11.06.2015

İlhami Algör / Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

Popülerliğine kanıp aldığım bilmem kaçıncı kitap. Ve sonuç yine aynı; hüsran. Her seferinde alma deyip merakıma yeniliyorum. İlk sayfalarda normal seyirde olan kitap, sayfalar ilerledikçe yazarın arkasından atlı kovalıyor gibi hızlı bir anlatım var. Okurken maratona katılmış hissi uyandırdı. Sanki; hadi kitabı bitirsem de, başka kitap yazsam gibi. Konu bütünlüğünü ise hiç yakalayamadım. Belki de yanlış bir zamanda okumuşumdur.

Bana kalırsa kitabı es geçip filmi izleyin. İçine biraz da kurgu girince daha lezzetli olmuş sanki. Kitapta ki eksik baharatlar filme serpilmiş. O kekremsi tat biraz tatlanmış, zihne daha bir yer eder hale gelmiş. Tercih tabii ki yine de !! Okurum diyenlere de yok okuma diyecek değiliz. :))

Kitaba gelince; Arif, ilk kitabını yazmaya çalışan yeni bir yazar. Müzeyyen, temel de ilişkilerine bağlı gibi gözüken, fakat kendi benliği bitti dediğinde kaçan bir hatun. İmkansız, açık, bir o kadar da enterasan bir ilişki.

Altı çizilenler;

"Hükümet kerhane önünden geçiyor, devlet erketeye yatıyor, vatandaşa da dut yemek düşüyordu." (Syf.7)

"Taç üstüne taç koyan, taç düşkünüydük." (Syf.10)

"Dağıtmazsam, toparlayamazdım." (Syf.12)

Filmden;

"Bazen insanlar 'bir'i yarım sanır. 'İki' yaparak tamamlamaya çalışırlar, oysa 'iki' lanet bir sayıdır. Kendine yetmez, hep 'üç'e koşar…" 

"Hayat böyle birşey değil mi zaten ? Hep baki bir soru işareti orada öylece durur !!"

İyi Okumalar / Seyirler :))

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder