18.02.2014

Ali Ünal / Son Aşk Çiçeği

Bir Yitik Ülke kitabını daha bitirmiş bulunuyorum. Son Aşk Çiçeği yazarın ikinci kitabı. En kısa zamanda ilkini de temin edeceğim. Yine ruhun bam teline dokunan bir kitapla karşı karşıya kaldım. Aşkın saf ama hastalıklı haline. İlk etapta kitabı analiz edemedim (itiraf). Bir süre "ne oluyor yahu?" diyerek ilerledim. Fakat sayfalar ilerledikçe konuyu çözmeye ve analiz etmeye başlıyorsunuz. Diğer Yitik Ülke kitapları gibi bu da tavsiye kitaplarım arasında. Bazen aşk hayallerde de yaşar…

Kitaba gelince; Meyra ve Civan'ın gerçeğin sınırında yaşadıkları aşkları. Hayal ile gerçeğin arasında sıkışmış bir adam. Civan. O'na aşkı ile yardım etmeye çalışan bir kadın. Meyra. Hayaller. Gerçekler. 

İyi Okumalar :))

14.02.2014

Deniz Başıbüyük / Leblebi

Yine bir Yitik Ülke kitabının sonuna gelip, keşke bitmeseydi dedim. Hüznüne, burukluğuna rağmen sayfalarca daha okuyabilirdim. İtiraf ediyorum ilk etapta kitabın ismini görüp burun kıvırıp, ama daha sonra arka kapak yazısını okuyup istediğim ve sevgili Kadir Aydemir'den (sağolsun) hediye gelen kitabı çok ama çok beğendim. Aslında şakır şakır bilgi verip, deli gibi ne var ne yok anlatmak istiyorum ama olmaz. Alıp okumanız, tavsiye etmeniz ve kitaplığınızın bir köşesine koyup, benim gibi bir hayli fazla olan altı çizili cümleleri ara sıra gözden geçirmeniz gerek. Çok özel bir kitap bence. Yaşanmışlığını bilmediğim halde etkilendiğim satırlar, kelimeler bir hayli fazla. Bu biraz da benim düşkünlüğümden kaynaklanıyor olabilir. Neye mi? Okuyun görün :)

Kitaba gelince; Uzak diyarlardan ülkesine gelmiş, gizli kahramanının şifacısı olmaya çalışan Maya'nın hayatın tek gerçeği ile imtihanı.

Altı çizilenler;

"...zaman fakirleri diyarı İstanbul..." (Syf.8)

"İnançlar zamandan ve mekandan tamamen soyutlanarak yaşanmalı..."(Syf.9)

"Renkler bir araya geldiğinde ortaya genellikle resim çıksa da Beyoğlu'nda renklerin birleşmesinden ortaya müzik çıkıyordu." (Syf.76)

"Kişi öldüğünde geriye statüsü, parası, evi arabası, sertifikaları değil sadece manevi yatırım yaptığı insanlar kalırdı. (Syf.82)

"....kahramanlar saygı ile dalkavukluk arasındaki büyük farkı doğuştan bilirler..." (Syf.84)

"Neden medeniyetlerin özü, merkezi, çıkış olan Doğu karıştırılır, uzak tutulur, yok edilir, bombalanır ve daha da önemlisi neden biz buna alet oluruz." (Syf.124)

"Gerçek değerleri görmenin, kıymet bilmeyi öğrenmenin tek yolu, ruhu özgür bırakmak...." (Syf.125)

"...minicik mimiklere bin anlam sığdırma işini de ancak Türk anneleri becerebilirdi." (Syf.133)

"Fark yaratmak için gösterişe ihtiyaç duyulmadığını bilen ne çok leblebisi vardır Anadolu'nun. İyilik, paylaşmak, olduğu gibi olabilmek, dürüstlük, yedikleri güzel ekmek gibi günlük hayatlarının bir parçası olan ne çok insan vardır Anadolu'da. Leblebi kadar çokturlar aslında." (Syf.194)

"Dünya gözüyle yaşam kalitesinin yerlerde süründüğü bir insanlık kesitinde yaşayıp da dünyadan kopmadan, hala Anadolu insanının tüm iyiliklerini üzerinde taşıyabilmek ne büyük meziyettir. (Syf.195)

İyi Okumalar :))

11.02.2014

Truman Capote / Tiffany'de Kahvaltı

Öncelikle öneri üzerine, daha sonra bir önceki baskının kapağına hayran kalarak sipariş ettiğim kitabın ne yazık ki elime son baskısı ulaştı. Tabii ki kapak ilk etapta biraz hayal kırıklığına uğratsa da daha sonra fıstık yeşili zemini ve üstünde ki Holly figürünü çok sevdim. uzun zamandır kitaplığımda olan kitabı nihayet birkaç gün önce bitirdim. Ve hiç zaman kaybetmeden filmini izledim. Bu fikre uzak olduğumu biliyorsunuz artık, fakat bu kitap-film uyarlaması bazen güzel olabiliyormuş. Bunu bu eserle gördüm. Klasik denebilecek bir kitap ve film olmuş. Holly'i canlandıran Audrey Hepburn gerçekten iyi bir performans sergilemiş. Kitabı okumama ve filmi izlememe rağmen hala bir çok soru işareti mevcut ! Kitaptan sonra filmi kesinlikle izleyin derim.

Kitaba gelince; 1940'lı yılların New York'u. Holly Golightly hayatı gizemlerle dolu bir bayan. Mutsuz, üzüntülü, buhran halini, sürekli içinde bulunduğu, partilerin eksik olmadığı, cemiyet hayatında yok saymaya çalışıyor. Bu değişkenliğini ve önceki yaşamını merak eden üst kat komşusu genç yazar, bu gizemli hayatın içine girerek Holly'nin gizemini çözmeye çalışır.

İyi Okumalar :))

4.02.2014

Richard Bach / Martı Jonathan Livingston

Uzun zaman önce okuduğum, fakat her fırsatta aklımda olan kitabı nihayet tekrar okudum. Küçük Prens ve Küçük Kara Balık'tan sonraki favori kitabımdır. Bize içten dersler veren basit ama etkili bir kitap. Her yaştan insanın kesinlikle okuması gereken bir eser. Yazar "Öğrenme isteği her yaşta sürer" felsefesini bize bu güzel hikayeyle sunuyor. Günümüzde hala yaşadığımız, farklı olanı dışlamak, hor görmek, topluma kazandırmamak olgularını, küçük bir martı bize sunuyor.

Kitaba gelince; Martı Jonathan Livingston diğer martılardan farklı olduğunu düşünerek onlar gibi yaşamayı reddeder. Sadece yemek için yaşamayacağını, uçmak için var olacağını benimser. Bu görüşleriyle başta ailesi olmak üzere tüm martılar tarafından dışlanır. Tüm bunlara rağmen düşüncesinden vazgeçmeyip kendini kabul ettireceği, dilediği gibi uçacağı bir gökyüzü arayışına çıkar.

Altı çizilenler;

"Martı Jonathan Livingston için önemli olan yemek değil uçmaktı." (Syf.12)

"Yaşamak için ne çok neden var! Balıkçı teknelerinin etrafında o rutin, sıkıcı dönüp dolaşmadan başka nedenler de var yaşamak için. Cehaletimizi kırabiliriz, becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekamızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi, özgür olabiliriz! Uçmayı öğrenebiliriz! (Syf.25)

"Eğer ne yaptığını iyi biliyorsan her zaman başarırsın." (Syf.61)

"Gözünle gördüklerine sakın inanma. Görünenlerin hepsi sınırlıdır. Anlayarak bakmaya, bildiklerinin ötesine geçmeye çalış. O zaman uçmanın anlamını da daha iyi öğreneceksin." (Syf.92)

İyi Okumalar :))

3.02.2014

Onur Yalçın / Cipcip

Uzun zamandır bu kadar naif bir kitap okumamıştım. Duygu yüklü satırlarının akıp gitmesi, konunun hiç sıkmadan ilerleyişi hoşuma gitti. Bazı zamanlar böyle ince ve çabuk ilerleyen kitaplar okumayı seviyorum. Twitter'da takip ettiğim birkaç kişinin tavsiyesi üzerine aldım kitabı. Bilindik ama bir o kadar güzel. Konusu biraz duygusal ve dokunaklı. Ama ders verici. "Bazen küçük şeylerle de mutlu olmalıyız" diyor yazar. Çok beklentili olmamak ise hayatın bir parçası olmalı. Daha çok genç olan yazarın araştırdığım kadarıyla bir gayesi var. "Nasıl insan olunur?" sorusunun cevabını bize kitaplarıyla sunmak. Ama yayınevine biraz sitem edeceğim sanırım. Kitap yazmak gerçekten emek isteyen birşey ve bunu başarmış kişilere ve eserlerine gereken saygının gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum. Kitapta o kadar çok yazım hatası var ki, baskı aşamasında bunların nasıl gözden kaçtığını bilemiyorum. Yazarın ilk kitabı olduğu için bu olumsuzluğu gözden kaçırmış olması olağan ama biz okurlara biraz ayıp olmuş sanki. Bir daha böyle bir hatanın tekrarlanmamasını dileyip, bu sıcak, naif, dokunaklı kitabı okuyun diyorum.

Kitaba gelince; Küçük yaşta anne ve babasını kaybeden Ömer yetiştirme yurdunda büyür. Yıllar sonra lise çağına gelen Ömer'i dayısı yanına alır. Yıllar sonra yeniden aile sıcaklığını kazanan Ömer'in lise ve sonrasında yaşadığı duygu yüklü hayatı.

Altı çizilenler;

"Ölüm yaşayan dostlarımızdan ayrılmak için değil ölen dostlarımıza kavuşmamız için var." (Syf.5)

"Her insan farklı bir kitap gibidir." (Syf.74)

İyi okumalar :))