17.12.2015

Ayşegül Devecioğlu / Ara Tonlar

2015'in saçma sapan geçmesi, son günlerinin hiç geçmemesi, iş yoğunluğu, insan yoğunluğu, dert yoğunluğunun bende yarattığı rehavet sonucu anladım ki; bu yıl ki okuma hedefim sert bir kayaya çarptı. Ne yapalım darısı 2016'nın başına diyelim. Bol kitaplı bir yıl olsun. Umutluyum 2016'dan; nedenini bilmesem de !!

Yeni yazar keşiflerine sevgili Ayşegül Devecioğlu ile devam ediyorum. Okuduğum ilk kitabı ile tarzını sevdiğim yazarlar arasına girdi. Dönem kitaplarını seven biri olarak; yazarın dilini ve konuyu işleyişini çok sevdim. Okunacaklar listesi bu yeni keşifler ile daha da kabarıyor.

Kitaba gelince; Demir, 12 Eylül darbesinden sonra ortadan kaybolmuş ve yıllar sonra geri dönmüştür. Anıların, dostların, kaybedilenlerin, geride kalanların bir masada toplanmasının ardında yaşananlar ve yüzleşmeler.

Altı çizilenler;

"İnsan denilen yaratığın korkuları da cesareti de aynı yerden doğar ve biri bitmeden diğeri de tükenmez." (Syf.23)

"Sanıyor ki zamanı aldatabilir, her şeyi o çok hırpalanmış eski öykünün içine sığdırabilir." (Syf.38)

"Hikayeler ölürse hakikat de ölür!" (Syf.66)

"…hayatın tuhaflıklarını kabul etmekten başka çaremiz yok, aslında hayat hikayelerden daha tuhaf." (Syf.115)

"Sonra, acı çekmenin gerçekte ne olduğunu öğrendi ve hayat mırıltı halindeki son sözleri haklı çıkardı. Çekilen azapların, acıların genellikle ödülü yoktu ya da ödül vardı da böğürtlen gibi hemen tadı çıkarılacak bir şey değildi. Acı insana özgüydü, insan olmanın bedeliydi, hatta insan olmanın ödülüydü ve teselli aranmaksızın, başkaca ödül beklemeksizin yaşanmak zorundaydı." (Syf.182) 

"Hayal gücünün kaynağı sonsuzlukla kıskıvrak kuşatılmış hayat, hayatın kaynağı da hayal gücüydü." (Syf.197)

İyi Okumalar :))

24.11.2015

Paula Hawkins / Trendeki Kız

Epey zamandır bestseller okumuyordum. Çoğunda ağzım yandığı için; yoğurdu üfleyerek yemeyi seçenlerdenim ben de. Kar amaçlı, popüler kültüre malzeme olan kitapları sevmiyorum. Fakat insan arada değişiklikte istiyor tabii ki !! Ben hep belgesel izlerim modunda da kitap seçmiyorum. Tarzını ve konusunu sevdiğim tüm kitaplara yer veriyorum hayatımda. Trendeki Kız'da bunlardan biri. Bestseller olduğu için biraz tereddütlü yaklaştım, fakat kitap okuma hızımın düştüğü bu yılı belki biraz canlandırır diye almadan edemedim. İyi ki de almışım. Kurgusu ve kitabın akış hızı, tam da kağnı gibi kitap okuduğum bir zamanda bana çok iyi geldi. Olayların sıralanışı, birbirine bağlanışı yerinde. Fakat beni çok "aaaaa" dedirten bir sona ulaştırmadı. Bitmesine 100 sayfa kala katili tahmin ettim ve yanılmadım. Birkaç gün biraz heyecan yaşayayım, dedektiflik oynayayım der iseniz okuyun derim. 

Kitaba gelince; Hergün, işe gitmek için bindiği trenden izlediği ve kendi istediği isimleri verdiği çiftin hayatına bir ölüm haberiyle giren Rachel, kendi hayatıyla ilgili bilinmezliklere de yol alır.

Altı çizilenler;

"Kalbinin sesini dinlemenin iyi bir şey olduğunu kim söylemişti ki? Bu egoizmden, her şeyi fethetme bencilliğinden başka bir şey değildi." (Syf.48)

İyi Okumalar :))

11.11.2015

Hasan Ali Toptaş / Gölgesizler

Hiç okumadığım türk yazar keşiflerine devam ediyorum. Sırada Hasan Ali Toptaş vardı. Yeni bir yazar okuyacaksam; yazara alışmak, tarzını çözebilmek, kelimelerine adapte olabilmek için, iyi bir araştırma yapıp en çok artı puan almış kitabından başlıyorum. Ve sanırım doğru bir yoldayım. Her seferinde iyi izlenimler elde edip, ilk defa okuduğum yazarların diğer kitaplarını da hemen sepetime ekliyorum. Tabii ki; bir kitabı iyi ise, tüm kitapları iyi olacak gibi bir olgu yok. Fakat şu ana kadar pek yanılgı olmadı.
Yazarı çok sevdim. Değişik bir tarzı var. Dili çok yalın ve akıcı. Her bölümün sonunda şaşkınlıkla bir diğer bölüme geçme isteği; kitabı kısa zamanda bitirmenizi sağlıyor. İlk başlarda sıkıldığımı ve adapte olamadığımı itiraf ediyorum. Fakat hikayeye alıştıkça, karakterleri benimsedikçe; kitabın içinde bir yerlerde saklanıp, sanki hikayeyi okumuyor da izliyorsunuz hissi uyandırıyor. Varlığınızı sorguluyacak bir roman okumaya hazırım diyorsanız hiç durmayın, alın ve okuyun.

Kitaptan uyarlanan, 2008 yılında Ümit Ünal'ın senaristliğini yaptığı aynı adlı film, birtakım olumsuz eleştirilere rağmen bence gerçekten çok iyi. İlk defa bir kitaptan uyarlanan filmi çok beğendim. Belki buna oyuncular katkıda bulunmuştur. Sevgili Selçuk Yöntem ve Altan Erkekli çok başarılı. Tüm karakterler cuk diye oturmuş. Filmin küçük bir sahnesinde yazara yer vermek ayrıca tat katmış.
Film hakkında daha fazla bilgi için; https://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6lgesizler_%28film%29 adresine göz atabilirsiniz. Ve naçizane fikrimdir ki; filmi kitabı okuduktan sonra izlemelisiniz.

Kitaba gelince; Bir köy muhtarının, tekrar muhtar seçilmesinden sonra köyde yaşanan garip olaylar. Bir var olan, bir yok olan insanlar. Belki de hiç yoklardı da biz var ettik onları.

Altı çizilenler;

"Aynı yolda yürümekten başka çaresi olmayan tuhaf birer yaratıktı insanlar; tekrarın tekrarlananın örtüsü olduğunu anlayamadan, aynı el sallayışların, aynı gülüşlerin, aynı yürüyüşlerin ya da aynı oturuşların içinden geçe geçe damaklarına bulaşan uzak bir serüven tadıyla dönüp dolaşıp aynı noktada yaşıyorlardı." (Syf.156)

İyi Okumalar :))

4.11.2015

Uygar Şirin / Karışık Kaset

Kitap uzun zamandır kitaplığımda beni bekliyor. Bu kadar sıcak anlatımlı bir kitabı, ruh halimin tam da buz gibi olduğu zamanlarda okuduğum için çok şanslıyım. Çocukluğu 90'larda geçen, özellikle müzik dünyasında nostalji yapmak ve eski şarkıları günümüzdekilerden daha çok sevenler kesinlikle okumalı. Nostalji türk müzikleri dinlemeyi seven biri olarak; çok eski şarkıları bildiğimi sanıyordum. Kitabı okuduktan sonra anladım ki; ben birşey bilmiyormuşum. :)) Yazarı bu konuda ayrıca tebrik etmek istiyorum. Nasıl bir araştırma kabiliyeti ise; muazzam eserlerle karşılaştım. Kitabı okurken; bu hangi şarkıydı, bu hangi sanatçı idi, bunun müziği nasıldı derken hepsini az çok dinlemiş oldum. Bugüne kadar hiç dinlemeyip, kitap sayesinde aşina olduğum ve çok önceden dinleyipte unuttuğum birçok eseride not ettim. Arada nostalji yapmak için :)) 
Herkesin hayatında "Karışık Kaset" yapmışlığı vardır. Haliyle benim de var. İlki 4. sınıftayken idi. O yaşta ne anlıyordum bilmiyorum ama, başa sarıp sarıp dinlediğim tek şarkı "Burak Kut/Benimle Oynama"ydı. Anneanne ve dede ile büyümüş biri olarak benim favorim Türk Sanat Müziği idi oysa ki. Ve hala öyle !! Sizin ki ne?  
Kitap biter bitmez, kitabın beyaz perdeye uyarlanmış filmini izledim. Düşüncem hep aynı; kitaplar kitap olarak kalmalı. :)) Fena değildi ama; insan ister istemez filmde olmayan, kitapta bulunan ayrıntıları arıyor. 
Kitabın tek sevmediğim yanı kapağı. Bir önceki baskıyı epey aradım, hani şu üzerinde kaset olan yeşil kapak, maalesef bulamadım. :(( Bu ise daha çok film afişi gibi olmuş sanki.

Kitaba gelince; Kronolojik bir müzik kitabı yazmaya çalışan Ali'nin oğlu Ulaş. Babadan dolayı müzik hayranı, kaset koleksiyoncusu. Bir başlık altında karışık kaset yapmayı seven ve çocukluk aşkını hiçbir zaman unutamayan müzik ruhlu bir genç. Yıllar sonra neler mi olmuş, ee hepsi kitapta :))

Altı çizilenler;

"Çocuklukta dinlediğin, gördüğün, yaşadığın şeylerin çıkmayan bir leke gibi, damga gibi, hani kovboy filmlerinde ineklerin kıçına kızgın demirle damga vururlardı, öyle bir damga gibi sana yapıştığını kanıtlıyor. Kaçamıyorsun. Kaderin oluyor o senin." (Syf.153)

"Korkum hayatın gözlerinin içine bakıp 'İşte şimdi anladım' demek için 83 yaşını beklemek zorunda kalmak. Yaşlanmanın korkutucu yanı ölümün yaklaşması değil, gerçekleştiremediğin hayallerin için kurduğun 'Canım, nereden baksan daha önümde ....... yıl var' cümlesindeki boşluğa yazdığın sayının giderek küçülmesi." (Syf.187)

İyi Okumalar :))

30.10.2015

Berna Durmaz / Bir Fasit Daire

Bazı kitaplar bazı vakitler iyi gelir ya insana; bana da bir nebze iyi geldi bu kitap. D&R ve Can Yayınları'nın kampanyasından almıştım. İyi ki almışım. Üstelik tüm Berna Durmaz kitaplarını da ekledim okunacaklar listeme. Bir mahalle düşünün, kederleri, yalnızlıkları, yoksulluğu; fakat bir o kadar da neşesi, cümbüşü. Öldüğünü kabullenemeyip, hayatının bir parçası olan zurnasını emanet edeceği kişi gelince gözlerini kapatan Cemafer, aslında çok şey anlatıyor bize. Hayat kolay yaşanıp, kolay tüketilir oldu. Oysa ki çok zor ve bir o kadar değerli. Gözler kapanmadan bilebilene ne mutlu. Zurnayı emanet alan Zarif ise öykülerde beni benden alan karakter. Hayata karşı duruşu, vurdumduymazlığı, sevdası…Bunlar sadece yer eden karakterler, kitapta var olan tüm karakterler bir cız bırakıp gidiyor öyküden. Berna Durmaz kesinlikle okunmalı der, öykü seven herkese tavsiye ederim.

Kitaba gelince; Konusu ve karakterleri birbirine bağlı 13 öykü yer alıyor kitapta. Dünyanın acı tatlarını, zulmünü ve aynı zamanda neşesini yaşayan bir mahalle ve biribirinden hisli karakterler.

Altı çizilenler;

"…ne ki dünya. Ağızda kalan bir acı tattı işte, başkaca ne?" (Syf.19)

"Ne yüzler ne insanlar gelir geçer de bir zulüm kalır yeryüzünde. Bir Fasit dairedir zulüm, kuyruğunu yutmuş yılan...Döner döner tekrarlanır, döner döner tekrarlanır, döner…" (Syf.24)

"Sözcükler kaybolunca düşünce de kalmıyordu yerinde. Her şey unutulunca da yaşamın değeri piç gibi kalıyordu ortada." (Syf.67)

İyi Okumalar :))

26.10.2015

Ayfer Tunç / Dünya Ağrısı

Suzan Defter'den sonra ikinci Ayfer Tunç kitabı. Kitabı sevdim sevmesine de; biraz ağır ilerliyor sanki. Aslında hızlı okunuyor, akıcı bir dili var, fakat konu ayrıntının dibine vurarak seyrediyor. Belki de olması gerekendir. "Dünya Ağrısı" sonuçta, iki kelimeyle anlatılacak değil ya! Sıkıldığım zamanlar da oldu, çok sevdiğim anlarda. Kitapta ki kahramanın iç dünyasında ki gelgitleri, fırtınaları, savaşları görmek demek, kendi iç dünyanızın satırlarını oluşturmak demek. Bir insanın yolcu olmak isterken, hayatın, kapımızı çalmadan getirdiği zorunluluklardan dolayı hancı olması, ister istemez bir iç hesaplaşmaya yol açıyor !! Geçtiği dönemde ki toplumsal yapı, insanların önem verdiği değerler, küçük bir insan topluluğunun yaşananlara bakış açıları…Hangimiz dünyanın ağrısını hissetmedik ki ?? Ağır da ilerlese; kitap kesinlikle okunmalı. Bende olduğu gibi sizde de çok ayrı bir tat bırakacağı kesin. Okunacaklar listesine şimdiden iki adet Ayfer Tunç kitabı daha eklendi bile. 

Kitaba gelince; Mürşit, babası hastalanıp öldükten sonra yaşadığı küçük şehirde, babadan kalma oteli işletmeye başlar. Hayatını yolcu olarak geçirmeyi hayal ederken, hancı olmasının Mürşit'in üzerinde ki yansıması.

Altı çizilenler;

"Hikayeler insanı kendi kuyusundan çıkarır, başkalarının kuyularına atar." (Syf.12)

"Hayat başı sonu belirsiz, bulut gibi dağınık, ansızın yön ve biçim değiştirme yeteneğine sahip bir şey. Hayat tanımlanamayan bir şey. Hatta belki sadece bir fikirdir hayat, daha ötesi değildir. Böyle tanımsız bir bulutta nasıl bir yol olabilir ki?" (Syf.19)

"…inanmak dayanak olabilir, sonsuz hayata inanmak bu kısa ama acılı dünyaya tahammül etmenin en mümkün yolu." (Syf.64)

"İnsan, ruhuna batan bir bıçakla yaşıyor olmasa, boğuntusundan kurtulmak için kendine yeni boğuntular icaat eden bir şehre niye gelsin?" (Syf.72)

"Yaşamanın sebebi yok…Sebebi biz uyduruyoruz. Yaşamak bu demek, hayat denen bu şeyi sürdürebilmek için sebep yaratmak." (Syf.105)

"Yaşattıklarını hiç yaşatmamışçasına unutarak kurtulabileceğini sanır bir çocuk. Ama unutmak diye bir şey yok, unuttuğunu sanmak var, çocukluk mazeret olamıyor." (Syf.122)

"Anlatmak acıyı gidermiyor, ama uyuşturuyor." (Syf.143)

"Hayat dediğin dünya üzerinde bir arayış. İnsan ne aradığını de bilmiyor işin kötüsü…bulsan da bir bulmasan da. Belki pes etmek en iyisidir." (Syf.181)

"Ruhunu katman katman açarsın, ama çekirdeğinde öyle bir kor vardır ki, kendin bile dokunamazsın." (Syf.181)

"Dünyada dünya ağrısını dindirecek bir yer var mı? Yok. Dünyanın kendisi ağrı." (Syf.237)

İyi Okumalar :))

20.10.2015

Hakan Bıçakcı / Hikayede Büyük Boşluklar Var

Sanırım eski performansımı kazanıyorum. Okuma hızımı biraz sekteye uğratsam da, son zamanlarda okuduğum akıcı kitaplardan dolayı biraz ivme kazandı sanki.
Okuduğum üçüncü Hakan Bıçakcı kitabı. Ve yine yanılmadığım güzellikte satırlar. Yazarın hayatın her noktasında yaptığı gözlemleri büyük bir ustalıkla kitaplarına aktarması gerçekten başarılı. Üstelik bunu öykülerle bize sunması en güzel yanı.
Görmek, bazen tek başına yetmeyebiliyor. Önemli olan gördüğünü farkedebilmek !! Fakat bazen farketmek de yeterli olmayabilir; farkettiğini sindirebilmek, sindirdiklerinle kendi kendini eleştirebilmek gerek. Öyle zamanlarımız var ki artık; başka hayatların gölgesini dahi taklit eder olduk !! Çok zor değil; sadece biraz kendin olmak !!! Kitap kesinlikle tavsiye. Ve son olarak, şu sürekli hayıflandığımız hayatta önemli olan tek şey; hayallerin de gerçeklerin de Eminönü olması. :))

Kitaba gelince; Hayatınızın bir kesitinde deneyimlediğiniz için; kimi zaman güldüğünüz, kimi zaman düşündüğünüz öyküler yer alıyor kitapta. Zorunlu haller, davranışlar, çelişkili ilişkiler, zorunluymuşuz gibi yaşanan hayatlar, sosyal medyanın öldürdüğü "gerçek sosyalliğimiz", kalıplaşmış toplum tabularına ayak uydururken ortaya çıkan trajikomik hallerimiz, hayat için tasarladığımız ile gerçeğe dönüşenin aykırılığı ve bu aykırılığın getirdiği sessiz hüzünler, anlık egolar için kırılan kalpler…

Altı çizilenler;

"Ömrüm ayıp olmasın diye diye geçip gidiyordu." (Syf.17)

"Kendi kendimeyken çok güzel anlatıyorum da. Oturup biriyle konuşayım dediğimde olmuyor. Aklımdakinin onda biri, içimdekinin yüzde biri anca dile geliyor. Gerisi içimde kalıyor. Kendinden de sıkılıyor insan bir süre sonra. İyi anlaşmak yetmiyor bazen." (Syf.23)

"Yaşlanınca böyle mi oluyor? Gençken küçük görme lüksüne sahip olduğu topluma dahil olabilmek adına çırpınmaya mı başlıyor insan?" (Syf.61)

"Büyük bir felaket olsa hayat dururdu. Önce hayat dururdu, sonra insanlar durmuş olan hayatın içinde bir yerlerde ağlaşırlardı." (Syf.110)

İyi Okumalar :))

19.10.2015

Barış Çağrı Genç / İçindeyim

Epeydir öykülere biraz ara verip roman okumak istiyordum. Beni kitaplığımda bekleyen "İçindeyim" ile güzel bir dönüş yaptım roman dünyasına. Okuduktan sonra, neden bu kadar bekletmişim hayıflanmamı tabii ki yaptım.
Aslında hiç unutmamamız gereken duygu, düşünce, değer yargılarını hatırlattı kitap. Sayfadan sayfaya geçerken, insani olguların aslında küçük küçük noktalarda olduğunu görmek sizi biraz sızlatıyor. Zormuş gibi görünen şeyler aslında, biraz görmek ve yerine koymakla çok kolay hale gelip, anlaşılabilir. İnsanları, yaşadıklarını, dertlerini, mutluluklarını iletişim halindeyken, karşılıklı konuşurken, göz teması ile anlayabilmek çok zor değil aslında. Ama illa ki yaşayıp öğreneceğiz diyoruz bazen !!  Bizim unuttuğumuz, bize sunulan şu aciz vücudun içinde atan bir kalbimizin olduğu, ki o kalp sadece kan pompalamıyor emin olabilirsiniz !! Hayatın bazı anlarını, zorluklarını yaşamadan da hissedebilme yetisine yeteri miktarda sahibiz; sadece kendi dünyalarımıza dalıp, bu yetiyi unutuyoruz. Ben merkezcilikten boğulmak üzere olduğumuzun bile farkında olamıyoruz bazen.
Kitaba ilk başladığınızda, fantastik yönü biraz daha göze çarpsa da, sayfalar ilerledikçe, size vermek istediği noktalar daha çok çarpıyor. Uzun bir hayatın, kırmızı kalem ile altını çizmemiz gereken önemli satırları gibi karşınıza çıkıyor. Kesinlikle okunmalı.

Kitaba gelince; Selim Mert Duru normal seyrindeki hayatına devam eder iken, farkeder ki; berberde traş olduğu andan itibaren kendini farklı bedenlerde buluyor, taa ki bir daha ki berber koltuğuna oturana kadar. 

İyi Okumalar :))

15.10.2015

Murat Özyaşar / Sarı Kahkaha

Ayna Çarpması'ndan sonra hemen başladığım yazarın ikinci kitabı kesinlikle okunmaya değer. Tüm öykülerinde sarı kahkahalar atan satırlar hissiyatınızı hareketlendiriyor. Kitabı ilk aldığımda ben de merak ettim; bir anlamı varmıydı "Sarı Kahkaha'nın ? Var imiş. Kitabın arka sayfasında çok güzel bir cümleyle belirtilmiş; "Herkes ölüsünün ardından kahkaha atar, işte bu krizin, işte bu kahkahanın adıymış sarı kahkaha." Murat Özyaşar, yeni kitaplarını dört gözle bekleyeceğim yazarlar arasında. Kitapla alakalı eleştirilecek tek şey kapağı !! Gazete kağıdını andıran, içteki beyaz kapağa tutturulan sarı kapağı hiç sevmedim.

Kitaba gelince; Birbirinden anlamlı, yoğun duygulu 10 öykü. Ayırt edememekle birlikte; "Kepenk", "Yan" ve "Felç" en yer edenler oldu. Öykü severlerin es geçmemesi gereken bir kitap.

Altı çizilenler;

"Camlara niçin yazı yazar insan, eriyeceğini bile bile. Eriyeceğini bile bile, camlara için için yazı yazar insan." (Syf.15)

"Duydum, sessizlik de kulaklarla duyulan bir şeymiş. Gördüm, karanlık da görülen bir şeymiş. Durduk. Durunca lal oldu dünya, yanımızdan yöremizden aktı hayatlar." (Syf.17)

"Cümlelerin anlamları yoktur, anlamların cümleleri var. Her anlamın bir cümlesi olmadığı için de hikayeler var…" (Syf.21)

"Biliyorum dünya güzeldi, ama bana değil." (Syf.35)

"…dünya karışıksa, insan karmakarışıktır." (Syf.82)

İyi Okumalar :))

5.10.2015

Murat Özyaşar / Ayna Çarpması

Yeni yazar keşiflerine devam. Benim için yeni yazar demek; yeni harfler, yeni kelimeler, yeni cümleler demek…Yeni heyecanlar, yeni hüzünler, yeni sevinçler demek…Hayatıma giren yeni kahramanlar demek…Yazarı, son zamanlarda raflarda ve sosyal medyada patlayan "Sarı Kahkaha" ile keşfettim. Kapağı ile bir hayli ilgi çekmesine rağmen, yazarın ikinci kitabı olduğunu öğrenince ilk kitabından başlamalıyım düşüncesi ağır bastı. Hiç pişman olmadım. Kelimelerin bir nehirden oluk oluk aktığı hoş bir zaman dilimi idi benim için. Sevgili yazarı ilk kitabı ile tanımak güzel bir tecrübe oldu. Öykü severlere kesinlikle tavsiye. Şimdilerde "Sarı Kahkaha"yı okuyan ben yakın zamanda yine buralarda olacağım.

Kitaba gelince; Doğduğu toprakları satırlara taşıyan yazar, kitapta bulunan 12 adet öyküye; parçalanmaları, yok oluşları, var olma çabalarını aktarmış. Hayatın taa içinden…

Altı çizilenler;

"Oysa unutmak isteyip de O'nu hatırlayan hep ben!" (Syf.25)

"Mademki insan bir gecikmedir şu dünyada, kavuşmak fiilinin üstünde ancak ve ancak güzel atlar koşabilir. Madem, gitmekten başka gidecek yerim yok, düğmelerimi ilikleyip öylece çıkmalıyım karşıma. Paltomuda almalı, üşüyebilirim. Malum, mevsim kış." (Syf.49)

"Bir zamanlar doğru sandığım, şimdiki pişmanlıklarıma dönmek için yoldayım. Sizden de biraz tuz var yanımda." (Syf.51)

"Cebimde kış taşları biriktiriyorum daha da uzağa gitmek için." (Syf.52)

"N'eyledim, ben bu uzağa uzak olayım için mi geldim ?" (Syf.53)

"Bazı sözleri söylemek, yapmaktan zordur…" (Syf.63)

"…insanın yarası sağken anlaşılmalı." (Syf.77)

"Ayna ve kutu: Hep kırılan bendim karşısında." (Syf.79)

İyi Okumalar :))

16.09.2015

Barış Bıçakçı / Bizim Büyük Çaresizliğimiz

Okuduğum ilk Barış Bıçakçı kitabı. Ve sanırım ben en iyisi ile başladım. Diğerlerini okumamış olsam da; bu eserin tadı uzun süre kalacağa benziyor. Şimdiden tüm kitapları alınacaklar sepetine eklendi. 
Kitap adeta akıyor. Dili çok anlaşılır. Sizi yormadan; aşkları, dostlukları, Ankara sokaklarını usul usul anlatıyor. Ender ve Çetin pek unutulacak karakterler değil. Okurken hiç bitmese, sohbetlerine ortak olabilsem hissi uyandırıyor. Onlarla aynı rakı masasında oturup Nihal'i çekiştirmeyi ve bir türlü beceremediğim ilişkilerden dem vurmayı arzu ettiriyor.
Kitapların filme uyarlanmasına karşı olan ben, eserin uyarlandığı ve aynı ismi taşıdığı filmi izledikten sonra yine hüsran yaşadım. Kitapta daha fazla ayrıntıya yer verildiği için; biz okurlar aynı performansı filmden de bekleyince sonuç tabii ki hüsran oluyor. Oyunculuklara sözüm yok. Özellikle İlker Aksum çok iyi bir performans sergilemiş her zaman ki gibi. Benim derdim kitabın o can alıcı satırlarını filmde görememek. Ayrıntılı kitabı okuduktan sonra hızlı çekim gibi geliyor film. Ama zevkler ve renkler tartışılmaz felsefesinden yola çıkar isek; izleyin bir ara derim.
Yazarın kitaplığımda bulunan "Baharda Yine Geliriz" kitabını okunacaklar kulesinin üstlerine sıkıştırdım şimdiden. Bu eser ise kesinlikle tavsiye.

Kitaba gelince; Ender ve Çetin küçük yaştan itibaren birlikte olan iki dost. Birgün, ortak bir arkadaşları Fikret, ailesi ile bir trafik kazası geçirir ve ebeveynlerini kaybeder. Sorun şu ki; Fikret Amerika'ya dönmek zorunda ve onunla birlikte kazadan kurtulan kız kardeşi Nihal Ankara'da kalıp okuluna devam etmelidir.

Altı çizilenler;

"Hareket etmezsen acı üzerinde birikir." (Syf.22)

"Önce aşk vardır. Hatırlamak da, acı çekmek de, sevgilimize vereceğimiz çiçeğin fotosentezi de ondan sonra başlar." (Syf.30)

"…bazen edebiyat hayattan daha açıklayıcıdır." (Syf.37)

"…duygusal hayatımızı, ihtiyaçlarını gidermek ve acıdan kaçmak dışında başka bir faaliyeti olmayan bir bebeğin hayatı olarak görmeye eğilimliyizdir." (Syf.53)

"…biliyor musun ki bu dünyada hiçbir zaman ortada, hazır bir bağlantı yoktur. Bağlantıları biz kurarız." (Syf.65)

"Bütün tatlar ekşi bütün kokular kesif bütün hisler fani." (Syf.88)

"Bizim büyük çaresizliğimiz Nihal'e aşık olmamız değil, sesimizin dışarıdaki çocuk seslerinin arasında olmayışıydı. Asıl çaresizlik buydu." (Syf.102)

"Yaptıklarımızı olumlayan yasalar buluyoruz; sanırım aklımız böyle işliyor: Buyurgan iç huzurumuzun boynu bükük kölesi olarak." (Syf.106)

"…Batı'nın kavramları vardı, çünkü yaşayanların kavramları olurdu, yaşamayanların yasakları, suçları, günahları…" (Syf.138)

"Kendisi de sayısız insan tarafından anlatılmış sayısız hikayeden ibaret olan gerçeği kim bilebilir ki!" (Syf.144)

"Hangimiz yaşamadık, savruluşların sonunda bir yerde bizi bekleyen ismimize düzenlenmiş kimlik arayışını?" (Syf.146)

İyi Okumalar :))

9.09.2015

Adnan Binyazar / Şah Mahmet

Gönül isterdi ki; şuraya yazdığım yazıyı ülkede herşey güllük gülistanlık iken yazsa idim. Ama hayat hiçbir zaman istediğimiz gibi yönlenmediği gibi, istediğimiz anları da yaşayamıyoruz. Acılar yaşasak dahi; herşeye rağmen nefes almaya devam ediyoruz. Bundan sonra yaşamımda ki tek ilkem olan "daha çok okumak, daha çok yazmak"ı uygulamaya koymak bile daha iyi hissettirdi. Acıları paylaşırken bir yandan geleceğe ışık olmak da gerek !!

Yazarın okuduğum ikinci kitabı. Öncesinde "Masalını Yitiren Dev"i okumuştum. Adnan Binyazar'ın kendi hayatından bir kesiti anlattığı, otobiyografi türündeki kitap hala yüreğimin cız eden yerinde durur.

Bu kitapta ise yazarın öykücülüğü ile tanıştım ve bir kez daha hayran oldum. Romanında ki tat hiç şüphesiz öykülerinde de yer almış. Derinlerdeki duyguları, bizdenmişcesine satırlara aktarmada gayet başarılı ve öykü kahramanlarını yanınızda hissedermişcesine gerçekçi bir anlatım. Öykü sever tüm okurların tanışması gereken bir yazar.

Kitaba gelince; 8 öykü, 8 hayat, 8 kahraman. Şah Mahmet, Hayri Bey, Nevriye ve dahası; sizi alıp farklı zamanlarda farklı hayatlara sürüklüyor. Uyku Güzeli ve Eller uzun süre dönüp dönüp okuyacağım öykülerin arasına girdi.

Altı çizilenler;

"Zaman, belleğin düşmanıdır." (Syf.20)

"İnsan, zamanaşımına uğradığını varsaydığı "geçmiş"te yaşadıklarını bir türlü unutamıyor…" (Syf.36)

"Şu "zaman"ın ettiğine bak; dünyada hem acı çekeceksin, hem o acılardan kurtulamayacaksın!" (Syf.36)

"Kent çocuğunun eli toprağı tanımaz. Toprak, tanımayana uysal yanını göstermez." (Syf.49)

"…sevinci anlatan olmuştur da, hüzün hep hüzün kalmıştır…" (Syf.52)

"Hayat dediğin nedir ki, bir gün gördüğünü başka bir gün görmemekten başka ! Sonra düz bir boşluğa düşüyorsun; başı sonu bu !.." (Syf.61)

"…çok iş yapar görünenler, devinim çarkını boşa döndürerek elindekini bir yerden alıp bir yere koyan, sonra da koyduğu yerdekini alıp eski yerine aktaran birer kör dolap beygiridirler." (Syf.67)

"Ancak sevdaya tutulanlar anlar, çocuklukla yetişkinlik arasının bir adımlık yol olduğunu." (Syf.103)

"…insan dediğin, ağzının tadını kendi sofrasından başkasında bulamaz…" (Syf.103)

"…çöl uzaktan görünmez, ona içinden bakacaksın…" (Syf.104)

"Bilinç neydi?
  Benliğin sonsuz boşluğunda zerre olduğuna erme duygusu…" (Syf.136)

"Kulak asma, ömrünü bağırtılı çağırtılı yaşayanlara, dedi, derinliksizdir onlar, derinliği olmayanın dinginliği de olmaz…" (Syf.143)

"Göç davulu vurmayınca, ışığın sonlu olduğu bilinmiyor !…" (Syf.155)

İyi Okumalar :))

25.08.2015

Yaprak Öz / Şeytan Disko

Uzun zaman sonra beklenen yazar ve beklenen kitap. "Berlinli Apartmanı"nın tadı damağımda kaldığı için; sürükleyiciliği tahmin edilen bir kitap daha dört gözle bekleniyordu. Ve beklenti tabii ki yine karşılandı. Sevgili Yaprak Öz, bizi yine film tadında, bol gerilimli elinizden bırakamayacağınız satırlara taşımış.
Şahsi fikrim ve tercihim olarak şiir pek sevmediğim için yazarın şiir kitaplarını okumadım. Fakat gerilim/polisiye tadındaki iki romanını da kesinlikle tavsiye ederim. Olayların birbirine bağlanışı, mekan tasvirleri, insan ilişkilerini barındıran satırlar gayet yerinde. Öyle ki; hayal gücünüzü hareketlendirip kitabın kahramanı olabiliyorsanız elinizde iyi bir gerilim romanı var demektir. Üçüncü romanı dört gözle bekliyorum. Fakat siz siz olun, kitabı benim gibi evde yalnız ve gece okumayın. :))

Kitaba gelince; Yaşadığı psikolojik sorunlar nedeniyle eşinden uzaklaşmış, belirsiz bir çıkmaza girmiş olan Deniz'in, yıllar önce yaşadığı ve bir sır olarak saklamak zorunda kaldığı gerçek, zihnini daha çok meşgul etmeye başlar ve bu gerçekle birlikte yaşadığı psikolojik sorunlar içinden çıkılmaz bir hal alır ve O'nu uzun bir yolculuğa çıkarır.

İyi Okumalar :))

19.08.2015

Stefan Zweig / Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Satranç'tan sonra ikinci Zweig kitabı da okundu ve kitaplığımda yerini aldı. Satranç kitabını kendimi zorlayarak bitirmiştim. Sanırım okuduğum zamanın biraz yanlış olmasından dolayı sıkılmış idim. Almam gereken anekdotları almış olmamla birlikte, yine de beni çok fazla kendine çeken bir kitap olmamıştı. 
Fakat bu kitap, bir kadının aşka karşı serzenişti olmasından dolayı belki de (!), beni mest etti. Yazılan satırlarda, dile getirilen aşk, içtenlikler, kırgınlıklar bir hayli duygu yüklü. Fakat burda ilgi çekici olan asıl yan; Stefan Zweig'in bir kadının duygularını kendi yaşamışcasına satırlara bu kadar gerçeklikle aktarabilmesi. Böyle bir düşünceye en son Kürşat Başar / Başucumda Müzik kitabında varmıştım. Bir erkeğin, bir kadının yaşadığı aşkın derinliklerini satırlara böyle birebir yaşamışcasına aktarması zor olsa gerek. Yazılabilir diye düşünenler vardır belki; fakat ben çok kolay birşey olduğunu düşünmüyor ve takdir ettiğim bir yazın olduğunu belirtmek istiyorum. Aynı zamanda modern klasiklere de giren kitabı, uzun öykü sever tüm okurlara tavsiye ediyorum.

Kitaba gelince; Bir yazara "Sana, beni asla tanımamış olan sana" hitabıyla gönderilen uzun bir mektup, sizi, yıllarca karşılıksız sevdiği adama derin duygularını anlatan bir kadının satırlarına taşıyor.

Altı çizilenler;

"Sadece yalnızlık çeken çocuklar tutkularını bütünüyle, dağılmaksızın koruyabilirler, ötekiler, duygularını başkalarıyla beraberlik atmosferinde gevezeliklerle harcarlar, yakınlıklarla köreltirler, aşk hakkında çok şey okumuşlardır, duymuşlardır ve aşkın ortak bir kader olduğunu bilirler." (Syf.12)

"…insanların arasında yalnız olmaktan daha korkunç bir şey yoktur." (Syf.20)

İyi Okumalar :))

14.08.2015

Sema Kaygusuz / Barbarın Kahkahası

Uzun zaman sonra yeni yazar ve yeni bir kitap. Her yeni kitap, yeni bir hayat tecrübesi gibi. Okuduklarınız, anladıklarınız, yeni tanıştığınız karakterler size farklı pencereler açmakla kalmıyor, farklı yollara farklı açılardan ışık tutabiliyor. Kitap yolculuğunuzda tanıştığınız her yeni yazar eve gelen misafir gibi aslında. Muhabbetinden hoşnut iseniz; saatlerce sohbet eder, ayrılık vakti geldiğinde yeniden görüşme planları yaparsınız. Fakat tat almadıysanız, biraz ittirmeyle devam eder sohbet ve hitap eden bir tat yok ise yarıda kesilir. Sema Kaygusuz ise eve tekrar misafir etmekten hoşlanacağım bir yazar oldu. Bölüm bölüm yazılmış olan roman, her bölümde farklı bir içsel hesaplaşmaya değinmiş olsa da, bölümler birbirinden bağımsız gibi görünse de, bittiğinde kafanızda oluşan bütünlük sizi şaşırtıyor. Ve biliyoruz ki; herkesin etrafa gülücükler dağıtırken içinde kanayan, kabuk bağlamamış yaraları var. Kesinlikle okunası bir kitap.

Kitaba gelince; Mavi Kumru Moteli'nde kalan bir grup insan, otelde yaşanan bazı garip olaylarla, birbirleriyle daha fazla iletişim kurmaya başlar ve her birey kendi iç dünyasına girip, kendine ait olguları tartar. İç hesaplaşma, otokritik, biraz gerilim, biraz polisiye.

Altı çizilenler;

"Hayvanın gözü var ama ifadesi yok. Dakikalarca avucumda ifade aradım. Bu bile insan hilesi. Acıyı göremeyince canı yanmıyormuş gibi düşünüyorsun." (Syf.34)

"Sıradan bir olumsuzluğu büyük acılardan kalan deyişlerle anlatırsan, asıl keder görünmez hale gelir." (Syf.39)

"Koklamadan, değmeden, tatmadan, işitmeden bakanlar, sadece bakanlar, gerçeği gördükleri kadar zannederler." (Syf.60)

"…gaibe karışan hayalettir çocukluğumuz. Kimi zaman matem havasında, kimi zaman nostaljik içlenmeyle yad ettiğimiz çağ, zannedildiği gibi çocukluğumuz değil, bağrımızda saklı çocuksuluğumuzdur." (Syf.124)

İyi Okumalar :))




7.08.2015

Yekta Kopan / Kara Kedinin Gölgesi

Her Yekta Kopan kitabı bittiğinde; "baştan mı başlasam?" hissi var bende. Kendine özgü öykü dilini çok seviyorum yazarın. Sizi hiç zorlamadan akıp gidiyor satırlar. Bu kitap yazınsal olarak biraz daha farklı idi. Şiirsel bir dil kullanmış yazar. Bir solukta okuyabileceğiniz neredeyse tek sayfalık öyküler. Yekta Kopan'ın kitaplarını okurken elimden kalemi bırakamıyorum. O kadar içe işleyen satırları var ki; altını çizip not etmeden duramıyorum. Ara ara açıp okumak, yeniden okurken ki hissi yaşamak ayrı bir haz benim için. Kitap okumak kadar yazmak da büyük bir keyif bence bir okur için. Kitaplığımda kalan son Yekta Kopan kitabı "Karbon Kopya". Onuda okuduktan sonra yazarın yeni kitaplarının yolunu gözleyeceğiz artık. Öykü severlere tavsiye.

Kitaba gelince; Sizi sıkmayan kısa kısa, birbirinden hoş 26 öykü. Hepsini sevmeme rağmen; Kırmızı Kurdele, Çıkmaz Sokak ve Kestane aklımın hep bir köşesinde olacak. 

Altı çizilenler;

"Yazmayan kalem öldürür. Kan da kurur, mürekkep de..." (Syf.9)

"Oysa kekeme bir aşk, aslında en çok konuşmak isteyen aşktır." (Syf.15)

"Geçenlerde ruhuma sıkışmış bir ödevi kustum çalışma masamın üstüne. Yapılmamış bir ödev; bir soru. Uzun uzun düşündüm ve cevabı buldum geç de olsa: Hafızadan silinen her anı, biraz daha özgürleştiriyor insanı..." (Syf.27)

"…aşk bir şehir, duygular da o şehrin her köşesine kadar uzanan sokaklar…" (Syf.47)

"…çekiçle vurulsa bile kırılmaz sır cevizlerinin kabukları." (Syf.59)

İyi Okumalar :))


3.08.2015

Füruzan / Benim Sinemalarım

Bahar bittiğine göre tembelliğimin bahanesi de kalmadı. Kitapları okuyup bir kenarda bloga eklemek için istiflemek huy oldu bende. Şu tembelliği üstümden attığım bir yazı olsun inşallah ve devamı gelsin artık.

Yine bir Füruzan kitabı beni benden aldı. Karaterlerini bu kadar canlı tutup, taaa içime gönderen yazarların ayrı yeri var bende. Füruzan tüm kitaplarını okuyacağım yazarlar arasında ve kesinlikle tavsiye. Okuduğum ikinci öykü kitabı. "Sevda Dolu Bir Yaz"ın tadı damağımda kaldı derken; ona şimdi birde "Benim Sinemalarım" eklendi. Her karakterin bizden olması bir yana; içimden, taa derinlerden, gizli saklı kalmış yaraları gün ışığına çıkarıp, derin ve bir o kadarda anlamlı bir gülümse yansıttıysa yüzüme o güzel satırlar, mutlaka okumalısınız diyeceğim kitaplardan biri. Öykü seviyor iseniz; Seyyid ve Cennet ile tekrar karşılaşmak adına kitaplığınızın bir köşesinde bulunsun.

Kitaba gelince; Altı uzun öyküden oluşuyor kitap. Kabullenilmeyen hayatlar, çocukluk heyecanları, yalnızlıklar, benliklerin iç savaşları, çocuk yaşta büyümüş kocaman yürekler, ilk yürek atışları, vurdumduymazlıklar ve karşı duvarlar. 

Altı çizilenler;

"Her çıkıntının ötekine uymazlığı…" (Syf.65)

"Kim kime acıyordu ki şu dünyada…" (Syf.222)

"Günümüzü gün edelim derken insanlıktan çıktık. Korkaklıktan sevmediğimiz, sevemediğimiz insanlara gülümsüyoruz." (Syf.225)

İyi Okumalar :))

20.07.2015

Cemil Kavukçu / Uzak Noktalara Doğru

Sevgili Barış Çağrı Genç'in tavsiyesiyle okuduğum Cemil Kavukçu'ya neden bu kadar geç kaldığımı sorguluyorum. Ayrıntıları seven bir okur olarak; "tam da benim yazarım" diyebiliyorum. Hüzün, düş, aşk tüm ayrıntılılarıyla yansımış satırlara. Diğer kitaplarını evdeki kitaplık dolup dolup taşsa da ekleyeceğim kitaplığıma. Evde biriken şey kitap olsun yeter ki !! Samimi söylemlerin yer aldığı öyküler beni cezbediyor diyorsanız; mutlaka okumalısınız. Yazarın da dediği gibi; Bazen "vites atmak" gerek…

Kitaba gelince; 1995'de yayınlanan kitap, Sait Faik Hikaye Armağanı ödülünü almış. Küçük bir kasabada yaşayan gençlerin düşlerini, tutkularını, aşklarını konu almış öyküler barındırıyor.

Altı çizilenler;

"Kaçınılmaz olan şeyler vardır; yaşlanma gibi, ölüm gibi, değişim gibi…" (Syf.26)

"Günlerin kısalmaya başladığının ve doğanın uzun bir kışa hazırlandığının ayrımındayım. Ne güzel, diyorum. Sigara yok, içki yok (bir ara neydi o, bağımlılığa doğru hızlı sürükleniyordum), karabasanlar yok, tartışmalar, kavgalar yok. TV programları, asık yüzlü gazeteler, birbirinin kanını içen uluslar, iflas eden inançlar, düş kırıklıkları, cinayetler, afetler, akmayan sular, kesilen elektrikler, karmakarışık bir trafik, alt geçitler, üst geçitler, kırmızı-turuncu-yeşil ışıklar, kıskançlıklar, uykusuzluklar…hiç ama hiçbiri yok.
Vites atmak bu mu Ercü?" (Syf.78)

"Şimdi deli gibi sürüyorum bisikleti. Bastığım her pedal beni yaşama götürüyor." (Syf.105)

"Boğulanların iç parçalayan şarkılarını dinleyebilmek için yürekli olmak gerek ya da deniz dibindeki cehennemin sessiz ölüsü." (Syf.121)

"Yitiren insanların yüzlerinde yaşamın çözülememiş gizlerinden biri oluşuyor; çünkü hızla değişip prizmanın öbür yüzünü görüyorlar. Kişinin kendi olma sınavının en zor basamakları." (Syf.123)

İyi Okumalar :))

1.07.2015

Jean Christophe Grange / Taş Meclisi

Gelmeyen yazdan mı, uzun günlerde biraz zorlayan Ramazan'dan mı bilemem ama; bu aralar tembelliğin dibine vurmuş durumdayım. Kağnı ritminde okuduklarımı aktarmaktan bile acizim. Kendimi toplayıp; "artık yazmalıyım" dedim. Bu milat olsun, okuma hızım ve blog biraz canlansın artık.

Grange okumak artık büyük bir zevk haline geldi benim için. Geniş mekan betimlemelerini bazen tekrar tekrar okuyorum. Mekanlar hakkında yazmadan önce geniş bir araştırma yapıldığı satırlarda gözünüze çarpıyor. Ayrıntılar bazılarını sıksa da; ben seven taraftayım. Ne kadar ayrıntı o kadar okunası bir betimleme ve geniş bir bilgi ağı. Bu kitapla Grange külliyatını yarılamışım. Hali nazırda okunmayı bekleyen kitapları olsa dahi; gerilim/macera seven herkese kesinlikle tavsiye bir yazar.

Kitaba gelince; Diane, evlat edindiği Lucien ile annesinden dönerken bir trafik kazası geçirir. Lucien'in komaya girmesinden sonra gelişenler, Diane'ı geçmişiyle yüzleştiren olaylara sürükler.

Altı çizilenler;

"…dünya, gerçek dünya şiddet, ihanet ve kötülükten başka bir şey değildi. Hayat bu karşı konulmaz gücün, her insanın içinde bulunan, alevlenme fırsatı bekleyen nefret çekirdeğinin çevresinde oluşuyor." (Syf.19)

"…insanların en güzel umutlarını çalıp, bu umuttan tapınılacak bir korku yarattık…" (Syf.38)

"Kalabalığın arasında kaybolmak…" (Syf.39)

"İnsan, sırtı uçuruma dayandığında arkasına döner mi?" (Syf.210)

"İnsan hapishaneden her zaman kaçabilir. Ama özgürlükten ?" (Syf.280)

"Bir sırra ulaşmak, bir çizginin ötesine geçmek gibi bir şeydir.  O sırrı açıklamak da, öte taraftan bu yana dönmek." (Syf.340)

İyi Okumalar :))

11.06.2015

İlhami Algör / Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

Popülerliğine kanıp aldığım bilmem kaçıncı kitap. Ve sonuç yine aynı; hüsran. Her seferinde alma deyip merakıma yeniliyorum. İlk sayfalarda normal seyirde olan kitap, sayfalar ilerledikçe yazarın arkasından atlı kovalıyor gibi hızlı bir anlatım var. Okurken maratona katılmış hissi uyandırdı. Sanki; hadi kitabı bitirsem de, başka kitap yazsam gibi. Konu bütünlüğünü ise hiç yakalayamadım. Belki de yanlış bir zamanda okumuşumdur.

Bana kalırsa kitabı es geçip filmi izleyin. İçine biraz da kurgu girince daha lezzetli olmuş sanki. Kitapta ki eksik baharatlar filme serpilmiş. O kekremsi tat biraz tatlanmış, zihne daha bir yer eder hale gelmiş. Tercih tabii ki yine de !! Okurum diyenlere de yok okuma diyecek değiliz. :))

Kitaba gelince; Arif, ilk kitabını yazmaya çalışan yeni bir yazar. Müzeyyen, temel de ilişkilerine bağlı gibi gözüken, fakat kendi benliği bitti dediğinde kaçan bir hatun. İmkansız, açık, bir o kadar da enterasan bir ilişki.

Altı çizilenler;

"Hükümet kerhane önünden geçiyor, devlet erketeye yatıyor, vatandaşa da dut yemek düşüyordu." (Syf.7)

"Taç üstüne taç koyan, taç düşkünüydük." (Syf.10)

"Dağıtmazsam, toparlayamazdım." (Syf.12)

Filmden;

"Bazen insanlar 'bir'i yarım sanır. 'İki' yaparak tamamlamaya çalışırlar, oysa 'iki' lanet bir sayıdır. Kendine yetmez, hep 'üç'e koşar…" 

"Hayat böyle birşey değil mi zaten ? Hep baki bir soru işareti orada öylece durur !!"

İyi Okumalar / Seyirler :))

1.06.2015

Yekta Kopan / İki Şiirin Arasında

Yekta Kopan'ın kitaplarını okurken hiç bitmese izlenimi var hep bende. Sayfalarca daha olsa okunur kıvamda öyküler. Ne yazık ki yazarın elimde kalan son üç kitabını daha okuduğumda; yenisi için bekleme süresine geçeceğim. Sevdiğiniz yazarların kalemini beklemek biraz sıkıntılı ama beklenti heyecanı güzel. Neyse ki bloğunda yazmaya devam ediyor da; pek de uzak kalmış sayılmıyorum.

Kitaba gelince; Yine birbirinden güzel satırlarına ortak ediyor yazar. Yine ruhunuza, benliğinize, anlarınıza dokunan satırlar. Kendinizden izler taşıyan kelimeler. Uzak gibi; ama satırlar çoğaldıkça siz gibi. "Şarkılar Seni Söyler" ve kitaba ismini veren "İki Şiirin Arasında" öyküleri favorilerim. Hep tavsiye edeceğim bir yazar olduğunu söylememe gerek yok bence artık. :))

Altı çizilenler;

"Hafıza yüktür, birlikte taşımazsak." (Giriş)

"Dil böyle işte, ehlileştirilemeyen bir hayvan." (Syf. 34)

"Hayatta boş bir bank bulmaktan daha güzel ne var ki ?" (Syf.40)

"…herkesin bir hikayesi olabilir ama herkesin bir kalemi yok…" (Syf.94)

"Dengede durabilmek için cesaretimle korkularımın aynı olması gerektiğini öğrendim artık." (Syf.108)

"Hayat, lunaparktaki aynalar gibi. Güldürücü ve kişiyi kendi gerçeğiyle yüzleştirmeye kararlı." (Syf.110)

İyi Okumalar :))



21.05.2015

Mine Söğüt / Deli Kadın Hikayeleri

"Beş Sevim Apartmanı"ndan sonra ikinci bir Mine Söğüt kitabı. Ve yine bir Mine Söğüt aykırılığı; farklı bir dil, farklı bir anlatım. Kitabın ismiyle özdeşmiş bir kitap kapağı ve hikayeleri anlamlandırmış iç sayfa resimleri. Biraz ürkütücü olsa da; hikayeler resimler ile bütünlük kazanıyor. Ve ne güzel bir çalışmadır ki; iç sayfa resimlerini yazarın eşi Bahadır Baruter çizmiş. Yazarın dilinden ve hikayelerin konusundan dolayı kitabın biraz buhran havası var. Öyle ki; gerçek dışı da olsa, kötü yaşanmışlıkların hikayelerinin mutlu sonla bittiğini pek iddia edemeyiz sanırım !!

Kitaba gelince; 21 öykü. 21 intihar etmiş kadın öyküsü. Toplumun her kesiminde hala tokat gibi yüzümüze çarpan nedenlerden intihar etmiş kadınlar. Aile baskısı, cinsel taciz, ensest ilişkiler, toplumda yalnızlık, kadınlığın yük gibi omuzlarda taşınması. Yoğun yaşanmışlıkların buhrana sürükleyip delilikle son bulması.

Altı çizilenler;

"Sahi insan ölünce içindeki şarkılara ne oluyor…" (Syf.22)

"Siz bilmezsiniz ama kızlar babalarını çok severler." (Syf.35)

"Demek, su başına gelenleri hiç unutmazmış. Bir masal olup yeniden yeniden anlatır, intikam alırmış...hiçbirimiz bilemedik." (Syf.120)

"Aşkı hikaye yapan imkansızlık değilmidir anneanne?" (Syf.151)

İyi Okumalar :))

14.05.2015

İpek S. Burnett / Romancı

Yeni bir yazar ve bir ilk roman. İlk etapta kitabın kapağına vurulduğum doğrudur. Daha sonrasında arka kapak yazısını okuyup; Orhan Veli, Sait Faik ve Atilla İlhan'a rastlayınca; bu kadar yazar bir arada ise bu kitap kitaplığımda olmalı dedim. Okuduğum kitap satırlarında bildik yazar ve kitaplara rastlamayı hep sevmişimdir. Sevilen yazarlar neyse de; kitapta "Çalıkuşu"na rastlamak ayrı bir sevindirdi beni. Uzun yıllar önce okuduğum, fakat hep bir anlamı olan bir karaktere ve onun bulunduğu kitaba rastlamak, uzun yıllardır görmediğiniz bir dosta rastlamak gibi. Bazı kitapların okuduğunuz anları nasıl kıymetli ise; o anlarda rastladığınız karakterlerde kıymetli oluyor. İpek S. Burnett aynı zamanda psikoloji alanında doktora yapan bir yazar imiş. Sanırım bu yöndeki bilgi ve deneyimlerini de katmış kitaba. Satırlarda farklı bir ikili ilişki olmasına rağmen ortak dilin yine edebiyat olması, sanırım edebiyat sever herkesin ilgisini çekecektir.

Kitaba gelince; Mühendis olmak için, üniversite parasını biriktirmeye Sivas'dan İstanbul'a gelen Ferit ile yaşlı bakımevinde çalışmaya başladığında karşılaştığı ve ayrı bir ilgi duyduğu Süreyya Hanım ile kurduğu arkadaşlıktan sonra adım adım edebiyata yakınlaşması. Biraz aşk, biraz edebiyat, biraz ilgi, biraz dostluk diyorsanız; okuyun derim bende !! :)

Altı çizilenler;

"Elindekiyle yetinmek illa ki şükran demek değildi…" (Syf.21)

"Oruç bozulduğunda ağza ilk atılan, lezzeti apayrı olan o pide ve peynir lokmasının verdiği mutluluk…" (Syf22)

"Kimileri için insanları kendilerinden uzaklaştırmak, onlara yakınlaşmaktan çok daha kolaydır." (Syf.38)

"Bazen geçmişi hatırlamak bugünü hatırlamaktan çok daha kolay." (Syf.244)

"Zaman durmuştu. Ölüm girmişti işin içine. Var olan artık yoktu. Bir avuç nemli toprak yutmuştu o yaşamı. Geriye sadece birkaç hikaye kalmıştı. Pirinç tanesi kadar küçük, kimsenin aç yüreğini doyuramayacak birkaç anlamsız detay." (Syf.268)

İyi Okumalar :))


29.04.2015

Emrah Serbes / Erken Kaybedenler

Yeni yazarlar tanımaya devam. Rastlantısal ya da tavsiye üzerine, bu ara seçtiğim yazarların ortak yanı; sıcacık, içimizden, bizden birşeyler aktarmaları satırlara. Böyle olunca da; hiç bitmese hissi uyandırıyor. İlk tercihim "Erken Kaybedenler"den yana olsa da, yazarın diğer kitapları şimdiden alınacaklar listesine eklendi. Bir nebze de olsa; o satırlarda hayatınızın içinden birine rastlamak, çocukluğunuza uzanmak, bir kelimenin derinliğini hissetmek, anılar yolculuğuna çıkmak. Biraz içtenlik fena olmaz diyenlere tavsiye bir kitap...

Kitaba gelince; 8 öyküden oluşan kitapta yazar erkek çocukların dünyasına girmiş. Bağlılıklar, kıskançlıklar, hayatın kabul edilememiş anları, ilk aşklar, ilk cinsellik, ilk kırgınlıklar...Hepsi birbirinden güzel tabii ki ama; ben en çok "Anneannemin Son Ölümü" ile "Denizin Çağrısı"nı beğendim.

Altı çizilenler;

"…büyüdükçe arzularım küçüldü, şaşkınlıklarım küçüldü, beklentilerim küçüldü. Büyüdükçe öyle küçüldüm ki içimde taşacak birşey kalmadı. Büyümenin bir bedeli varsa işte bu, yarım metre uzadım, yirmi kilo aldım ve dünyadan vazgeçtim." (Syf.15)

"Her şeyin ilki bir parça büyülüdür." (Syf.59)

"Ayrılık hüzne yakın, unutmak kasvete." (Syf.78)

İyi Okumalar :))

28.04.2015

Aslı Erdoğan / Kabuk Adam

Sıcak, samimi anlatımlar içeren kitapları daha bir yakın buluyorum kendime. Sıcaktan kastım; sohbet havasında olanlar. Bir arkadaşımın yaşanmış hikayesini dinlermişcesine akıp gitti kitap. Hikayenin gerçeklik payı nedir bilmiyorum ama; yaşanmamışlıkların pişmanlığını barındıran bir otobiyografi tadında olmuş. Kitap kahramanlarında karşımıza çıksa da; hepimiz hayatımızın belli evrelerinde, bulunduğumuz ortamda yabancılaşma, bir yere ait olamama hissi, kabuğundan sıyrılmaya çalışma gibi duyguları barındırıyoruz. Bazen duygularımıza, bazen mantığımıza söz geçiremeyip yanlış yönlere savrulabiliyoruz. Önemli olan ise; zor olsa da (!) pişmanlıkları seyrek olan bir yolu tercih edebilmek.

Kitaba gelince; Karayipler'e eğitim için giden fizikçi bir hatun. Farkına varamadığı yaşam boşlukları. Ada'da karşısına çıkan yerli bir adam. Yoğun bir duygu karmaşası, pişmanlıklar.

Altı çizilenler;

"Yaşadığımız anları dondurup cümlelere dökme çabası, çiçekleri kurutup kitap yaprakları arasında ölümsüzleştirmeye benzer. Hepimizin çoktan öğrendiği gibi, bir öykü, gerçekten yaşanmış da olsa, gerçekliği yansıtmaktan çok uzaktır, onun birkaç resminden, simgesinden oluşmuştur." (Syf.1)

"…cennet ile cehennem iç içedir, ancak bir katil peygamber olabilir ve insan bir başkasına, aynı karabüyü ayinlerindeki gibi, dönüşebilir, çünkü insanın tam zıddı gene kendisidir." (Syf.2)

"…bir kitabın kapağına bakarak içindekileri anlayamazsın. (Syf.24)
"Bir insanın da sadece yüzüne bakarak anlayamadığın gibi…" (Syf.25)

"Yalnızlık içsel bir şeydir, taşkınlık da onun dışavurumlarından biridir." (Syf.30)

"Akılcı, mantıklı yaklaşımlardan, ucuz sevgi sözcükleri kadar iğrenirim; yeryüzü, zekalarından başka bir şeyi olmayan insanlarla yeterince dolu zaten." (Syf.46)

"Gerçekte neyi bilip bilmediğimizi bilmek asıl sorun." (Syf.48)

"Bir anıyı yeniden yaşamaya çalışmak ne kadar umutsuz, anlamsızdı. Yapay bir mücevherden daha uyduruk bir şeydi." (Syf.107)

"Hepimiz okyanusun sonsuzluğunda kaybolmuş yapayalnız adacıklardık; sınırlarımızı aşıp bir başkasına dokunabilmemiz, bir yanılsamaydı yalnızca." (Syf.114)

"Her iyi niyet taşını ters çevirin, altında bir alçaklık saklıdır." (Syf.122)

İyi Okumalar :))

24.04.2015

Hakan Bıçakcı / Ben Tek Siz Hepiniz

"Doğa Tarihi"nden sonra, yazarın okuduğum ikinci kitabı da okunanlar rafına taşındı. Romanından sonra öykülerinide sevdim. Kendi türünde başarılı olan yazar, distopya sözcüğünün hakkını veriyor. Toplumun her kesiminde, konu ayrımı yapmaksızın, baskıcı bir olgunun altında debeleniyoruz. Kendimizi ararken bile; başkalarına beğendirme çabasındayız. Eleştirdiklerini uygulayan topluma dahiliz. Hayatın hangi evresinde ne yaşayacağımızı bilmeden, daha baştan memnuniyetsiz hayatlar sergiliyoruz.

Bazı kitapları okuyup rafa kaldırmak yetmez !! Sindirebilmek için, kendinizi görmek için; belki birkaç kez daha okunup, notlar alınıp, gözünüze girecek yerlere asmak gerekir. Kitabın arka kapağı kapandığında herşey yine aynı ise neden okuyoruz ? Bazen sorgulamak nefes aldırır !!

Kitaba gelince; Kapağından da anlaşılacağı gibi; biraz boğucu öyküler sizi bekliyor. Derin bir kasvet barındıran öykülerin içinde ki doğruluk ise daha boğucu !! Ben en çok; Nakavt, Tesadüf Beklentisi, Promosyon Mont ve Evdeki Uçak Uçaktaki Deprem'i sevdim.

Altı çizilenler;

"Yaşamak, başkaları tarafından muhasara altına alınmak, yavaş yavaş boğulmaktır."(Tanpınar) (Syf.19)

"Savaş çıkınca ilk ölen gerçektir." (R.Kipling) (Syf.46)

"Hiçbirimizin yalana tahammülü yok gerçekten de. Doğru fetişistiyiz hepimiz. Gerçeğin peşindeyiz. Hakikati arıyoruz." (Syf.82)

"Ölüm eski bir şeydir ama, her insana yeni görünür." (Turgenev) (Syf.109)

İyi Okumalar :))

19.04.2015

Haruki Murakami / Zemberekkuşu'nun Güncesi
 
Son zamanlarda iş yoğunluğundan dolayı koca bir ayda sadece tek bir kitap okumak, benim gibi bir kitap kurduna yakışmasa da, nihayet bitti. Uzun zaman sonra blog sayfamı tekrar karşımda görmek benim için değişik bir haz.
 
Haruki Murakami'yi uzun süredir duyan ve uzaktan takip eden bir okur olarak ilk okuyacağım kitap bir arkadaş tavsiyesi üzerine bu eser oldu. Elimde uzun kaldığına bakmayın (o benim tembelliğim), kesinlikle iyi bir kitap. Murakami'de kurgu kusursuz. Konu akıcı. Sizi sıkmadan diğer sayfalara buyur ediyor. İlk başta tarzı değişik geliyor tabii ki !! Fakat konuya hakim oldukça, içine sızıyorsunuz kitabın. Bazı sayfaları okuduktan sonra ister istemez düşünüyorsunuz; herbirimiz kendi yarattığımız kuyumuzda karanlıklar içindeyiz. Üstelik karanlıktan çıkmak için tek çabamız, toplumun bize dayattıklarına uyum sağlamak !! Anlık mutlulukları daimi olanlara tercih eder olduk !! Zamanla tüm kitaplarını kitaplığımda görmek istediğim yazarlar arasına girdi. Kesinlikle tavsiye !!
 
Kitaba gelince: Karısı Kumiko'nun ortadan kaybolması ile, kitabın baş karakteri Toru Okada'nın gerçek ile hayal arasında gidip gelen zihin oyunları.
 
Altı çizilenler:

''Bir insan için bir başka insanı derinliğine tanımak olası mıdır? Birini gerçekten tanımak, hem zaman hem içtenlikle harcanacak zaman ister, ama gene de özüne ne derece yaklaşılabilir ki?'' (Syf.36)

''...nesnelerin özünden söz edildiğinde, insana çok zaman genelleme gibi gelir.'' (Syf.57)

''...boşuna çaba harcamak kadar insanı tüketen bir şey yoktur.'' (Syf.62)

''Parayı, kayba ya da kazanca pek aldırış etmeden satın alınacak şeylere harcamak, enerjiyide paranın satın alamayacağı şeylere saklamak, en iyisidir.'' (Syf.138)

''...kader, insanın dönüp bakması gereken bir şeydir, önceden bilmesi gereken değil...'' (Syf.201)

''...ileri gitmek, evrim geçirmek için insanın mutlaka ölüme ihtiyacı var...Ölümün varlığı ne denli diri olursa, biz de o denli yoğunlukla kafa patlatıyoruz bir şeyler konusunda.'' (Syf.303)

''Deneyimlerimiz yüzünden, aynanın yansıttığı görüntünün gerçek olduğuna inanırız hepsi bu.'' (Syf.339)
 
''...ne denli kaçmaya çalışsanız da, dünya, zamanı geldiğinde yeniden bulur sizi...'' (Syf.591)

''...doğru, ille de gerçekte değildir ve gerçek de belki tek doğru değildir.'' (Syf.636)

İyi Okumalar :))

12.03.2015

Ercan Kesal / Evvel Zaman

"Eee, ne güzel sohbet ediyorduk neden bitti" şeklinde tepki verdiğim kitabın tadı damağımda kaldı. Peri Gazozu'ndan aldığım aynı Ercan Kesal lezzeti bu kitapta da mevcut idi. "Koy bir demlik çay da; bak sana neler anlatacağım havası"nı çok seviyorum kitaplarda. Daha samimi, daha sıcak bir etkileşime sahip. Adapte olmak daha kolay. Birde kendinizi kitaba dahil ederseniz tadından yenmiyor. Ercan Kesal otobiyografi türünde gayet başarılı. Asıl mesleği olan doktorluktan, yıllar sonra oyunculuk, yazarlık, senaristlik gibi dallara geçiş yapmış, kültür madeni niteliğinde bir kişilik. Kitaplarını okuyup, oyunculuğunu izleyip; iyi ki geçiş yapmış dememek elde değil. Ne yazarsa okurum dediğim yazarlar arasında kendisi. Yeni kitaplar yoldadır inşallah.

Kitaba gelince; Kitap bir günce tarzında. Yazar senaristliğini yaptığı "Bir Zamanlar Anadolu"da filminin hazırlanış sürecini sunmuş bizlere. 

Altı çizilenler;

"Kasabalarda hayat bozkırda yapılan yolculuklara benzer. Her tepenin ardında "yeni ve farklı bir şey" çıkacakmış duygusu, ama her zaman birbirine benzeyen, incelen, kıvrılan, koybolan veya uzayan tekdüze yollar." (Syf.9)

"Gerçek neydi? Başımdan geçenler mi, yoksa hayal ettiklerim mi?" (Syf.13)

"…Geçmiş, yaşadığımız zamandan daha dayanıklı ve daha süreklidir." (Syf.13)

"Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata…" İsmet Özel (Syf.52)

"…Hergün yaşadığımız basit gibi görünen onlarca hikayenin ardında ne denli dehşet olayların yaşandığını, imkansız ve olanaksız gibi algılanan birçok mevzunun da aslında incir çekirdeğini bile doldurmayabileceğini o kadar iyi biliyoruz ki." (Syf.69)

İyi Okumalar :))

10.03.2015

Stefan Zweig / Satranç

Ne mutlu bana ki; şu gereksiz bahar yorgunluğunu yavaş yavaş üstümden atıp bloguma ve kitaplara daha fazla vakit ayırabiliyorum artık !! Yine de tüm olumsuzluklara kılıf aradığımızda karşımıza çıkan ve yegane şamar oğlanımız şu mevsim geçişleri bana da yaramadı. :) Bu ara okuduğum kitaplardan tat alamıyorum. Ya büyük bir beklentiyle başladığım için dumur oluyorum ya da yanlış zamanlama. Yarım bırakmayı asla sevmediğim için ve her kitapta bir dipdot olduğunu düşündüğüm için Satranç'ta okundu. Algılanan şeyler var tabii ki; bir insanın kendisi ile iç savaşı, hırsı, yenilmeme arzusu ve bu arzunun kendine verdiği zarar. Anlaşılan şeyler varmış aslında !! Okuma bütünlüğü ile ilgili demek ki haz alamamam...Fazla uzatmadan diyorum ki; eser nihayetinde bir klasik, ayrıca herkesin farklı algı kalesine sahip olduğunu düşünerek okunması gereken bir kitap olduğunu savunuyorum.

Kitaba gelince; Bir gemi yolculuğunda dünya satranç şampiyonu Czentovic ile yolu kesişen, Gestapo yönetiminde bir otel odasına kapatılan Dr. B'nin öyküsü. Tutukluluk döneminde tesadüfen eline geçen satranç kitabıyla geçirdiği zamanları bir gemide karşılaştığı satranç ile hatırlaması.

Altı çizilenler;

"…bir Rembrandt, bir Beethoven, bir Dante, bir Napoleon hakkında en ufak bir fikri olmayan birinin, kendini büyük insan sanması aslında o kadar kolaydır ki." (Syf.20)

"…yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz." (Syf.41)

"…suskunluğun siyah okyanusundaki cam fanuslu bir dalgıç gibi yaşıyordu insan, kendisini dış dünyaya bağlayan halatın kopmuş olduğunu ve o sessiz derinlikten hiçbir zaman yukarı çekilmeyeceğini ayrımsayan bir dalgıç gibi hatta." (Syf.41)

"…ne kadar soyut görünürlerse görünsünler, düşünceler de bir dayanak noktasına gereksinim duyarlar, yoksa kendi çevrelerinde anlamsızca dönmeye başlarlar; onlar dahiçliğe katlanamazlar." (Syf.42)

"…satrançta kendine karşı oynamak, kendi gölgenin üstünden atlamak gibi bir çelişkidir." (Syf.53)

İyi Okumalar :))

6.03.2015

Guy De Maupassant / Mutluluk

Dönem yansıtan öyküler. Yeniye hemen adapte olan bir toplumda yaşayıp ayak uydursam da, tarihi dönemlere aşık bir hatunum. :) Hangi dönemde yaşamak isterdin gibi bir soruya cevabım hep hazır: Buram buram tarih kokan bir yüzyıl olmalıydı kesinlikle. Yüzyıl değiştiremiyor isek, bizde kitaplarla seyahat ederiz o yüzyıllara. ;) Maupassant gibi betimlemeleri bol bir öykü yazarı ile Fransa'nın tarihinde bir yolculuk yapıp geldim. 

Kitaba gelince; Adı Mutluluk, satırları hüzün, serzeniş, ölüm, doğa...Yoğun duygu karmaşasına sahip, meraklandıran öyküler. Gülerken düşündüren cinsinden ayrıca. Öykünün bir köşesinde duran, silik, belli belirsiz bir karakter bir bakmışsınız öykünün ana karakteri olmuş. Klasikler arasında da var olan bu kitap öykü severler tarafından es geçilmemeli bence. Tavsiyemdir.

Altı çizilen;

"Pek çok insan bu dünyada ölüden farksız yaşar; kendilerini meçhule adamış bu canlı cenazeler, bastıkları toprakta, soludukları havada, kursaklarına gönderdikleri bir lokma ekmekte hayatın tadı yerine zehrini bulurlar." (Syf.53)

İyi okumalar :))

4.03.2015

Füruzan / Sevda Dolu Bir Yaz

Hayatımıza giren, bize hitap eden soyut / somut herşeyi severiz; lakin illa ki bir kelimeye karşılık gelsin isteriz. Her şeyi kelimelere dökemeyeceğimizi bildiğimiz halde; o "dilimin ucunda" hissiyatını bir türlü atamayız üstümüzden. Eee bende böyle sevdim Füruzan öykülerini. Bir kelime bulma hissiyatı ağır basıyor. Aklıma akide şekeri geldi. Hani kocaman, susamlı olanından. Ağzınıza aldığınızda hiç bitmeyecek hissiyatı veren; fakat ne kadar sevseniz de sonunun geldiği. Ama önemli olan bıraktığı, unutamadığınız tattır. Bir daha yiyebileceğiniz ihtimalidir. Sanırım ben bunu önceden öngörmüşüm ki kitaplığıma (henüz okumadığım) Füruzan kitaplarının neredeyse hepsini eklemişim. :)

Kitaba gelince; İki uzun öykü. Mutluluklar, hüzünler, kavuşmalar, ayrılmalar. Yerine hiçbirşey konamayan baba sevgisi. Ama ikinci bir öykü var ki; çocukluğu Türk Sanat Müziği ile geçmiş beni benden aldı, dedemin tesbihini sallayarak ritim tuttuğu günlere götürdü. Öykü severlerin es geçmemesi gerek.

