31.01.2014

Yakup Kadri Karaosmanoğlu / Kiralık Konak

Yeni yılın ilk ayında işlerimin yoğunluğundan dolayı epey tembellik ederek, nihayet ikinci kitabımı bitirdim ve bloğuma vakit ayırabildim. Bu yıl doğumgünüme kadar (temmuz) kitap alımı yapmayacağıma dair kendi kendime verdiğim sözün, Kiralık Konak'ın iç sayfasında alınış tarihini görünce daha da hak verdim. 2003 yılında aldığım kitabı 11 yıl sonra okumam biraz hezimet bir durum. Yeni kitaplar aldıkça eski tarihliler de tarihe gömülmüş bir nev-i. Ama kitaplığımda beni bekleyen kitaplarıma "Kiralık Konak" ile bir başlangıç yaptım. 

1922 yılında yazılmasına rağmen günümüze bu kadar yakın satırlar beni biraz şaşırttı. Açık ve ileri görüşlülük bu olsa gerek. Yazarın ilk kitabı. Kitapta tek bir ana karakter yok. Kitapta ki tüm isimler yaşadığı tarza göre birer ana karakter. Hala olduğu gibi o yıllarda da batılılaşma adına toplumda değer kaybetme ön planda imiş !! Kesinlikle okunmalı ve okutulmalı. Türk Klasikleri arasına girmeye layık bir kitap.

Kitaba gelince; Torunu Seniha'nın, bir takım batılılaşma, Avrupa ve zenginlik hayallerinin yüzünden dağılan konağını kiraya vermeye karar veren Naim Efendi'nin zor günleri.

Altı çizilenler;

"Kıyafetler gibi ruhlar da değişti. Büyüklere eski itaat, eski hürmet nerede, kimde var ? Bizim gördüğümüz terbiyedeki insanlarla şimdi alay ediyorlar. Belki hakları da var, her eski şey biraz acayiptir, çocuklarımızın çocuklarını kendimize uydurmaya çabalamak ne beyhude!" (Syf.36)

"Ah, yeni yetişen nesil ne acınacak bir haldeydi ? Yarınki çocuklar saygı, itaat ve görenek gibi kayıtlardan kurtulacak, fakat aynı zamanda bu kayıtların temin ettiği zevklerden, saatlerden de mahrum kalacaktı." (Syf.43)

"Deruhi varlığımız hudutsuz ve karanıktır. Bu hudutsuz karanlıkta yol alabilmek için ya çok cesaretli, ya çok tecrübeli ve bir ilhama mazhar olmuş kadar ermiş bulunmak lazım gelir."(Syf.205)

İyi Okumalar :))

21.01.2014

Jean Christophe Grange / Leyleklerin Uçuşu

Uzun zaman önce iyi bir indirimle aldığım Grange kitaplarının ikincisini de nihayet okudum. İlki Kitap Kardeşliği ile okuduğum 'Kaiken' idi. Her Grange kitabından sonra bu adamın hayal gücüne daha çok hayran oluyorum. Kitap ilk sayfadan itibaren sizi sarıyor. Konunun akışı, birbirine bağlanışı, karakterlerin ve olayların bağlantısı kesinlikle müthiş. Uzun süredir öne alıp okumak istediğim bu kitapla alakalı okuduğum yorumlar da hep olumlu yönde idi. Kitabı bitirdikten sonra anlıyorum ki o olumlu yorumları gerçekten hak ediyor. Ayrıca küçük bir araştırma sonucu kitabın filminin olduğunu öğrendim. Kitap konu bakımından zengin olduğu için, devam niteliği taşıyan iki film şeklinde oluşturulmuş. Her zaman söylediğim gibi kitapların dizi/film şeklinde bir olguya bürünmesini sevmesemde merakıma yenik düşüyorum. En kısa zamanda filmleri de izleyeceğim.

Kitaba gelince; Louis Antioche evlat edinildiği aile tarafından kuşbilimci Max Böhm ile tanıştırılır. Göç dönemlerinde, leylekleri gittiği ülkelerde takip eden Böhm, son göçte bir hayli leyleğin neden geri dönmediğini araştırmak ve leylekleri gittiği ülkelerde takip etmesi için Louis'i görevlendirir. Yolculuğa çıkmadan önce son bir kez Böhm'ü görmeye gelen Louis O'nu leylek yuvalarının birinde ölmüş olarak bulur. Büyük şaşkınlık geçiren Louis'in çıkacağı gerilim dolu yolculuktan henüz haberi yoktu…

İyi Okumalar :))

13.01.2014

Nevzat Tarhan / Mesnevi Terapi

Yazarın kitaplığımda daha önce aldığım birkaç kitabı daha bulunmasına rağmen önceliğim "Mesnevi Terapi" oldu. Mevlana'ya karşı duyduğum hayranlık buna kesinlikle nedendir. Bugüne kadar Mevlana ile ilgili birçok kitap okudum. Fakat sevgili Nevzat Tarhan'ın örnekleme şeklindeki anlatım tarzı, Mevlana'yı daha iyi kavramanıza yardımcı oluyor. Aslen Psikiyatri uzmanı olan yazar, kitabında Mevlana'yı gündelik hayatımıza nasıl dahil edeceğimizi, farkındalığımızı nasıl arttıracağımızı ve içimizdeki hakikatı nasıl göreceğimizi akıcı bir dil ile bize sunuyor. Öğreticiliği bakımından birçok Mevlana içerikli kitaptan kesinlikle farkı var. İçinde ki hikayeler kendi yaşamınıza kesinlikle ışık olacak nitelikte. Hikayeler hakkında geniş bir düşünme alanına girerseniz, kendi hayatınızdan kesitler olduğunu görebilirsiniz. Her hikayenin daha iyi kavranabilmesi için Mesnevi'den bir söz ile bitmesi ise kesinlikle hoş.

Altı çizilenler;

"Tarım toplumundaki sosyalliğin üzerine teknolojinin getirdiği hız ve metot sebebiyle insanlık, güçlü olanın zayıf olanı ezdiği bir yapı oluşturuyor." (Syf.19)

"Hz.Peygamber (sav) 'İyi niyet ve güzel gayret varsa onun tamamlayıcısı Allah'tır' diyor." (Syf.20)

"Başkalarının düşüncelerini tekrar etmek başarı değildir. Başarı, yeni düşünce üretmeye dayalıdır. İnsan ancak böyle kendini geliştirebilir, kendini aşabilir." (Syf.26)

"İyi insan olmanın annesi tevazu, babası cesarettir." (Syf.35)

"İnsan özgürlüğünü kontrol edebileceği şeylere bağlamalıdır. Kontrol edemeyeceği şeylere değil." (Syf.58)

"Bir insan kendi ordusunu tanıyor ama düşmanı tanımıyorsa; bu kişinin savaşı kaybetme ihtimali yüksektir." (Syf.65)

"En büyük zafer; bireyin kendine karşı kazandığı zaferdir. Kendini çeldirici, ayartıcı dürtülere karşı muzaffer olabilmek birey için en büyük zaferdir." (Syf.79)

"Ey oğul! Hırslı olanlar mahrum kalırlar. Hırslı insanlar gibi hızlı hızlı koşma; yavaş yürü!" / Mesnevi (Syf.81)

"Neye baktığın değil nereden baktığın önemli." (Syf.93)

"Çamur kötüdür, demek yerine bol bol su bulmaya çalışmak gerek." (Syf.103)

"Kesitsel düşünen kişi sadece o anki mutluluğunu önemser ama bütünsel düşünen bir kimse hayat boyu kendisi için faydalı olanı görür." (Syf.106)

İyi Okumalar :))



Orhan Pamuk / Masumiyet Müzesi

Uzun zaman sonra blog ile buluşmak gerçekten keyifli. Biraz işlerin yoğunluğu biraz tembellik diyelim.
Masumiyet Müzesi, arasına birkaç kitap sıkıştırarak okuduğum bir kitap oldu. Zaman zaman uzak kalsam da, Kemal ve Füsun'un aşkına her geri döndüğümde, önceki satırları yeni okumuşcasına hatırlayarak hafızama kazıdığımı gördüm. Yazar'ın okuduğum ilk kitabı. Orhan Pamuk hakkında ki önyargılarımı bir nebze olsun yıkan bir kitap oldu. Şimdiden okumak istediğim birkaç kitabını daha okunacaklara ekledim. Kitapta ayrıntıya fazla yer verilmiş diye düşünüyorum. Uzun betimlemeler bir hayli çoktu. Fakat kitabın konusu ve ilerleyişi bu betimleri zevkli hale getiriyor. Kitabın her satırında, bu hikayenin gerçek ve Orhan Pamuk'un hayatından kesitler olduğunu düşündüm. Çok içten bir anlatım olduğu için, insanın aklına ilk gelen, yazar tarafından yaşanmış izlenimi uyandırıyor. Ama kesinlikle farklı bir tecrübe. Kitap okunmalı ve sonrasında müze ziyaret edilmeli.

Kitaba gelince; 1970'ler de geçen kitapta, Kemal ve Füsun, hayat tarzları ve bulundukları sosyal ortam tamamen farklı iki insan. Kemal, zengin ve sosyeteye kendini kabul ettirmiş bir ailenin oğlu. Füsun, annesi terzilik yapan orta halli bir ailenin kızı. Uzaktan tanışıklıkları olan bu iki gencin hayatı, Kemal'in, Füsun'u tezgahtarlık yaptığı mağazada rastlantı sonucu görmesiyle değişir ve tamamen karmaşık bir aşk hikayesine dönüşür.

Altı çizilenler;

"Çok sevdiğimiz bir varlığa, hiçbir karşılık beklemeden en değerli şeyimizi verirsek, işte dünya o zaman güzel olur.." (Syf.49)

"...Boyası dökülmüş ahşap evler arasında bayramın kurbanı değil, neşesi nedense daha çok hissediliyordu." (Syf.49)

"...insan eğer hayatının en mutlu anını yaşadığını hayal edebilecek kadar mutluysa, geleceğin de güzel olacağını düşünecek kadar iyimser olur." (Syf.80)

"Sigaranın o kadar sevilmesi, nikotinin gücünden değil, bu boş ve anlamsız alemde, insana anlamlı birşey yaptığı duygusunu kolaylıkla vermesindendir..." (Syf.105)

"Durmadan biriken eşyalar, yavaş yavaş aşkımın yoğunluğunu gösteren işaretlere dönüşüyordu. Onlara Füsun ile yaşadığım mutlu saatleri hatırlatan teselli edici şeyler gibi değil, ruhumda esmekte olan bir fırtınanın elle tutulur uzantılarıymış gibi bakardım bazen." (Syf.377)

"Gezdim, gördüm: Batılılar gururlanırken, dünyanın büyük çoğunluğu utanç içerisinde yaşıyor. Oysa hayatımızdaki utanç verici şeyler bir müzede sergilenirse, hemen gururlanılacak şeylere dönüşürler." (Syf.535)

"Türk milleti kendi müzelerinde Batı resminin kötü taklitlerini değil, kendi hayatını seyretmeli. Bizim müzelerimiz zenginlerimizin kendilerini Batılı hissetme hayallerini değil, bizim hayatımızı göstermeli." (Syf.541)

İyi Okumalar :))