırabilir." (Syf.38)

"Hikayeler ölürse hakikat de ölür!" (Syf.66)

"…hayatın tuhaflıklarını kabul etmekten başka çaremiz yok, aslında hayat hikayelerden daha tuhaf." (Syf.115)

"Sonra, acı çekmenin gerçekte ne olduğunu öğrendi ve hayat mırıltı halindeki son sözleri haklı çıkardı. Çekilen azapların, acıların genellikle ödülü yoktu ya da ödül vardı da böğürtlen gibi hemen tadı çıkarılacak bir şey değildi. Acı insana özgüydü, insan olmanın bedeliydi, hatta insan olmanın ödülüydü ve teselli aranmaksızın, başkaca ödül beklemeksizin yaşanmak zorundaydı." (Syf.182) 

"Hayal gücünün kaynağı sonsuzlukla kıskıvrak kuşatılmış hayat, hayatın kaynağı da hayal gücüydü." (Syf.197)

İyi Okumalar :))

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder