13.01.2014

Orhan Pamuk / Masumiyet Müzesi

Uzun zaman sonra blog ile buluşmak gerçekten keyifli. Biraz işlerin yoğunluğu biraz tembellik diyelim.
Masumiyet Müzesi, arasına birkaç kitap sıkıştırarak okuduğum bir kitap oldu. Zaman zaman uzak kalsam da, Kemal ve Füsun'un aşkına her geri döndüğümde, önceki satırları yeni okumuşcasına hatırlayarak hafızama kazıdığımı gördüm. Yazar'ın okuduğum ilk kitabı. Orhan Pamuk hakkında ki önyargılarımı bir nebze olsun yıkan bir kitap oldu. Şimdiden okumak istediğim birkaç kitabını daha okunacaklara ekledim. Kitapta ayrıntıya fazla yer verilmiş diye düşünüyorum. Uzun betimlemeler bir hayli çoktu. Fakat kitabın konusu ve ilerleyişi bu betimleri zevkli hale getiriyor. Kitabın her satırında, bu hikayenin gerçek ve Orhan Pamuk'un hayatından kesitler olduğunu düşündüm. Çok içten bir anlatım olduğu için, insanın aklına ilk gelen, yazar tarafından yaşanmış izlenimi uyandırıyor. Ama kesinlikle farklı bir tecrübe. Kitap okunmalı ve sonrasında müze ziyaret edilmeli.

Kitaba gelince; 1970'ler de geçen kitapta, Kemal ve Füsun, hayat tarzları ve bulundukları sosyal ortam tamamen farklı iki insan. Kemal, zengin ve sosyeteye kendini kabul ettirmiş bir ailenin oğlu. Füsun, annesi terzilik yapan orta halli bir ailenin kızı. Uzaktan tanışıklıkları olan bu iki gencin hayatı, Kemal'in, Füsun'u tezgahtarlık yaptığı mağazada rastlantı sonucu görmesiyle değişir ve tamamen karmaşık bir aşk hikayesine dönüşür.

Altı çizilenler;

"Çok sevdiğimiz bir varlığa, hiçbir karşılık beklemeden en değerli şeyimizi verirsek, işte dünya o zaman güzel olur.." (Syf.49)

"...Boyası dökülmüş ahşap evler arasında bayramın kurbanı değil, neşesi nedense daha çok hissediliyordu." (Syf.49)

"...insan eğer hayatının en mutlu anını yaşadığını hayal edebilecek kadar mutluysa, geleceğin de güzel olacağını düşünecek kadar iyimser olur." (Syf.80)

"Sigaranın o kadar sevilmesi, nikotinin gücünden değil, bu boş ve anlamsız alemde, insana anlamlı birşey yaptığı duygusunu kolaylıkla vermesindendir..." (Syf.105)

"Durmadan biriken eşyalar, yavaş yavaş aşkımın yoğunluğunu gösteren işaretlere dönüşüyordu. Onlara Füsun ile yaşadığım mutlu saatleri hatırlatan teselli edici şeyler gibi değil, ruhumda esmekte olan bir fırtınanın elle tutulur uzantılarıymış gibi bakardım bazen." (Syf.377)

"Gezdim, gördüm: Batılılar gururlanırken, dünyanın büyük çoğunluğu utanç içerisinde yaşıyor. Oysa hayatımızdaki utanç verici şeyler bir müzede sergilenirse, hemen gururlanılacak şeylere dönüşürler." (Syf.535)

"Türk milleti kendi müzelerinde Batı resminin kötü taklitlerini değil, kendi hayatını seyretmeli. Bizim müzelerimiz zenginlerimizin kendilerini Batılı hissetme hayallerini değil, bizim hayatımızı göstermeli." (Syf.541)

İyi Okumalar :))


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder