26.12.2014

Muzaffer İzgü / Donumdaki Para

Küçük bir çocuk iken okuduğum Ökkeş serisini saymazsak; okuduğum ikinci Muzaffer İzgü kitabı. Hani güldürürken düşündürmek diye bir söylem vardır; işte tamda onun karşılığı sevgili yazarın kitapları. Yine küçük küçük taşlamalarla varmak istediği yere atıfta bulunan birçok öyküye yer vermiş bu kitabında. Genel olarak Anadolu insanını ve memurları baz alan öykülerde yöresel şiveleri barındırmasını çok seviyorum. İşin içine şive girince öyküler daha sıcaklaşıyor, kendinizi  o devlet dairesinde memur yada yer sofrasında aileden biri gibi hissederek okuyorsunuz.

Kitaba gelince; Kitap; sizi güldüren, düşündüren, yer yer günümüzde hala birşeylerin değişmediğini görmenizi sağlayan 26 adet öyküden oluşuyor.

Altı çizilenler;

"Biz büyükler, yani devleti yönetenler bizdeki ahlakı topluma vere vere, kendimiz ahlaksız kaldık. Bu da devede kulak. Önemli olan ülkeyi yönetenler değil, yönetilenlerdir. Yönetenlerin ahlaksız olmaları bir anlam taşımaz, yeter ki yönetilenler ahlaklı olsunlar." (Syf.74)

İyi Okumalar :))

22.12.2014

Alice Clayton / Duvarların Dili Olsa

Çerezlik, okunması kolay, bir çırpıda biten kitaplar katogorisine bir yenisini daha ekledim. Bu tarz kitapları okurken nedense aklıma amerikan filmlerinin mutlu sonla biten romantik komedi türü geliyor. Ama şu bir gerçek ki; ben kitap okumayı daha çok seviyorum. Müstehcen içeriğe sahip olmasına rağmen kitaptaki insanların kişiliklerini tahlil etmek hoşuma gidiyor. Çünkü herkesin bilinç altına yerleşen bazı olgular vardır, üstelik bunun dışa vurumu kaçınılmaz davranışlarda sergilenebilir. Yalnız erotik katagorisine giren bu kitapların genelinin "Elli Ton" serisine benzetilmesi biraz sıkıcı olmaya başladı. Daha yaratıcı olunabilir diye düşünüyorum.

Kitaba gelince; Caroline yeni taşındığı evinde gayet mutlu olacağını düşündüğü ilk gece, yan komşusunun şaşırtıcı gürültüsüyle sarsılır. Üst üste devam eden gürültüye dayanamayan Caroline bir gece ansızın komşusunun kapısını yumruklamaya başlar.

İyi Okumalar :))

16.12.2014

Yekta Kopan / İçimde Kim Var

Yazarın son kitabı "İki Şiir Arasında"da bugün kargoyla adresime ulaştığına göre; kitaplığımda okunacak 4 adet Yekta Kopan kitabı daha var demektir. Yeni kitapları çıkana kadar biraz yavaş okuyayım ki okuma listemi güzelleştiren Yekta Kopan satırlarından mahrum kalmayayım. Bana öyküyü sevdiren bir yazardır kendisi. Onun öykülerinin tadı kesinlikle bir başka, zaman zaman tekrar okuduğum öyküler çoğunlukta. Her kitabında başka duygulara kapılıyor, bambaşka insanlar tanıyor, farklı deneyimler kazanıyorum. Öykü sever herkese tavsiyemdir. Başucu kitapları gibi açıp açıp okuyacağınız o kadar güzel yazıları var ki; kesinlikle kitaplığınızda bulundurun. Kitap bittikten sonra ilk yaptığım şey Müzeyyen Senar'dan "İçimde Kim Vardır" eserini dinlemek oldu. Şarkıyı dinledikten sonra daha çok bütünleşiyor sanki herşey.

Kitaba gelince; Cezmi Konur, nam-ı diyar Orson Cezmi; çevresinde O'nu hayranlıkla seven birçok insan. Metin Konur, yıllar sonra babasının ölmediğini öğrenen bir matematik öğretmeni. Yalanlar, geçen yıllar, arayışlar, içten içe hesaplaşmalar.

Altı çizilenler;

"Doğrusunu bulmadan, yanlışını silme." (Syf.18)

"Hani derler ya, öğrenmenin yaşı yoktur diye, doğrudur. Ağaç yaş iken eğilir, lafına inanmam. Odun muyum ben be insanım, istediğim yaşta istediğim kadar eğilirim de bükülürüm de, yeter ki öğreneyim." (Syf.28)

"İnsanın var olmayan şeyler hakkında, var olanlardan daha çok şey bilmesi ne gizemli değil mi?" (Syf.39)

"Gerçek, hiçbir zaman, sunduğu resimlerin arasına albenili farklılıklar yerleştiremiyor. Birbirinin kopyası resimler, birbirinin kopyası hayatlar…" (Syf.42)

"Zaman, ardında bir uçurum olduğu bilinen tepeye doğru yürüyor, dur, diyenlere aldırmadan." (Syf.45)

İyi Okumalar :))



10.12.2014

Akilah Azra Kohen / Fi

İlk defa bir kitap hakkında ne yazmam gerektiğine karar veremiyorum! Düşüncelerim belli, fakat bunu güzel bir dille nasıl paylaşmam gerektiğini belirleyemedim. Çok sert olmamakla birlikte; sosyal medyanın yaptığı gibi kitabı göğede çıkaramayacağım! İkilemde kaldığımı da ayrıca itiraf etmeliyim. Kitap kesinlikle akıcı, başladığınızda bırakamıyorsunuz. Ve inkar etmemeliyim ki; çok güzel satırlar da barındırıyor. Altını çizdiğim birçok yer oldu. Gelgelelim sosyal medyanın abarttığı kadar birşey bulamadım ben kitapta! Deneyim ve farkındalık kelimelerinden gına geldiğini söylemeliyim. Ayrıca bir çok karakterin ön planda olduğu kitaplar pek bana hitap etmiyor sanırım. Bir zamanlar sevip okuduğum, kişisel gelişim kitaplarına benzerliğinden dolayıda haz etmemiş olabilirim. Yazdıklarımdan da anlaşılacağı üzere ikilemde kaldığım bir kitap oldu Fi. Herşeyde olduğu gibi, kitaplarda bireye göre değişeceğine göre, benim yazdıklarımdan etkilenilmesini istemem yinede! Kitap çok havada bir yerde bittiği için ve bana yarım kitap hissi verdiği için devamı olan Çi ve daha sonra gelecek olan Pi'yi de okuyacağım. Umarım kitapların hepsi bittiğinde fikrim bir nebze olsun değişir. Fakat söylemeden edemeyeceğim; zaman kıymetli!

Kitaba gelince; Can Manay; kendine güvenen, istediğini elde eden, toplumda belli bir üne sahip olmuş çok ünlü bir psikolog. Can Manay ve çevresindeki insanların karşılıklı ilişkilerine tanık olacaksınız kitapta.

Altı çizilenler;

"Özgürlük fazlaca abartılmış bir yanılsamadan başka birşey değil aslında. Bir bedenin içinde var olan ve zamana tabi yaşayan bir yaratık nasıl özgür olabileceğini sanır ki !" (Syf.60)

"Bazı yaşanmışlıklar yaşamın kendisine aykırı olabilir. Bunları hatırlayıp gündelik hayatınızın parçası haline getirerek yaşamak çok ağır hatta bazen imkansız olabilir. Ya onları beyninizde hiç uğramadığınız bir yere gömeceksiniz ya da adım adım  sistemli bir şekilde temizlemeye gireceksiniz." (Syf.79)

"Birşeyin daha güzel olabilmesi için önce yıkılması gerekebilir. Bırak başarısız olsunlar, çekip giderler." (Syf.130)

"Diğerlerine ihtiyaç duyan bir budala asla kendisi olamaz." (Syf.132)

"Deneyim vardığımız yer değil, gittiğimiz yoldur." (Syf.198)

"İyi şeyler tesadüfen olmuyor. Vazgeçmediğin sürece iyi birşey için şansın var demektir." (Syf.225)

"Aslolan tek şey deneyim. Yaşadığın şeyin seni nereye götürdüğü, yaşadığın şeye verdiğin tepkiye göre değişir." (Syf.315)

"Bazen kendini bulmak için önce kaybetmen gerekiyor." (Syf.339)

İyi Okumalar :))

1.12.2014

Kadir Aydemir / 90'lar kitabı Çocuk mu Genç mi?

80'li yıllarda doğmuş bir insan olarak çocukluğum tamda 90'lara denk geldi. İyi mi oldu kötümü bilemem ama; sanırım o zamanlar hayat daha güzeldi. En önemlisi insanlar daha anlayışlı idi. Sevgiden öte ilk önce karşılıklı saygı vardı insanlar arasında. Saygı varsa gerisi zaten geliyordu. Herşeyiyle cıvcıvlı yıllardı. Politika, giyim kuşam, müzikler. 5. sınıfa geçtiğim yaz, bir yaz çocuğu olarak doğumgünümü kutladığım gün hediye olarak gelmişti Burak Kut / Benimle Oynama albümü. Çocuk sevinci havalara uçmuştum. Çat çat aç kapa mini teyplerde dinlerdik albümleri. Karışık albümler hazırlanırdı 60'lık yada 90'lık kasetlere. Arkadaşlarla bir araya geldiğimiz zaman vakit geçirememek gibi bir kaygımız olmazdı. Oyunlarımız vardı bizim. İsim şehir, adam asmaca, tren. Şimdiki gibi öyle herkesin elinde birer android telefon birbirinden bağımsız şekilde yaşamazdık. Lambada eteklerimiz vardı. Okul müsamerelerinin vazgeçilmez gösterisi lambada eşliğinde dans etmek olurdu tabii ki. Yonca Evcimik şarkılarıyla büyüdük, sabah 07.15 vapuruna binince bizde O'nu karşımızda görebilecekmiyiz diye hayaller kurardık. İlk aşklarımız. Yaşayıp yaşayacağımız en masum aşklar. En çok aklımda kalan kırmızı çorap giymezdim ben. Çocukluk işte. Hep beyaz olsun isterdim. Şuan ise bir tane beyaz çorabım yok. Sanırım bazı şeylerin inadı çocuklukta güzel. İnsanın çocukluğuna ait yazacakları hiç bitmezki !! Heleki günümüz çocukları teknolojiye yenilmişken onlara paylaşımlarımızla alakalı anlatacağımız o kadar çok şey var ki !! O yüzdendir kitaplığınızda bulundurun bu kitabı. Çocuklarınıza bizlerin yaşadığı dönemlerin daha sıcak, daha içten olduğunu gösterebilmek için !!
(Not: Yitik Ülke Yayınları'ndan çıkan "80'lerde Çocuk Olmak" ise ayrı bir güzellik.)

Kitaba gelince; 111 yazarlı bir kitap. Aralarında tanıdık simalarında bulunduğu yazarların sıcacık yazıları sizi o yıllara götürüyor. Oturup adım adım çocukluğunuzu düşünüyorsunuz. Bazı yerleri kopukta olsa yazılanlar arasında buluveriyorsunuz. Okunmalı.

Altı çizilenler;

"…değişimin tek simgesi olmuş Dolly adlı bir koyun görünüyordu. Bu demek ki artık klonlanmış hayatlar yaşamaya başlayacaktık." (Syf.107)

"Aradan geçen yıllarda öğrendiğim önemli bir hayat bilgisi, insanın eskiyi tüketmeden de yeniyi yaratabileceği, yeniye sevdalanabileceği gerçeği." (Syf.111)

"Hay çıkmaz olaydı özel televizyonlar, istediğin zaman istediğin programı izliyorsun kolpasıyla yedirdiler. Ne istediğmizi hiç bilemediğimiz ve harbiden istediklerimiz yedi bin ışık yılı uzakta olduğu için yirmi senedir hala bulamadık neyi istediğimizi." (Syf.135)

"Fazil Say'ın da söylediği gibi, emeğin karşılıksız kaldığı bir toplum kültürünün anahtarı olmuştu arabesk. Bu ülkede ünvan, emek ve saygı söke söke alınabilecekti bundan böyle."

İyi Okumalar :))


28.11.2014

Meltem Arıkan / Yeter Tenimi Acıtmayın

Sonradan yaptığım araştırmalara göre; aslında yasaklı bir kitabı okumuşum. 2004 yılında, cinsellikle alakalı rahat dilinden dolayı yazarın bu kitabı toplatılmış. Fakat daha sonra, görülen davaların sonunda tekrar baskıya girmiş. Aslında bilmediğimiz şeyleri yazmamış yazar. Bildiğimiz halde dile getiremediklerimizi yazmış. Aile içi ensest ilişkiler, çocuk yaşta maruz kalınan tacizler. Sansür uygulamadan açık açık yazmış yazar. Zaman zaman donup kalıyorsunuz, kendinize geldiğinizde gözlerinizden yaşlar süzülüyor. Çünkü biliyorsunuz ki; günümüzde hala ensest ilişkiye maruz kalan çocuklarımız var. Bu gerçekten acı birşey. Bunları şuan yazmak bile zor. Bunları yaşamadığınız için seviniyorsunuz belki ama bir tarafınız hep buruk. Kimsenin yaşaması adil değil çünkü. Çocuk yaşta yaşanılan taciz, tecavüz, ensest yaklaşımlar ileride bireyi çıkılmaz bir psikolojik bunalıma sokabiliyor.

Kitaba gelince; Sude, Çakıl, Derin ve Ada. Yıllar önce kendi yaşadıkları travmadan kurtulmuş ve hayatta başarılı olmuş dört kadın. Bundan sonra ki amaçları; kendi yaşadıklarına benzer şeyleri yaşayan kadınları hayata kazandırmak.

Altı çizilenler;

"İnsanlık, binlerce yılda edindiği ve biriktirdiği bazı bilgileri, ataerkil kültürün baskıcı yönetimleri nedeni ile özgürce kullanamıyordu. Statükocu güçlerin denetimindeki bilim adamları, popüler bilim şemsiyesinin altında yer alırken, radikal yaklaşan bilim adamları ise çalışmalarını daha dar bir kitle ile paylaşıyordu."

"Şans, insanların yarattığı olumlu bir olasılıktan başka birşey değildir. Sen çaba harcamazsan, sürekli kendine acırsan, olumlu olasılıklar karşına çıkmaz."

"Süregiden düzeni değiştirmek istiyorsan, doğru olan ilk adım kadınların değişimini sağlamak."

"Üzüntünde yanında olanlar ya da üzüntünü paylaşanlar değil, mutluluğunu seninle paylaşabilenler ancak gerçekten seni sevenlerdir."

"İnsanları ve ilişkileri anlamak, anladığını sanmak, hayatı çözdüğüne inanmak, aslında yeniden yeniden hep başa dönmek, hiç kimse için kolay olmuyor. Hatta bazen kendi kendine, anlamak eyleminin mutluluk getirip getirmediğini bile tartışabiliyorsun. Anlamaya çalışmak son derece yorucu bir eylem, tıpkı anlatmaya çalışmak gibi."

İyi Okumalar :))

27.11.2014

Can Dündar / Abim Deniz

"Darağacında Üç Fidan" ve "Gülünün Solduğu Akşam"dan sonra; yine hüzün, ama bir o kadar da cesaret kokan bir kitapta yine sevgili Deniz Gezmiş ile birlikteydim. Bazı satırlar birebir aynı olsa da; yüzlerce kez daha sindirerek okuyabilirim. Üç fidanın canı, haklı savunmalarına rağmen, yıllar önce idam edilen üç cana karşılık alındı. O kararı verenler vicdanlarıyla boğuşurken neler düşündüler / düşünüyorlar merak ediyorum. Üç gencecik insanı kimsenin canına dahi zarar vermemişken, sadece görüşlerinden dolayı ölüme mahkum etmek. Ve en korkuncuda milenyum dediğimiz yılları yaşamaya başladığımız halde, hala görüş ayrılıklarından dolayı ölen insanların olması. Ne kadar olumsuzluklar yaşansa da ben umudumu yitirmek istemiyorum; "Güzel günler göreceğiz çocuklar" !! (Nazım Hikmet Ran)

Kitaba gelince; Sevgili Can Dündar ve Deniz Gezmiş'in kardeşi Hamdi Gezmiş tarafından derlenen kitap gerçekten iyi bir çalışma olmuş. Birçok fotoğraf, mektup, kararname ve dilekçeleri açık açık paylaşan, üç fidanın solmasına kadar ki süreyi bizlere apaçık sunan bir kaynak olmuş adeta. Kesinliklikle okunmalı ve gelecek nesiller için kitaplığınızın bir köşesinde bulunmalı.

(Not: Bu sefer bir ilk olarak altını çizdiğim birkaç fotoğrafı paylaşacağım. Altını çizdiğim cümleler dışında o kadar çok şey vardı ki paylaşmadan edemeyeceğim!!)

Altı çizilenler;

"İyi lider, cesaretle öne atılmasını bildiği gibi, gereğinde durmasını da bilendir." (Syf.136)

"…sanatçılık politikacılıktan çok üstün bir meziyet. Yüzyıllar boyu yaşayacak bir şey. Eski yunan ustalarından nasıl vazgeçemiyorsak onun gibi bir şey. Ünlü bir devrimci diyor ki; "herşey değişecek fakat Beethoven'ın 9. senfonisi çalınmaya devam edecek." (Syf.287)

"İnsanlar doğar büyür yaşar ölürler, önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığın süre içinde fazla şeyler yapabilmektedir." (Syf.436)

İyi Okumalar :))






31.10.2014

Işıl Şenol / Asma Pansiyon

Yine içimi ısıtan, tarih ve güzellik kokan bir kitabı daha bitirdim. Bir kitap sitesinin yapmış olduğu indirimden, içeriğini okumadan kapağına vurularak almıştım. İyi ki almışım ve kitaplığıma eklemişim. Adını sık sık duyduğum, internetten yaptığım araştırmalarla öğrendiğim ve güzelliğine vurulduğum Bozcaada'ya ise kitap sayesinde, sadece satırlarla dahi tekrar mest oldum; ve gitmek kesinlikle farz oldu. Kitap konusu itibariyle yumuşak, içinizi ısıtabilecek, sizi güzel bir adayı sokak sokak gezdirecek nitelikte. Arayışta olan karakterler, onlara kapısını açan bir ada pansiyonu. Zaman zaman hepimiz isteriz aslında; kimseye haber vermeden çekip gitmeyi ve birkaç gün kafa dinlemeyi. Toplumun gereksiz önyargıları olmasa ve zamansız olsa da, her insana iyi gelebilecek çekip gitmeleri yapabilsek. Her insanın kendini dinlemeye ihtiyacı vardır. Çünkü her insan kendi iç sesiyle kendini bulur. 

Kitaba gelince; Birbirinden bağımsız birkaç insanın şehir hayatının keşmekesinden ve özel hayatlarında yaşadıkları sıkıntılardan kaçışı. Bunlardan biri Defne; 17 yaşında, anne ve babası o küçükken ayrılmış ve bu yüzden sorunlu bir çocukluk geçirmiş bir genç kızdır. Babasıyla tartıştığı bir günün sabahı, sevgilisi Özgür tarafındanda hayal kırıklığına uğrar ve kısa bir süre İstanbul'dan kaçmayı düşünür. Babasının çocukluğunun geçtiği Bozcaada'ya giden Defne Asma Pansiyon'un açılan kapılarında aslında babasının geçmişine gittiğini bilmemektedir.

Altı çizilenler;

"…herkesin böyle zamanları oluyordu. Kumdan kaleleri yıkıp gitmek istiyordu insan bazen. Herkesin önemli ya da önemsiz bir hikayesi vardı, mola vermek de yaşamak kadar doğaldı..." (Syf.46)

"Şehrin soğukluğu evin içinden de beterdi. İnsanlar aynı duraktan onlarca defa aynı otobüse bindikleri halde günaydın bile demiyorlardı. Ne esnaf mahalledekileri tanıyordu ne de kapıcılar dairelerde oturanları. İnsanlar sanki her gün aynı şeyleri cıvata sıkar gibi bir rutinde yapıyor, sonra da pilleri bitermiş gibi günü bitiriyorlardı." (Syf.59)

"İnsan ümidini kesince beklemeyi bıraktığı her şey gelir düşer kollarına…" (Syf.161)

İyi Okumalar :))


20.10.2014

Kadir Aydemir / Yitik Öykü

Yitik Ülke Yayınları yine çok güzel bir çalışmaya imza attı. Twitter üzerinden gerçekleştirilen projenin tek bir amacı var ; kitabın geliriyle alınacak ağaç fidanları ve tohumları ile bir orman oluşturulacak. Benimde içinde bulunduğum kitap bir tweetlik öyküler barındırıyor. İlk önce nasıl olabilirki dediğim ve sonra birşeyler karalamaya başladığım projeye bende dahil oldum. Ve içinde o kadar güzel öykülere rastladım ki; önemli olanın uzun yada kısa değil, ne anlatılmak istendiğinin olduğunu gördüm. Çok yazarlı birçok kitabı bulunan yayınevinin bu kitabıyla birlikte diğerlerinide gözden geçirmenizi diliyorum. Ağaç diken bir yayınevi emin olun ömürlük olur. Dilerim ki; Yitik Ülke çınar ömründe olsun…(Yayınevini tanımak isteyenlere : http://www.yitikulkeyayinlari.com) Zaman zaman toplu projeler hala gerçekleşmekte, takip etmeyi unutmayın...

İyi Okumalar :))
Gülse Birsel / Hala Ciddiyim

Yıllar önce bir arkadaşımda bulunan 'Gayet Ciddiyim' kitabına çok gülmüştüm sevgili yazarın. Fakat sanırım yaş itibariyle keyifli gelmiş. Kitabın devamı niteliğindeki 'Hala Ciddiyim' kitabından ise hiç keyif alamadım. Günlük yaşadığımız olayların mizahla harmanlanmış şekillerini içeriyor kitap. Gündem, gündem dışı, sosyolojik, magazinsel birçok konu barındırıyor. Sanırım kitabın basım tarihinden dolayı sahip olduğu konuların artık eskide kaldığı ve zaten artık heran karşımızda mizah dolu haberler gördüğümüz için pek keyif alamadım. Kitapları yarım bırakmak istemediğim için zorla da olsa okudum. Şöyle ki; senaryolarını yazdığı ve oynadığı dizilerde daha iyi olan sevgili Gülse Birsel'i de kitaplarını birdaha okumayacağım yazarlar arasına alıyorum maalesef. Yinede; benim zamanım bol okurum diyorsanız, okuyun derim ! Ne diyeyim :))

İyi Okumalar :))

17.10.2014

Stephanie Evanovich / Bir Kadın Nasıl Büyür ?

Yine araya sıkıştırarak birkaç günde okuduğum bir kitap daha blogdaki yerini alıyor. Birçok hayal kırıklığından sonra bestseller okumayı pek sevmesem de yine kendimi tutamadım. Verilen tepkilere ve yapılan yorumlara karşı koyamadan kitabın e-kitap versiyonunu edinip okudum. Bu arada söylemeden edemeyeceğim e-kitaptan hala haz etmiyorum !! Elimde kitap tutmayı, onun o yeni baskı kokusunu içime çekmeyi hala çok seviyorum ama kitapları saklama konusunda kafama takılan yer problemi beni e-kitaba itiyor !! Başka bir sorunda eğer bir e-kitap okuyucunuz yoksa android telefon veya ipadlerde çok ciddi göz problemleri oluşabilir !! En kısa zamanda bir okuyucu edineceğimi söyleyip kesinlikle herkese tavsiye ediyorum.

Kitaba gelince; Kocasını vahim bir hastalıktan kaybeden 32 yaşındaki Holly; kendini tüm dünyadan soyutlamış, evine kapanmış ve sürekli yiyerek geçirmekte olduğu hayatına, bir uçak yolculuğu sırasında tanıştığı Logan sayesinde veda eder ve hiç beklenmedik duyguların içine sürüklenir.

İyi Okumalar :))

16.10.2014

Gina L. Maxvell / Baştan Çıkarma Seansları

İşte bir tane daha gün içinde işlerden bunaldığınızda açıp okuyabileceğiniz, hızlı hızlı akıp giden, sizi yormayan, anlamaya uğraş vermeyeceğiniz ama keyif veren, bol aşk bol romantizm dolu bir kitap daha. Bu tarz kitapları amerikan filmlerine benzetiyorum ben. Konu aşk ve mutlu son olunca keyifle izlenenlerden hani. Şu iş yoğunluğunda alıp alıp sakladığım çıtır çerez kitapları bitireyim ki; 2015'e sıkı bir kitap listesi ile gireyim diye düşünüyorum. Eğlenmek istiyorsanız okuyabilirsiniz. Ama benim zamanım bol, rahat kitap okuyabiliyorum diyorsanız çokta zaman harcanacak bir kitap değil. Zamanı bol ve kafası rahat olanlara geçmiş kitap tanıtımlarıma göz atmalarını rica ediyorum. Şayet daha okunası kitaplar mevcut.

Kitaba gelince; Sakatlığı nedeniyle şampiyonluk ünvanını kaybedecek olan ünlü boksör Reid Andrews tedavi için gittiği hastanede yıllardır görmediği arkadaşının fizik tedavi uzmanı kardeşi Lucie'yle karşılaşır. Hayatlarını yönlendirecek bir anlaşma yapan ikili aynı evi paylaşmaya başlar.

İyi Okumalar :))
R.K. Lilley / Uçuşta

Bu ara işlerin yoğunluğu, sevimsiz kışa hazırlık olan sıkıcı sonbaharın verdiği ruhsuzluk gibi nedenlerden dolayı kitap okuyamıyorum. Güzel geçen bir tatilden sonra yoğun bir iş hayatı ise kabus. Alınacak okunacak o kadar kitap varki; artık maddi anlamda yetişemeyince bende e-kitap olayına girdim. Hem daha ucuz ve evde yer kaplamıyorlar. Tabi ki kitaplığımda bulunmasını istediğim kitapları alıyorum. Yoğunluk arasında çerez diye nitelendirdiğim kitaplar okuyorum bu ara. Aşkın ve romantizmin bol olduğu. Sanırım soğuk kış gecelerine ön hazırlık. :) Bazen fütursuzca hızlı hızlı akıp giden kitaplar okumayı seviyorum. Çok entel dantel takılarak, zaman kaybı diye düşünmüyorum. Aksine keyif verici bence. Arada eğlenmek istiyorsanız tarz dışı şeylerde okumalısınız. Tek olumsuz yanı olay örgüsü farklı olmasına rağmen içerik tamamen Elli Ton üçlemesine ait. Yazar biraz kolaya kaçmış sanki :)

Kitaba gelince; Bianca havayolu şirketinde çalışan bir hostestir. Yaşadığı travma dolu çocukluk yıllarından sonra kimseye güven duyamadığı bir zamanda karşısına çıkan James Cavendish'e nasıl hayır diyemediğini sorgular. 

İyi Okumalar :))

2.10.2014

Buket Uzuner / Selin ve Cem'le Yolculuklar

Uzun yıllardır kitaplığımda bekleyen kitabı, capcanlı kapağından dolayı bu yıl tatil kitabı yaptım ve okudum. Bloğuma ekleme fırsatını ise yeni buldum. Yazar hayranı olduğum kadın yazarlardan biri. Hemen hemen tüm kitapları mevcut ve okumadığım sanırım üç tane kaldı. Deneme türündeki bu kitap tamda sevdiğim tarzda. Sanat ve hayat hakkında sizi bilgi yumağına sarmakla kalmıyor, birçok kitap, film ve müzik önerisi sunuyor. Hepsini not aldım. Sanırım kitap, film ve müziklerden oluşan bir Selin ve Cem dosyam olacak. Gençlik döneminden hayata atılan tüm gençler okumalı bence. Özellikle sanat ve yazarlık konularında ilerlemek isteyenler !! Ben biraz geç kaldığımı düşünsem de, çok keyif aldım ve hala uygulayabileceğim birçok şeyi not ettim. Yapılan sohbetlerin içerisindeymişcesine, sizde kendinizce yorumlar yaparak okuyorsunuz kitabı. Kesinlikle okuyun derim ben. Bol bol not almayı unutmayın üstelik.

Kitaba gelince; Sevgili Buket Uzuner'in gönüllü yardımcıları olan Selin ve Cem ile; hayata, sanata ve kitaplara dair paylaştıklarının anlatısı.

Altı çizilenler;

"Kendi doğumudan önce olanları bilmeyen, sürekli çocuk kalmaya mahkumdur." (Önsöz)

"Türkiye henüz uyanmak üzere. Daha uzun zaman yataktan çıkıp gerinemeyecek bile ama bu arada, yeniye ve umuda doğru çalımlar sizlerin, bizlerin sayesinde olacak. Batılıların ninelerinin, dedelerinin yaşadığı değişim ve dönüşüm sancılarını bizler ancak yaşıyoruz ve yaşayacağızda..." (Syf.29)

"Hiçbir şey hiçbir zaman aynı kalmazken, bazen herşeyin hala güzel olabilmesi ne büyük mucizedir." (Syf.56)

"Herşeyin daha iyi ve daha fenası olduğunu anlamak, kavramak, bunu kabul etmek ne zor, ne acıtıcı bir öğretidir." (Syf.59)

"Hiçbir fotoğraf, insanın hafızasında korudukları kadar canlı kalamaz." (Syf.201)

İyi Okumalar :))

29.09.2014

Nermin Yıldırım / Unutma Beni Apartmanı

Yine bir arkadaşımın, hiç beklemediğim anda gönderdiği kargo paketinden çıkan kitap, kitaplığımda okunanlar arasına girdi. Arkadaşlar tarafından hatırlanmak, üstelik bunun bir kitap ile olması beni mest eden şeylerden biri. Her zaman söylerim; kitap kadar güzel bir hediye yok. Aslında almayı düşündüğüm bir kitaptı. İlk etapta kapağındaki merdivenlere bayılmıştım. Daha sonra arka kapak yazısı beni cezbetti. Almayı düşünürken kapımda bitiverdi. Kitapların içinde, başka kitaplardan, filmlerden bahsedilmesinden çok hoşlanıyorum. Buda o katogoriye giren kitaplardan biri. Sürekli not aldım. Okunması ve izlenmesi gerekenler. Roman içinde roman okuyorsunuz ayrıca. Daha fazla ayrıntı yok !! Alın, okuyun, kitaplığınızda bulunsun.

Kitaba gelince; Kırk üç yaşına kadar görmediği annesinden aniden telefon alan bir kadın. Süreyya. Bu telefonla birlikte; geçmişiyle yüzleşmeye çalışan, gizli ve karakterlerine kendini yansıtan bir yazar. Bazen herşeyden kaçmak ister insan…

Altı çizilenler;

"Acımak, başkalarının çektiği azaba bakıp, onların yasını tutarmış gibi yaparak kendi mutluluğuna şükretmektir…" (Syf.10)

"Gereklilik kipleri duygularımızı yönlendirmeye başladığında sahicilikten uzaklaşırız. Çünkü öyle olması gerektiği için öyle hissetmek, insanın kendisini kandırmaya çalışmasından başka birşey değil bana göre." (Syf.23)

"İnsanın kişisel tarihi başladıklarıyla değil bitirdikleriyle, kazandıklarıyla değil kaybettikleriyle yazılıyor." (Syf.43)

"Geçmişimiz her zaman geleceğimiz hakkında söz sahibi olmaz mı?" (Syf.167)

İyi Okumalar :))

24.09.2014

Ender Haluk Derince / Menekşe Kokulu Hikayeler

Taa İzmir'lerden hediye olarak gelen kitabımı çok uzun zaman önce okumama rağmen bloguma ekleme fırsatını yeni buluyorum. Lise yıllarından beri görüştüğüm ve komşulukla pekiştirdiğimiz dostumdan geldi mis kokulu kitap. Bir zamanlar "Tavuk Suyuna Çorba" serisi vardı. Benim lise zamanlarımda, kitaplığımdada birkaç tanesi bulunur. Kıssadan hisse dediğimiz hikayeler bulunduran o kitaplara benziyor içeriği. Okuduğunuzda sizi ısıtan, düşündüren, aslında hep yapılması gerekeni hatırlatan birçok kısa hikayeden oluşuyor. Okurken etkileniyor, hak veriyor, keşke böyle olsa dediğimiz ama hiçbir zaman uygulamaya geçiremediğimiz duygular !! Kitabın bir diğer özelliği mis gibi kokması. İlkokul çağlarında kokulu not defterleri vardı !! Onları hatırlattı bana. Çocukluğuma götürdü o mis kokulu sayfalar. Ruhunuzun ve beyninizin biraz sakinleşmesi için okunabilir. Zaten büyük puntolar kullanıldığı için hemen bitirebilirsiniz.

Altı çizilenler;

"Malını, mülkünü ver de bir gönül al; al da o gönül, mezarda o kapkara gecede ışık versin sana." (Syf.31)

"Düşünceye gem vurmak. zihne gem vurmak demektir, bu ise rüzgarı zapt etmekten daha zordur." (Syf.35)

"Herkes aynı şeyi düşünüyorsa, hiç kimse fazla birşey düşünmüyor demektir." (Syf.75)

"Kimlere meydan okumaz ki insan, tek başına düşündüğü zaman..." (Syf.160)

"Parçaları kaybolmuş puzzle gibi artık insanlar. Kiminin kalbi, kiminin ruhu, kiminin beyni yok." (Syf.179)

İyi Okumalar :))


15.09.2014

Vedat Türkali / Bir Gün Tek Başına

Favori yazarlarım arasında olan Vedat Türkali'nin bir kitabını daha sonlandırdım. 743 sayfalık serüvene nihayet tatilde noktayı koydum. Kayıp Romanlar'dan sonra siyasi içeriği ağır basan bir kitabın daha beni böyle etkileyeceğini düşünmemiştim. Sanırım; bir hayli kalın olan kitabı bir o kadar daha olsa okurdum. Bazı kitap sitelerinde okuduğum yorumlardan yola çıkarak; kitabın çok uzun ve fazla ayrıntılı oluğu fikrine katılmıyorum. Bence anlatılmak istenen herşey ne uzun ne kısa, tamda olması gerektiği gibi. Belli bir yılı anlatan; hele ki siyasi olayların var olduğu yılları anlatan bir kitap zaten uzun olmalı ki herşeyi açıklığı ile yansıtabilsin. Biraz tarih, biraz siyaset seven herkes Vedat Türkali okumalı. Kesinlikle tavsiye bir kitap.

Kitaba gelince; Kenan, 27 Mayıs 1960 darbesinde tutuklanarak içeri alınır. Fakat yaşananlardan o kadar  yılmıştır ki; müdüriyette yaşananlardan sonra serbest kalmış ve bir daha olaylara karışmamıştır. Taa ki Günsel ile tanışana kadar. Orta yaşlı hali ile 23 yaşında bir üniversite öğrencisi olan Günsel'e ayak uydurmaya çalışan Kenan kendini yıllar öncesinin olaylarının içinde bulur. Bu aşk Kenan'ı nereye sürükleyecek?

Altı çizilenler;

"Değişmeyen tek şey değişmektir de bu ülke niye değişmez!" (Syf.7)

"Bütün ülke kocaman bir cezaevi ! Birisi etmişti bu sözü, kimdi? Nazım'ın hapisten çıkması sırasındaydı...Demek bizden başkaları için de cezaevi bu ülke. Kimler için? Kimin için değil ki? Çok küçük bir azınlığı çıkardın mı geri kalan herkes için cezaevi. Yalnız kimileri bilincinde, kimileri değil. Acı çektiğinin bile bilincinde değil kimileri !" (Syf.385)

"İnsan dendi mi ne erkektir o, ne kadın. Birleşince yarımşardan bir olurlar, insan olurlar. Bütün çaba insan olmak." (Syf.474)

İyi Okumalar :))

21.08.2014

Martin Suter / Ayın Karanlık Yüzü

D&R indiriminden aldığım kitaplardan biri daha okunanlar rafında yerini aldı. Bir hayli kitap stoğum olmasına rağmen, kitap sitelerinin indirim kampanyalarına bakmadan edemiyorum. Yazarı ilk defa okuyorum. İlk etapta kitabın kapağı ve ismi ilgimi çekti. Arka kapaktaki yazıları okuduktan sonra almaya karar verdim. Pişman olmamakla birlikte çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Arka kapak yorumları sanırım biraz abartılmış. Çok sürükleyici olmadığını düşünüyorum. Bazı şeyler çok tekrar etmiş ve konuyla alakalı kopukluklar mevcut. Ve her zaman karşılaştığım çeviri hataları, çok fazla devrik cümle ve birbirinden bağımsız gibi duran satırlar. Bir kitapta çeviri gerçekten önemli. Belki iyi bir çeviri ile okumuş olsaydım daha farklı bir haz verebilirdi. Yinede zamanınız bol ise okunacaklarınızın arasına sıkıştırıp okuyabilirsiniz.

Kitaba gelince; Urs Blank şirketler arası birleşmeleri sağlayan, camiasında çok ünlü bir avukattır. Birgün tesadüfen uğradığı bit pazarında Lucille ile karşılaşır. Aralarındaki ilişki farklı boyuta taşınır. Zamanın çoğunu birlikte geçiren Lucille ve avukat, birgün uyuşturu etkisi bir hayli fazla olan mantar partisine katılırlar. Bu deneyimden sonra kişiliğinde değişiklikler sezen avukat bunu tamir edebilmek için farklı bir ortamda mücadeleye başlar.

Altı çizilenler;

"Hepiniz eleştiren, yargılayan iç muhakemenizi devredışı bırakın ve zamanı gelmeden önce analize kalkışmadan; süreci yaşamaya çalışın." (Syf.55)

İyi Okumalar :))

13.08.2014

Elçin Demiröz / 9

Sosyal medyada okuyucuları ile sürekli iletişim halinde olan sevgili Yitik Ülke Yayınları'ndan gelen hediye kitaplardan birini daha bitirdim. İki gün içinde biten kitap sürükleyici olmakla birlikte; farklı bir tarzı var. İlk etapta bir türlü bağdaştıramadığım olay örgüsünün ilerleyen satırlarda sizi içine çekmesi, bir an önce sona varmanızı hızlandırıyor. Kitaba biraz önyargıyla başlamamla birlikte, bitirdiğimde çok farklı bir keyif bıraktı bende. Öyle güzel cümleler var ki; durup durup yaşamınızın hızını kontrol ediyorsunuz. Öyle ki; yeni yazarlara önyargılı olmayıp kesinlikle okunmalı ve bir fırsat verilmeli. Yazarın ilk eseri olan kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum. Güzel mesajlar alacaksınız.

Kitaba gelince; Efsun bir süredir birlikle olduğu Noyan'dan ayrılmaya karar verir. Bu ayrılıkla birlikte, içinde dostlarınında bulunduğu garip bir olay örgüsüne giriş yapar. Çıkışı ise kendinde.

Altı çizilenler;

"Bir şeyi değiştirmeye karar verdiysen, zaten bir şeyler çoktan değişmiş demektir." (Giriş)

"…her insanın mutlaka biriyle mutlu olacağına inandırılmıştık. Hayatın paylaşılabileceğine ve paylaşılan şeyin gittikçe büyüyeceğine. Üstelik büyüdükçe de buna bağlı olarak artan çocuk oranının bir gereklilik, mutluluk oranının ise bir emeklilik haline dönüşeceğine…" (Syf.14)

"Hiçbir yolculuk geçilen yollardan dönmezdi. Ya başka bir mevsimde farklı yollardan dönerdik, ya da öylesine bir yola sapar orada ilerlerdik. 
 İşte bu yüzden bir giderken dönenleri görmezdik.
 Eğer görseydik zaten, belki de o yola hiç girmezdik." (Syf.61)

İyi Okumalar :))

12.08.2014

Yekta Kopan / Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri

Yine sımsıcak, içinize işleyen, kendinizden birşeyler bulabileceğiniz bir Yekta Kopan kitabı daha. Öyküleri daha bir sevmeme neden olan kitaplar, okuma listelerimde nefes almama yarayan durak gibiler. Sade, akıcı, anlatmak istediğini hemen anladığınız cümleler. Kimi zaman içinizi sızlatan, kendinize sorular sorduran öyküler. Altını çizdiğim o kadar çok satır var ki; merak edip alıp okuyasınız diye hepsini yazmıyorum buraya. Kitaplığınızda bulunsun. Sanırım elimde okumadığım dört kitabı kaldı yazarın. Onlarıda en yakın zamanda okuma listelerime serpiştireceğim. Pişman olmayacağınız kitaplardan biri. Öykü severlere duyurulur.

Kitaba gelince; Kitapta on adet öykü sizi bekliyor. Babalar, oğullar, arkadaşlıklar, aşklar, dostluklar, kırgınlıklar…

Altı çizilenler;

"Doğru zamanda, doğru sözleri kullanmayı bilirseniz, aşamayacağınız engel yoktur." (Syf.73)

"Hangi kömür, günün birinde elmas olacağını önceden bilir? Köpeklerin bu kadar çok olduğu bir yerde, bir sopa ne kadar uzağa fırlatılırsa fırlatılsın yine de kendini, atan kişinin yanında bulacaktır." (Syf.116)

İyi Okumalar :))

11.08.2014

Deniz Kavukçuoğlu / Canım Acıyor Baba

D&R indiriminden aldığım kitaplardan biri daha nihayet okunan kitaplarımın arasına teşrif etti. Deniz Kavukçuoğlu yeni tanıştığım bir yazar. Diğer kitapları hakkında konu sahibi olmasam da, sanırım ben en iyi öykü kitabıyla başladım okumaya. Birbirinden güzel öyküler birçok değişik karakterde insanla tanıştırıyor sizi. Öyle ki; kimi zaman bir yakınınız kimi zaman siz olan karakterler. Yeni yılda tüm kitaplarını edinip okumak istediğim yazarlar arasına girdi Deniz Kavukçuoğlu. Ben diğer kitaplarında da hayal kırıklığına uğramayacağımı düşünerek kesinlikle okumalısınız diyorum. Ve sanırım artık yeni yeni yazarlara yelken açmak gerektiğini benimsedim. Öykü yazarlarının hepsi tadılmalı.

Kitaba gelince; Birbirinden güzel 13 öykü. Aşk, terkediş, ilişkiler, cinsellik, ilk deneyimler, nefretler, utançlar…

Altı çizilenler;

"…yıllar içinde birşeyler öyle birikiyor ki, bir noktadan sonra ağırlaşıyor, taşınmaz oluyor. Daha da kötüsü bu birikim insanın geleceğine uzanan yolları tıkıyor." (Syf.85)

İyi Okumalar :))

6.08.2014

Nihal Yeğinobalı / Belki Defne

İki haftalık iznimde elime yapışan, oradan oraya sürüklenen kitabım nihayet son buldu. Zaman zaman böyle şeyler olabiliyor ! Sanırım şu ara sıcaktan hiçbirşey yapmama isteği söz konusu, buna istinaden okuma hızımda bir hayli yavaşladı. 

Yazarın okuduğum ilk kitabı. Can Yayınları'nın 5tl'lik indirim kampanyasından almıştım. Bazı kitaplar vardır ya; yanlış zamanda okunur, sanırım buda öyle oldu. Ruh halim; yazın, dinlenmenin, tatilin eğlenceli ruhuna aldandı sanırım, öyle ki çoğu zaman çok sıkıldım kitaptan ! Havada asılı kalan çok şey vardı ? Sonlanmayan, cevaplanmayan. Saçma bulduğum bir arkadaşlık ilişkisi. Aşk varmıydı onu bile kestiremedim. O kadar silikti ki ! Bilemiyorum belki yanlış zaman kitabıydı. Ama ayıldım, bayıldım diyemeyeceğim.

Kitaba gelince ; Kocasından boşanmaya karar veren Defne, Fenerbahçe'de ki babasından kalma eve taşınır. Daha ilk günlerde tanıştığı Beril ve çevresiyle değişik bir ortama adım atar. Sonrası; aşklar, iç sesler, hesaplaşmalar ve belkiler...

Altı çizilenler;

"Geçmiş zaman özlemleri, hele bir de gelmemiş, gelmeyecek bir zamanla ilgili sızılara dönüştü mü, tümünü döner kapıların dışında bırakmak gerekir." (Syf.35)

İyi Okumalar :))

17.07.2014

Jean Christophe Grange / Şeytan Yemini

İki haftalık bir süreçten sonra kitabım bitti ve nihayet bloğuma ekleme lüksüne nail oldum. Konusu, ilerleyişi, kurgusu; herşeyi çok iyiydi. Ama ben neden bu kadar uzun zamanda okudum bilemiyorum. Yaz sıcakları, ramazan koşturmacası gibi bahaneler sunabilirim sanırım. Grange'a her kitapta biraz daha hayran oluyorum. Olayların kurgusuna ve onları birbirlerine bağlama yeteneğine bayılıyorum. Her zaman dediğim gibi, kitap yazarken; içerikten belli olan araştırma yetisini, hayali değilde gerçek bilgiler katarak bizlere aktarmasını takdir ediyorum. Tüm ayrıntılarıyla anlattığı mekanları ayrıca gidip görme isteği ise beni büyülüyor. Okuduğum satırlardan bu kadar etkilenip, gidip görme isteği !! İnşallah birgün diyorum ve kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum !! Yazarın bugüne kadar okuduğum tüm kitapları için ortak düşüncem; kitaplığınızda var olsunlar, pişman olmazsınız :)

Kitaba gelince; Mathieu Durey Ruhban okulunda yetişmiş, cinayet masasında görev alan bir polis. Çocukluğundan itibaren tanıdığı Luc Soubeyras'ın intihar girişimi ve komaya girmesiyle başlayan olaylar zinciri Durey'i çok farklı bir seri cinayet zincirine sürükler.

İyi Okumalar :))

9.07.2014

Muzaffer İzgü / Anamı Da Aldım Geldim

2009'da aldığım ve yazarın imzasını taşıyan kitap gerçekten okunmaya değer. Muzaffer İzgü'nün bu eseride (diğerleri gibi); sosyal, ekonomi, siyaset gibi kavramlara mizah duygusunu katarak, yarı gerçek, yarı alaylı taşlamalarıyla kaleme alınmış. Okurken sıkılmayı bırakın, sık sık kahkahalar atıyorsunuz. Ayrıca yaşanan güncel bir çok konuyu mizah öykülerinde yer veren yazarın korkusuzca açıklığı sizi etkiliyor. Eleştirmek her ne kadar yapılabilir de olsa herkesin kaldıracağı bir tutum değildir. Eminim yazarı, özellikle siyaseti fazla ciddiye alan ve yaşayan kişiler sevmeyecektir. Fakat ben her zaman savunduğum şeyi söylemeden edemeyeceğim; her kitap okunmalı !! Hepsinin size vereceği ve belki de bugüne kadar göremediğiniz şeyleri görmenizi sağlayacağı yanları vardır. 

Kitaba gelince; Yazar, yakın tarihimizde yaşanan siyasi olayları, zevkli, akıcı, keyifli, esprili bir mizah diliyle bizlere sunmuş.

Altı çizilenler;

"Ölüsü olan bir gün ağlarmış, delisi olan her gün ağlarmış." (Syf.59)

"Önce sosyalistleri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü ben sosyalist değildim. Sonra sendikacıları topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü sendikacı değildim. Sonra yahudileri topladılar, sesimi çıkarmadım; çünkü yahudi değildim. Sonra beni almaya geldiler, benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı." (Syf.95)

İyi Okumalar :))

1.07.2014

Kürşat Başar / Yaz

Yine Kürşat Başar, yine muhteşem bir kitap, yine boğazımda düğümler ve keşke hiç bitmese demeler. Başucumda Müzik'i okuduktan sonra hissettiğim tadın aynısı. O'nu okuduktan sonra bir erkeğin aşkı nasıl bu kadar güzel anlattığını vurgulamış ve mest olmuştum. Ama oluyormuş, bir erkek aşkı kesinlikle çok güzel anlatabiliyormuş. Yaz'ın sayfalarında buna şahit olacaksınız. Sanırım yazarın tüm kitaplarını kitaplığımda görmek istiyorum; o yüzdendir ki hemen alınacaklar listesine ekledim. Kesinlikle okuyun derim. Kitaplığınızın bir köşesinde bulunsun, bulunsun ki; hemen her sayfada altını çizeceğiniz cümleleri ara ara alıp okuyabilesiniz. O kadar çok satır çizdim ki hepsini buraya ekleyemeyecek olmam bile alıp okumanız için iyi bir neden. :))

Kitaba gelince; Rumların işgal ettiği bir Kıbrıs. Annesini kendisi doğarken kaybeden Murat. Birgün eve dönmeyen baba ve zorunluluktan babaanne ile İstanbul'a göç. Yaz, ilk aşk, ilk heyecan. 

Altı çizilenler;

"Kimbilir, belki de gerçekten gizemli olan birşey var, hepimiz için ayrı yazılmış, şifreli bir yazı gibi, ne yaparsak yapalım bizi yine o kurguya çeken, kendi verdiğimiz kararlarla hayatımızı kurduğumuzu sanırken aslında önceden tasarlanmış bir sahnenin oyuncusu yapan…" (Syf.23)

"…kim bu devirde, televizyondaki bir diziyi, çalıp duran telefonda bir arkadaşın anlattıklarını, tanıyıp tanımadığı insanlara olur olmaz notlar yazmayı, bilgisayar başında geçirilen saatleri, akşama gidilecek eğlenceyi bırakıp da yüzlerce sayfalık bir romanı, satırlarını, bölümlerini atlamadan okur ?" (Syf.53)

"…sonunda pek fazla birşey değişmemişti. Birileri daha büyük evlerde otururken ötekiler daha küçük evlerde oturuyor, herkes daha büyük bir evde oturmak için çabalıyor ama sonunda herkes ancak kendi sığacağı kadar küçük bir toprak parçasına gömülüp unutuluyor." (Syf.75)

"Çünkü insan kitaplarla, hayallerle, kendi odasında, dünyada başına gelecek herşeyden uzak ve huzurludur." (Syf.77)

"Ne garip? Çocukken sorduğun soruların pek çoğuna büyüyünce de cevap bulamıyorsun." (Syf.244)

İyi Okumalar :))

24.06.2014

Kadir Aydemir / Cunda Öyküleri

Çok istememe rağmen gitmek hala nasip olmadı, fakat içinde Cunda'nın evlerinin, sokaklarının, denizinin geçtiği çok güzel öyküleri Yitik Ülke kitaplıklarımıza armağan etmiş. Gitmesem de, araştırdığım kadarıyla tarihi dokusu güzel olan Cunda'nın, sokaklarını gezmek, denizine girmek öyküler aracılığıyla da olsa keyifli idi. Yine emek harcanmış bir Yitik Ülke kitabı ve yeni yazarlar. Yeniliklerine sürekli şahit olduğumuz yayınevinin kitaplarını kesinlikle alıp okuyun. Kitaplığınızın bir köşesinide Yitik Ülke şenlendirsin.

Kitaba gelince; Birbirinden bağımsız 27 yazar ve öykü. Hepsinin noktaları, virgülleri, kelimeleri, cümleleri farklı da olsa; karşınıza çıkan hep Cunda. Keyif alacağınız öyküler sizi bekliyor. Tam bir yaz kitabı.

Altı çizilenler;

"Yaşamak çok amaçlı köprüler kurabilmeyi, güzel yaşamaksa; o köprülerden güle oynaya geçebilmeyi gerektiriyor." (Syf.42)

İyi Okumalar :)) 

18.06.2014

Bedia Ceylan Güzelce / 1473

Sosyal medya aracılığı ile tanıdığım ve merak ettiğim kitap, çok kısa bir süre içinde bitti. Değişik bir tarz. Masal tadında tarih. Bir kirpinin anlattığını varsayarsak; La Fontaine masallarını okur gibi hissettim. Hayvanlar ve insanlar aynı satırlarda, aynı duyguları paylaşıyor. Kitabı bitirdikten sonra masal okumayı özlediğimi hissettim. Ayrıca tarih içerikli kitapları, beni araştırmaya ittiği için çok seviyorum. Belki uzun yıllar önce okulda gördüğüm Otlukbeli Savaşı'nı kitabın satırları arasında gördüğüm an, derin bir araştırma yaptım. Tarih okumayı genel olarak severim, fakat masalsı bir şekilde okumak bana ayrıca keyif verdi. Fırsat bulursanız okuyun derim.

Kitaba gelince; Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan ve Osmanlı hükümdarı Fatih Sultan Mehmet'in devletleri arasında geçen Otlukbeli Muharebesi masalsı bir yanıyla aktarılmış.

Altı çizilenler;

"İnsanın yarası neredeyse, kalbi de orada atar." (Syf.19)

"Tarih, kimseyi hatırlamayan bir ihtiyar. Ona yalnızca yazanlar inanıyor." (Syf.21)

"…birini memleketinmiş gibi sevebilirsen, bir avuç toprağıyla yetinmeyi de öğrenmen gerekir." (Syf.36)

"Ahh sesi bir ömrün virgülüdür." (Syf.71)

İyi Okumalar :))

17.06.2014

Yekta Kopan / Fildişi Karası

Yazarın ilk kitabı, fakat benim dördüncü Yekta Kopan kitabım. Yine çok keyif aldığım birbirinden güzel öyküler. Sevgili yazar öykülere bakış açımı değiştirdi. İtiraf etmek gerekirse yazarın kitaplarını okumadan önce çokta öykü sever değildim. Ama şimdi hem yazarın, hem diğer yazarların öykü kitaplarını büyük bir istekle takip ediyorum. Yazarın tüm öykülerinde hayatınızdan bölümler bulabilirsiniz. İçimizdekini bize sunan satırları okumak büyük keyif. Göremediklerimiz, belkide görmek istemediklerimizle aniden karşılaşmak!! Kesinlikle tavsiye kitaplarımın arasında. Alınıp okunmalı, arada geri dönüşler için kitaplığın bir köşesinde bulunmalı.

Kitaba gelince; İç sesler, söylenemeyenler, kalp kırıklıkları, anlaşmazlıklar. Hep bizle olan, ama bir türlü dışarı yansıtamadıklarımız. Birbirinden güzel on öykünün, deniz misali,  satırları arasına dalmaya hazır olun. 

Altı çizilenler;

"…gerçeğin bize nasıl duygular yaşatacağını, onunla yüzleşene kadar bilemiyoruz." (Syf.14)

"Ne kadar garip değil mi, insan zamanın nasıl geçtiğini bir tek kendisinde göremiyor." (Syf.54)

"Bütün kapılar ardına kadar açıldıktan sonra, açılamayacak kilitler yapmanın ne gereği var ?" (Syf.105)

İyi Okumalar :))

16.06.2014

Cem Akaş / 7

İndirim günlerinden edindiğim kitabın ilk yayın tarihi 1992. Biraz içerik, biraz arka kapak okuduktan sonra merak edip sepete ekledim. Açıkcası ilk sayfalarda biraz sıkıldım. Ortalarda biraz sarmaya başladı ve sonra yine sıkıldım. Her seferinde yazarın yazılanları biryerden kesip; bu bir rüya deyip asıl anlatmak istediğine geçiş yapmasını bekledim. Bazı kitapları okuduğumuz zamanlar gerçekten önemli. Sanırım "7" kötü bir ruh halime denk geldi. Konusu, içeriği, karakterleri bakımından heyecanlı, hırslı, sürekli savaş halinde olsa da ben pek adapte olamadım kitaba. Belki de içeriğinde ki dinsel ve cinsel izlenimler sarmadı beni. Belki yanılmışımdır diyerek önümüzde ki zamanlarda tekrar okuyacağım. Merak edenler okusun, ve yanıldığımı savunanlar eleştiride bulunsun ki; ne göremediğimi anlayayım !!

Kitaba gelince; Yağmur ve Hakan, Yağmur'un kitapçı dükkanında tanışırlar. Yağmur'un; içinde bulunduğu ve inandığı dinin peygamberi olarak Hakan'ı göstermesiyle farklı bir olay örgüsü içine girerler.

İyi Okumalar :))

11.06.2014

Buket Uzuner / Gümüş Yaz

Nisan ayında okuduğum kitabı bloğuma yeni aktarıyorum. Okuma hızımı eski hızına kavuşturan ben, bloğumu ihmal etmeye başladım. Denge !! 

Biyografi / otobiyografi severi olan ben, yine tadı damağımda kalan bir kitap okudum. Birde sevdiğim bir yazarın ise; kitap tadından yenmez. Öyle de oldu. Kesinlikle okumanız gereken bir yaşam. Özellikle 'yazar' olma yoluna girenlerin kesinlikle başucu kitabı olmalı. Deneyim adına !! Sevgili yazarın, yazarlığının ilk 25 yılını büyük bir keyifle okuyacaksınız. Darısı nice 25 yıllara…

Kitaba gelince; Feridun Andaç'ın sevgili yazar ile yaptığı röportajla başlayan, soluksuz okuyacağınız kitapta; denemeler, kitaplar, yazarlar sizi bekliyor. 

Altı çizilenler;

"Deli kızlar, kafasına koyduğunu yapan, kendine güvenen, kuralları sorgulayan, aykırı çocuklardır." (Syf.4)

"Huzursuz ruh durumuyla doğmuş ve canı çok sıkılan çocukların büyüyünce edebiyatçı olma şansları daha fazladır bence." (Syf.48)

"Şehirlerin karakterleri de insanlara benzer. Bazısından hiç bıkmazsın, bazısına dayanamazsın." (Syf.90)

"Önemli olan makina değil. Makinaya herkes sahip olabilir. Deklanşöre herkes basabilir, önemli olan o bakış. Onu sanat yapanda budur." (Syf.95)

"Türkçe benim anavatanım, mutluluğun resmi yapılamaz belki ama mutluluğun şiiri ve romanı bal gibi yazılır." (Syf.189)

"Herşey kendi zıttını içinde taşır ve biz bazen bu öbür yarımızla açıkça yüzleşir, onunla karşılaşırız." (Syf.271)

"Dostluk, paylaşma duygusu ve hayata karşı istekli olmak durumu…Bu üçü çok özel bir bileşimdir." (Syf.369)

İyi Okumalar :))


10.06.2014

Selva Nuaymi / Haram

Kitap, çağdaş Arap Edebiyatı'nın ilk erotik romanı imiş. Bir sitenin indirimli kitaplar kısmından aldım. Suriye'de yasaklanmış olması cezbetti birazda. Ama hiç beklediğim gibi değildi. Yazar her ne kadar açık olduğunu düşünse de, arap dünyasında kadınların cinsellikte sindirilmişliğinden kurtulamamış bence. Aşk ve seks arasında sıkışıp kalmış gibi. Ne hissedeceğini tam olarak bilmiyor gibi. Ve bizim toplumsal tabularımıza aykırı olarak din ile cinselliği bir arada işliyor. Üstelik, üzülerek söylüyorum ki; çeviri çok kötüydü. Belki de çeviriden dolayı bağlanamamışımdır kitaba? Kopuk gibiydi her satır. Emeğe saygım sonsuz fakat tavsiye edebileceğim bir kitap değil !!

Kitaba gelince; Arap kökenli, Paris'te yaşayan ve bir kütüphanede çalışan bir kadının cinselliği tanıması, keşfetmesi ve tutku ile bağlanmasını anlatıyor. Kütüphanede boş vakit buldukça Arap erotik edebiyatını araştırmaya başlar. Din ile cinselliğin bağdaştığı noktaları keşfeder ve Düşünür adını verdiği bir adama anlatır. 

İyi Okumalar :))

9.06.2014

Ayşe Kulin / Hayal

Hayat ve Hüzün'den sonra yine bir Ayşe Kulin otobiyografisi yazarın genel tadında idi. Çoğu kişinin aksine ben yazarı seviyorum. Biyografi ve otobiyografide tat aldığım yegane yazarlardan biri. Yazarın bugüne kadar tüm kitaplarını okudum ve sıkıldığım bir tanesi bile olmadı. Yaşanmışlıklar, aşklar, sevgiler, ölümler, bağlılıklar, sosyal yaşam, siyasi yaşam barındıran satırlar genelde içtendir Ayşe Kulin kitaplarında. Bazı kesimlerce neden basite indirgendiğini ise anlamış değilim. Sonuçta ortada bir emek var !! Neyse; zevkler ve renkler tartışılmaz diyerek, herkesin zevkine saygı duyulması gerektiğine inanarak okuyun diyorum !! 

Kitaba gelince; Hayat ve Hüzün'de yaşamını bize aktaran sevgili yazar, bu kitabında; yazarlık serüvenini aktarmış bizlere. Zaman zaman pes etse de, içindeki yazma isteği O'nu bugünlere kadar taşımış, ayrıca yazdığı tüm kitapların serüvenlerinede yer vermiş kitapta.

Altı çizilenler;

"Birlikte gülebilmek, bence bir sır paylaşmaktan bile daha önemlidir sıkı bir dostluk için." (Syf.15)

"İnsana aynı hatayı yaptığında 'beceriksiz', ikincisinde 'aptal' derler. Hatanın üçüncü tekrarı eşekliğe girer." (Syf.22)

"…ben özlemiştim siyah önlüklerle beyaz yakaları, bana gamsız ve mutlu çocukluğumu hatırlattıkları için." (Syf.36)

"Dinlenmek için yazmak. İç dökmek için yazmak ! Mutlu olmak için yazmak !" (Syf.78)

"Belki hayat standartları değil ama dünyaya bakış açıları gelişirdi kitap okuyarak." (Syf.92)

"Anavatanlarımız aslında çocukluk anılarımızdar…" (Syf.127)

"Türkan Saylan'ı kaybetmek, güzel günlere inanma umudu, pozitif enerjiyi, yaşama sevincini kaybetmekti. Yoktan var etme maharetini kaybetmekti." (Syf.342)

İyi Okumalar :))

28.05.2014

Melike İnci / O Anda

Kitabı an itibariyle (28.05.2014/ 09:53) bitirdim ve hemen yazmaya can attım nedense. Yeni bir yazar okuma zevkini yine Yitik Ülke ile tattığım için mutluyum. Alırken sadece konusuna şöyle bir baktığım kitap beni çok farklı duyguların içine hapsetti. Geçmiş, günümüz ve gelecek; hepsinin harmanlandığı, sevginin, aşkın, bağlılığın, kıskançlığın, dostluğun var olduğu sayfalar. Hiç sıkılmadan okuyacağınız hayatlar. Bir sonraki sayfaya geçme isteği. Karakterlerin birbirleriyle olan bağlantısı ve ilişkileri, kurgu, olayların akışı çok iyi ve kesinlikle zekice. Uzun zamandır okuduklarımın içinde en iyiler arasına girdi. Yitik Ülke'ye ayrıca teşekkür etmek istiyorum, biz sevgili okuyucularını böylesi yazarlarla tanıştırdığı için. Şu ana kadar okunanlar benim için hep farklı ve özeller. Kitaplığımın en sıcak, en içten misafirleri. Kesinlikle keşfedilmesi gereken bir yayınevi. "O Anda" ise kesinlikle tavsiye kitabımdır.

Kitaba gelince; Murat bir sabah ani bir kararla evden uzaklaşacağını söyler. Yasemin merak etse de fazla tepki göstermez gitmesine. Ama aklı karışıktır. Selim'in ziyaretiyle daha da karışmıştır. Yasemin Murat'ı düşünmemeye çalışırken, Selim ile Murat'ın annesi Zübeyde Hanım'ın olan, içinde mektuplar ve bir defter bulunan bir kutu bulurlar. Aşklar, dostluklar ve belki de pişmanlıklar…

İyi Okumalar :))

11.05.2014

Yekta Kopan / Yedi Derste Vicdan Muhasebesi

Yine çok keyifli bir Yekta Kopan kitabıyla farklı dünyalara yelken açtım. Bana öykü okumayı sevdiren yegane yazarlarımdan birisi kendisi. Kitapta bulunan öyküler öyle bir yer ediyor ki; durup sizde kendi vicdan muhasebenizi yapıyorsunuz. İç sesler, iç seslerin farklı dışa vurumları, kendinizi dinlemek, kendinizle konuşmak, vicdanınızı dinlemek. Çelişkiler aslında bizi biz yapan. İç sesimizi gerçekten dışa vurabiliyorsak ne mutlu bize. Kendimizle başbaşa farklı şeyler düşünüp bunu dışa yansıtırken birçok elekten geçirmek. İnsan ilişkileri, bağlar, kopanlar, bağlananlar, kucak açanlar ve her seferinde vicdanını dinleyenler. Kitap kesinlikle okunmalı. Sizde bir nebze de olsa vicdanınızla başbaşa kalmalısınız. Sevgili yazarın tüm kitapları kitaplığımda beni bekliyorlar. Okuma sırama bu birbirinden güzel öykü kitaplarını serpiştirmeyi kesinlikle çok seviyorum.

Kitaba gelince; Yedi öyküden oluşan kitapta, kahramanların kendilerini dinleyip, vicdanlarıyla başbaşa kalıp, kaf karşısındakini kaf kendini eleştirerek bir çözüme ulaşma çabalarını okuyoruz.

Altı çizilenler;

"…Günde bir kitap bitirmezse kendisini yaşamın gerisinde kalmış hisseden babaların gazetenin spor sayfasına mahkum olmuş oğulları." (Syf.11)

"…Millet çöplükten ekmek topluyor, bunlar daha ne kadar bal yalarız derdinde." (Syf.129)

İyi Okumalar :))

8.05.2014

Sine Ergün / Burası Tekin Değil

Yine bir Yitik Ülke kitabı. Kitap yayınevinden hediye geldi. Sanırım yazarın bununla birlikte, son çıkan kitabı Can Yayınları'ndan yayınlanmış. Kitap kısa kısa 27 öyküden oluşuyor. Yazar, öykülerine genellikle şehir hayatının bilinmezliğinde yaşayan insanları katmış. Ve ben ilk defa bir öykü kitabından sıkıldım. Nedendir bilinmez, pek içine giremedim öykülerin. Belki de yanlış bir zamanda okumuşumdur. Öyküler kopuktu sanki, tamamlanmamış hissi vardı. Öyküler kısa ve net olmasına karşın bir türlü adapte olamadım. Okuyacak olanları kesinlikle etkilemek istemem gerçi. Kitapların öyle bir dünyası var ki; ruh halinizle kesinlikle örtüşmesi gerekir. Zaman zaman kitapla ilgili eleştirileri takip edeceğim, ve kimbilir belki ilerki bir zamanda tekrar okurum ve fikirlerim tamamen değişir.

İyi Okumalar :))

7.05.2014

Nilgün Şimşek / Siyah Sardunyalar

Yine bir Yitik Ülke kitabını hayal kırıklığına uğramadan, keyif alarak sonlandırdım. Tam da tahmin ettiğim gibi Yitik Ülke tadında idi. Hele birde fuarda yazarı tarafından bizzat imzalanmış ise daha bir keyifli okunuyor. Bazen insan içinde yaşıyormuşçasına, karakterine bürünmüş kitaplar okumayı özlüyor. Fuardan bu yana beklettiğim için kendime biraz kızdım doğrusu. Ben gibi, siz gibi, biz gibi kitaplar insanı farklı bir boyuta götürüyor. Bir yandan satırları okurken bir yandan da kendinizi sorguluyorsunuz. Ana karakter kendini anlattıkça siz de kendinizi ona anlatıyorsunuz. Karakter yaşadıklarını ruhuna, beynine bağıra çağıra söylerken, dışına kapalı kapılar ardında atıyor. Bu değişik bir çelişki aslında, insan ruhuna haykırdıklarından gerçekten nasıl kurtulur ki ? Bazen en yakınlar uzak, en uzaklar yakın olurken ? İlişkileri kopuk bir ailede büyümek, çocukluğundan hatırladığın en kalıcı şeyin sadece bir renk olması…Sığınmak için seçilen kucağın bir önceki kuşak olması ve çabuk yitmesi…Aile, aşk, nefret, özlem, kaybedişlerde yok olmak…Kesinlikle okunmalı !!!

Kitaba gelince; Nazlı yıllar sonra, sokak ortasında yaşanan bir karşılaşmayla karmakarışık duyguların içine girer. Evde düzenlenen yeni yıl partisinde, hiç sevmediği kız kardeşi Nalan'dan aldığı hediyeden sonra tamamen dağılır. Gecenin sabahında ortadan kaybolur. Geçmişini bıraktığı yerde sorgulamaya gider. Ömer, Nazlı'nın eşi, Nazlı'nın bu tutumunu merak edip, Nazlı'nın kendine ait odasında bir yolculuğa çıkar.

Altı çizilenler;

"Yılbaşını kutlamak, yaşlar takvimine atılan bir kısa çentiğin daha hüznünü gizlemek için insanoğlunun kendine ve yakınlarına dayattığı yalancı coşkudan başka ne olabilir ?" (Syf.18)

"…kaderine yol yazılmış olanları tutamazsınız. Kadere karşı gelip, gidemeyenlerse bedenleri boş, ruhları varamadıkları adreslerin yollarında kayıp yaşarlar sonsuza dek." (Syf.25)

"Ne olursa olsun yaşamaksa asıl olan, açtığın parantezleri kapatmayı da bileceksin." (Syf.42)

"Bu şehirde herkes gözünü gerektiğinde kapamayı öğrenmişti zaten. Duymazdan, bilmezden gelmek, yaşam biçimiydi sıradan insan için. Korku insanı insan yapan her tür duyguyu çoktan örselemişti." (Syf.153)

"Yaşamak, zaman denen boşluğu onunula bununla doldurmak değildir. İçimizdeki, dışımızdaki bütün detayların farkına varmaktır. Titizlikle." (Syf.199)

"Hayat insanı nereye savurursa savursun, mutlaka tutunacak sağlam birkaç dal bulunabilirdi." (Syf.310)

İyi Okumalar :))



28.04.2014

Jean-Christophe Grange / Koloni

Okuduğum üçüncü Grange kitabı. Leyleklerin Uçuşu'nun hala yeri ayrı olsa da bu kitabıda soluksuz okudum. Tür ayrımım olmamasına rağmen, macera/gerilim kitapları beni daha çok sarıyor sanki. Tabii ki en büyük etken akıcılığının fazla olması. 2014 yılında, elimde bulunan tüm Grange kitaplarını bitirmek gibi bir düşüncem var. Okunacakların arasına şimdiden serpiştirdim bile. Şu da bir gerçek ki Grange'ın kitap yazarken yaptığı araştırmalar kesinlikle kitaba ve size çok şey katıyor. Genel kültür anlamında birçok şey öğreniyorsunuz. Okurken ara ara doğruluğunu teyit etmek için internette gezindiğim doğrudur. Bu araştırmaların bir kısmını bulmaya çalışırken bile, kitap yazmanın gerçekten ne kadar emek gerektiren bir iş olduğunu anladım. Yazar olmak kesinlikle kolay değil, birikime ve tükenmek bilmeyen bir sabra sahip olmak kaçınılmaz.

Kitaba gelince; Fransa'da Ermeni kilisesinde işlenen bir cinayet. Tek bir ipucu; 36 numara eski bir savaş ayakkabısı izi. Cinayetin ortasında kendini bulan emekli bir polis memuru Lionel Kasdan. Cinayetin kendi kilisesinde işlenmesinden dolayı olayın içine girer ve katili bulmaya çalışır. Bu karmaşanın içinde yolu, uyuşturucu bağımlısı, açığa alınmış bir polis memuru olan Volokine ile kesişir. Artık bu onların soruşturmasıdır. Bundan sonrası ise tam bir kaos !!

Altı çizilenler;

"Web dünyası bir tür bilişim fast-food'uydu, yüzeysel bir dünya. Marksistlerin söylediği gibi köleleştirici bir makine." (Syf.105)

"Bir devrimci öldüğünde onun silahını yerden alacak on el vardır." (Syf.183)

"Zaman, bir iyi niyet meselesi. İstenirse, yaratılabilir." (Syf.361)

İyi Okumalar :))

9.04.2014

Vedat Türkali / Kayıp Romanlar

Hiç bitmesin dediğim bir kitabın daha sonuna geldim. İçimde büyük bir burukluk ile. Tasvirler, anlatımlar, cümleler, kelimeler sizi başka bir aleme götürüyor gibi. Kitabın içine girip, Taksim'de dolaşıyorsunuz, Kız Kulesi'ne karşı oturuyorsunuz, rakı balık keyfi yapıyorsunuz. Siz hiç 630 sayfalık bir kitabı, "keşke bitmese" şeklinde sonlandırdınız mı ? Ben sonlandırdım ne yazık ki, bir o kadar daha olsa okunur diyerek. Kitaplar, insanları etkiler, içine alır, başka diyarlara, insanlara, kültürlere götürür. Kimi zaman sizdendir, kimi zaman değil. Ama Dr. Nahit bizden. Yazar öyle bir karakter yaratmış ki; gerçekliğini sorgulamaya başladım. Yemek tarifi gibi aslında kitap; biraz tarih, biraz siyaset, biraz aşk, biraz kırgınlık, biraz umutsuzluk, biraz özlem. Sanırım benim gibi okuyucular için daha çok özlem. Dr. Nahit özleyeceğim karakterler arasına girdi. Kim bilir belki yıllar sonra tekrar okuduğumda, yine yollarımız kesişir sevgili doktor ile. Kesinlikle tavsiye kitaplarım arasında. Ve ben bir çılgınlık yapıp, okumadığım tüm Vedat Türkali kitaplarını sipariş ettim bile.

Kitaba gelince; Yaşı artık seksenine dayanmış olan, eski bir TKP üyesi olan Dr. Nahit, yıllarca sürgün olarak yaşamış hayatını nihayet sonlandırıp Türkiye'ye, hep hayalini kurduğu şehre İstanbul'a geri döner. Roman yazmak ister. Eski hayatını unutmak, elinden gelse tamamen silmek istemektedir. Yardımcısı olarak tüm işlerini emanet ettiği kürt avukat Mustafa ile bir akşam gittiği Taksim'de Esme ile karşılaşır. 28 yaşındaki Esme'yi gören doktorun hayatı işte o zaman değişmiştir aslında.

Altı çizilenler;

"Birşey değişmemişti demek Türkiye'de; herkesin siyasal yeri, türü etiketlenmişti ! Kapılar da ona göre açılıp kapanıyordu gene demek !" (Syf.28)

"Sıkılmakla bir yere varılamayacağını öğrenmişti yaşadıklarından, hiçbirşey öğrenmemişse ! Olmuşla ölmüşe umar yoktu. Yenisine bakılacaktı." (Syf.29)

"Yazarlık aramaktı; nasıl bulduğunu yazmak da güzeldi, nasıl bulamadığını yazmak da!" (Syf.31)

"Cansız maddeden gelip cansız maddeye döndüğümüz yaşam denen şu kısacık canlı aralıkta, ne çok zamanı boşa harcıyorduk !" (Syf.49)

"İnsana güvenmeden düşte bile yola çıkılmıyor." (Syf.184)

"Acıyı göze alamayacak yüreksiz, mutluluktan pay alamaz." (Syf.328)

"Şu karmaşık dünyada yalanlardan alıntı yeni bir düzen oluşturup yeni bir yalan çatısı kurmaktı roman !" (Syf.470)

İyi Okumalar :))

2.04.2014

Ayfer Tunç / Suzan Defter

Uzun zamandır alınacaklar listemde olan kitap nihayet alındı, okundu ve tadı damakta bıraktı. Epey bir süredir beni bu kadar etkileyen bir roman okumamıştım. Aslında eser, yazarın "Taş Kağıt Makas" isimli kitabının içinde yer alan öykülerden biri imiş. Fakat yazarın aklında olan "Suzan Defter"i ayrı bir kitap haline getirmek imiş. İyi ki de gerçekleştirmiş bu düşüncesini. Kitap kesinlikle apayrı bir şekilde, sadece kendi başına yer almalı kitaplıklarımızda. Okumayanlar var ise şiddetle tavsiye. Kitap içerik bakımından diğer kitaplardan biraz farklı. Üç şekilde okuyabilirsiniz. Tarihleri takip ederek aynı tarihleri aynı anda okuyabilir, ya da sadece sol sayfaları okuyup, daha sonra sağ sayfaları okuyabilirsiniz. İlk etapta biraz karışık gibi görünse de okumaya başlayınca tutturduğunuz düzene alışıyorsunuz.

Kitaba gelince; Aynı günlerde yazılmış iki ayrı günlük. Hayatın onları bir yerde kesiştirmesi. Ekmel Bey; sahip olduğu hayatın bir ötesine geçememiş, aşkın gölgesinde sıkışmış kalmış bir adam. Derya, hayatı boyunca abisi ile Suzan'ın aşkına tanık olmuş ve bu aşktan kendisi de yanmış. Öyle bir aşk ki okurken sizi bile kavuran bir aşk.

Altı çizilenler; 

"Ayrılmak bir solucanın ikiye bölünmesi gibidir, her iki parça ayrı ayrı yaşamaya devam eder, bir zamanlar tek parça değilmiş gibi, tanımaz birbirini parçalar." (Syf. 26)

"Ayrılmak, gidenin, kalanın kucağında bir kucak kor bırakmasıdır, yanar durursunuz kül olana kadar." (Syf.72)

İyi Okumalar :))

25.03.2014

Stephenie Meyer / Alacakaranlık - Yeniay - Tutulma - Şafak Vakti

Uzun bir aradan sonra nihayet yine blogumdayım. Yine okuma hızımın yavaşladığı bir dönem benim için. Şu son bir kaç gündür bunu biraz aştığıma inanıyorum. Her tür kitabı büyük bir zevkle okumama rağmen bu ara fantastik romanlara ayrı bir ilgim var. Konunun akışkanlığından, kahramanlara olan ilgiden, ya da en doğrusu şu yaşanılan karmakarışık günlerden beni uzaklaştırdığı için olabilir !! Kitapların her biri tek tek sinemaya uyarlandı. Ve ben ilk defa nedendir bilmem filmleri kitaplardan daha iyi buldum !! Kitaplar biraz daha basit geldi bana. Yada sinemanın gerçekçi görsel efektlerinden dolayı da böyle düşünüyor olabilirim. Aslında benim hatam ilk önce filmleri izleyip sonra kitapları okumak oldu. Bundan sonraki uyarlamaların kesinlikle önce kitapları okunacak. Şuan için sırada Yüzüklerin Efendisi ve Harry Potter serisi var. Fantastik romanları ve filmleri, biraz da çocuk yanımızı ayakta tuttuğu için seviyorum galiba. Ve kesinlikle herkese tavsiye ediyorum. Unutmayalım ki her kitap bizim için ayrı bir heyecan ve tecrübe.

Kitaba gelince; Bella, annesinin yeni hayatından biraz uzaklaşmak için bir süre Forks'ta babasının yanında yaşamaya karar verir. Yeni bir ortam, yeni okul, çokta yakınlık kuramadığı babası ile yeni bir yaşam. En çok çekindiği okulun ilk günü ise herkesten farklı olan Edward'ı görür ve o zamana kadar hissetmediği şeyler hisseder. Ve hikaye asıl şimdi başlar…

İyi Okumalar :))