Altı çizilenler;

"Çocukken yaşananlara önem verilmeli.
 Çünkü insan o yaşlarda sevinmeye öyle hazırdır ki, o sevinçlerin benzerlerini bile yaşayamayabilir bir daha..." (Syf.15)

"Kışların tüm ışıkları külleyen bir yerlerden sızan güçsüz aydınlıkların soğuk günleriyle dolu olduğunu öğreniyordum." (Syf.131)

"Acaba hayatta her saadeti bir arada tutabilecek bir sihir var mıdır?" (Syf.158)

İyi Okumalar :))

25.02.2015

Yekta Kopan / Kediler Güzel Uyanır

Yazarın kitapları bitince hep aynı şeyi düşünüyorum; bu öyküler başucu öyküleri olmalı, her gece yatmadan bir tane okumalı. Okumadığım üç kitabı kaldı yazarın. Onlarda, kitaplıkta okunanlar tarafına geçince; bir yazarın tüm kitaplarını okumuş olacağım. Darısı okumak istediğim diğer yazarların başına. "Okumak bir tutkuysa eğer; öykü o tutkunun tek sahibidir" diye düşünüyorum. Tarz ayrımım olmamasına rağmen son zamanlarda öykülerle daha iç içeyim. Zamanla alakalıdır belki de !! 

Kitaba gelince; Yine birbirinden güzel birçok öykü yer alıyor kitapta. Kelimeler satırlara o kadar yakışmış ki; sağlanan bütünlük hiç bitmese dedirtiyor. Tüm öyküleri sevdim tabii ki; fakat "Bir Gün Sonra", "Yağmur", "Aşk mı? O Da Ne?" ve "Fil Mezarlığı" öyküleri daha bir içime işledi sanki. Öykü severlere tavsiyemdir.

Altı çizilenler;

"Sen hep uzaktan baktın. Korktun. Çay bardağında dönen kaşığın sesi büyüdü içinde. Ne yapsan da ezberleyemedin o şarkıyı." (Syf.17)

"Hayat da öyledir, geçer gider, iyi dinlemezsen, ne dediğini duyamazsın." (Syf.19)

"Her cellat önce kendisinin katilidir, belletiyorum bunu kendime." (Syf.24)

"Ekşi bir tat bırakacak dilinde şehir, tarifi unutulmuş bir çocukluk yemeğinin özlemiyle." (Syf.35)

"Bileceksin ki ancak anlatarak kurtulabilirsin evrenin bitmeyen işkencesinden." (Syf.35)

"Her duygumuzu bir söze hapsetmemiz gerekmiyor, bu kadar dillenirse içimiz, dışımızın ne özelliği kalır." (Syf.80)

"İnsan en kolay kendinden utanıyor. O yüzden sevmem aynaları." (Syf.110)

İyi Okumalar :))
Orhan Pamuk / Kafamda Bir Tuhaflık

Uzun bir aradan sonra, tembelliği bırakıp tekrar bloga yazma fırsatı bulduğum için kendime kocaman bir aferin. Yazmayı seviyorum fakat zaman kavramı bu ara biraz cimri sanki. Şubatın son haftası yeni kitaplara yelken açmadan; yarım kalan kitapları ve dergileri tamamlamaya, blog yazılarını yazmaya ve bazı mesleki kitapları okumaya ayırdım. Bazen nefes almak adına bunu yapmak iyi geliyor. Masumiyet Müzesi'nden sonra okuduğum ikinci Orhan Pamuk kitabı. Şimdiden birkaç tavsiyeyi alınacaklar listeme ekledim bile. Her iki kitaptan sonra Çukurcuma merakım daha da arttı. Müzeye gidermiyim bilmiyorum, fakat Çukurcuma sokaklarını keşfe çıkmalı. Yazarın betimlemelerinden yola çıkarak iyi foto kareleri olduğunu düşünüyorum. Bir sihirbaz gibi zamanı durdurmanın tek yolu olan fotoğraf makinasının kadrajı bakmalı o sokaklara.

Kitap karakteri Mevlut; biraz Pollyanna olmak istiyorum bu konuda ve keşke böyle insanlar hala var olsalar diyorum. Eğer varlar ise ortalığa dökülsünler istiyorum. Saf, temiz, hayatın her anını basit yönden ele alıp yaşayan, kırgınlıklarını, sevinçlerini içinde biriktiren ama hep mutlu olmasını bilen, kafasında bir tuhaflık olan insanlar istiyorum. :) Çok şey mi istiyorum ?? Şehrin karmaşasından bunalınca Mevlut'un "boo-zaa" diyen sesi çınlasın kulaklarınızda. :)

Kitaba gelince; Çocuk yaşta, hem okumak hem sokaklarda yoğurt satan babasına yardımcı olmak için büyük şehre gelen Mevlut'un tuhaf ama bir o kadar da sıcak hikayesi.

Altı çizilenler;

"Kafamda bir tuhaflık vardı,
içimde de ne o zamana
Ne de o mekana aitmişim duygusu." William Wordsworth (Giriş)

"İnsan şehirde kalabalık olabilirdi ve şehri şehir yapan şey de zaten kalabalık içinde insanın kafasındaki tuhaflığı saklayabilme imkanıydı." (Syf.98)

"…toplumların hayatını belirleyen önemli şeyler insanların birbirlerine benzeyen yanlarından değil benzemeyen yanlarından çıkıyordu." (Syf.102)

"Hayatın vereceği huzur ve güzellik ancak hayatından uzakta başka alemleri düşlerken ortaya çıkıyordu." (Syf.120)

"…evlenebilmek için aşk değil güven daha önemli bir duygudur." (Syf.210)

"İnsan hayatta ne için yaşar?" (Syf.210)

"…hayatta öfkelenip söylenerek ve o anki mutluluğunu insana unutturacak o kadar çok şey oluyordu ki…" (Syf.257)

"…içindeki dünyayı şehrin gölgeleri içinde keşfederdi." (Syf.296)

"Şehir hayatının derinliği sakladıklarımızdan gelir." (Syf.379)

İyi Okumalar :))

4.02.2015

Mahir Ünsal Eriş / Olduğu Kadar Güzeldik

Kitap bitti. Ama bıraktığı izler, sızlayan bir yaranın sürekli kendisini hatırlatması gibi benimle. Kitabı elinize aldığınızda kapağınıza bakmanız bile ne kadar bizden, içimizden olduğunu anlatıyor. Çocukluğunuz, gençliğiniz, yaşlılığınız yansımış satırlara. Dönem dönem kendinizi okur gibi. Naif, sıcak, dingin. Yazarla ilk tanışma kitabımdı. Belli ki son olmayacak ! Hali hazırda "Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde" kitaplığımda okunacaklar arasında. Son günlerde verilen habere göre ise yazarın martta (2015) bir kitabı daha çıkıyor. Şimdiden merakla beklenenler arasında.

Kitaba gelince; Herbiri içten 8 öykü. Hepsi sevilesi fakat ben en çok "Kanatlarımız olsa be Metin"i sevdim. Kitaplığınızın bir köşesinde yer etsin bu öyküler.

Altı çizilenler;

"Biri gelip bizi tezgahtan alana kadar, bir manavın önlüğünü süre süre parlattığı elmalar gibi cilalayıp duruyoruz kendimizi. İlk ısırıktan sonra, ısırılan yerlerimizden kararmaya başlıyoruz ama." (Syf.21)

"Bütün bu olan bitenden, bütün bu yaşadıklarımızdan, yaptıklarımızdan, biriktirdiklerimizden, gördüklerimizden sonra illa ki ölecek olmak hakikati..." (Syf.27)

"Umut çok garip bir şey, insanı olduğundan daha aptal etmeye yetiyor." (Syf.38)

"Denizde, suyun üstünde bırakırsın ya kendini. Düz yatmak için değil ama, yüzüstü, kollar bacaklar serbest. Denizanası gibi. Uzaydaymışsın gibi sanki. O hissi çok özlüyorum ben. Kendi ağırlığından kurtulma hissini." (Syf.61)

"Ne olursa olsun, çocukken hayat, koptuğu yerden daha kolay devam edebiliyordu." (Syf.88)

"Öyleyse yaşamak, hayata karşılık hayallerden vazgeçtiğimiz bir kaybetme biçimidir." (Syf.115)

İyi Okumalar :))

16.01.2015

Ray Bradbury / Fahrenheit 451

Çeviri mağduru bir kitap daha !! En son Pegasus Yayınları'nı eleştiriyordum, fakat bu kitaptan sonra İthaki Yayınları'da bu katagoriye girdi sanırım. İlk defa 1951 yılında basılan kitap; ülkemizde 1971'de Okat Yayınları tarafından, 1984'de Baskan Yayınları, en son olarak 1999'da İthaki Yayınları tarafından yayımlanmış. Çeviri olması gereken gibi değil ise; kitabın çok okunur olması, klasikler arasına girmesi gibi unsurların pek anlamı kalmıyor. Konuda ki bütünlüğü yakalamak bir hayli zorlaşıyor. Çok kopuk bir anlatım vardı. Bu konuda uzman olmasam da, bir hayli yazım yanlışları ve harf hataları mevcut idi. Normalde ekrana aktarılmış eserleri pek sevmememe rağmen belki daha anlaşılabilir diye düşününerek, eserin filmini de izledim. Ve sanırım bir takım şeyler filmi izledikten sonra daha iyi pekişti. Belki de görselliğin daha kolay anlaşılır olmasının aldatmacasıdır !! 

Konu itibariyle ise kesinlikle okunması (izlenmesi) gereken bir eser. 1951 yılında ele alınan eserde, tıpkı günümüzde ki gibi (!!!) insanları tv yolu ile birtakım boş saatlere iterek, okumamalarını ve dolayısı ile görmemelerini sağlamak baz alınmış.

Kitaba gelince; Montag, yangını söndüren değil; bilakis başlatan bir itfaiyecidir. Diğer itfaiyeciler gibi onunda görevi kitapları yakmaktır. Fakat birgün komşusu Clarisse ile karşılaşır. Herşey komşusunun O'na yönelttiği; "Yaktığın kitapları hiç okudunmu ?" sorusu ile başlar.

Altı çizilenler;

"Ne kadar nadir diğer insanların yüzleri sizi sizden alıp, kendi duygularınızı, en derin titrek düşüncelerinizi size yansıtırdı?" (Syf.33)

"Kitaplar bir tür depo gibidir ve biz onlarda unutacağımızdan korktuğumuz şeyleri saklarız. İçlerinde büyülü bir şey yoktur. Büyü, sadece o kitapların anlattıklarındadır, evrenin parçalarını birleştirip bize nasıl elbise gibi sunduklarındadır." (Syf.126)

"İyi yazarlar yaşama sık sık dokunurlar." (Syf.127)

"TV oturma odasına bir tohum ektikten sonra onun sizi kavrayan pençesinden kendisini kurtaran olmuş mu? Sizi istediği biçimde yetiştirir !" (Syf.129)

"Kitaplar bize ne tür eşekler ve aptallar olduğumuzu hatırlatmak içindir." (Syf.131)

"Ayrı bireyler halindeyken elimizdeki tek şey öfkeydi." (Syf.218)

İyi Okumalar :))