24.10.2013

Sinan Akyüz / Şahika Feraye

İncir Kuşları ve Piruze'den sonra okuduğum üçüncü Sinan Akyüz kitabı…Sanırım yazarın tarzını artık ezberlemiş durumdayım…Romanlardaki hikayeler farklı olsa da, karakterler arasında benzerlikler sezmemek elde değil…Mesela kitabın kahramanlarından Feraye'de Piruze'yi görüyorsunuz adeta…Tarih içerikli kitapları sevdiğimi hep söylüyorum…Bu kitapta onlardan biri…Beni araştırmaya itiyor kesinlikle…Çanakkale savaşında geçen kitabı okurken, roman kurgusundan çıkıp tamamen gerçek tarih okumak istiyorsunuz…Kitaba büyük katkı sağlamış olan sevgili (rahmetli) Turgut Özakman'ın izleri gerçekten belli oluyor kitapta…'Şu Çılgın Türkler'i anmadan geçemeyeceğim onun için…Bence kesinlikle okunması gereken iyi bir tarih kitabı…

Kitaba gelince; Şahika ve Feraye, büyük bir çiftlikte el bebek gül bebek yetiştirilmiş iki kız kardeş…Ağa babaları ve saygın Hacı Nineleri ile mutlu mesut yaşarken, vatanın kötü günler geçirmesi, gittikçe savaşa sürüklenmesi çiftlik içindekileri de ordan oraya sürüklemeye başlar…Savaş yıllarında orduya gönüllü hemşire olarak gitmeye karar veren Şahika, aslında bu düşüncesiyle kendi kaderini çizerken kardeşi Feraye'nin de kaderini çizdiğini bilemezdi…

Kitapta Mevlana Celaleddin Rumi'nin öyle bir sözü vardı ki, paylaşmadan geçemeyeceğim ;
"Kalp deniz, dil kıyıdır. Denizde ne varsa kıyıya o vurur."

İyi Okumalar :))

21.10.2013

Sinan Akyüz / Piruze

Yazarın İncir Kuşlar'ından sonra okuduğum ikinci kitabı…Sinan Akyüz'ün tarzını seviyorum…Biyografi başlıca sevdiğim bir türdür nitekim…Hikayelerin yaşanmış olmaları beni ayrıca cezbeden kısım…Kitabın akıcılığı kesinlikle olumlu yönde…Kitap hakkında birçok yorum okuyup, alıp almamak konusunda epeyi kararsız kalmış fakat merakıma yenik düşerek almayı tercih ettim…Şimdi bu kararı verdiğime çok seviniyorum…Piruze'nin hikayesi, sizi hayatta karar verirken biraz daha düşünmeniz gerektiği kanısına itiyor…Annelik olgusunun yüceliğini ise bir kez daha kanıtlıyor…Kitabı okurken tek bir soru var beyninizde ; Ben aynı durumda olsam ne yapardım ??

Kitaba gelince; Babasının diplomat olmasından dolayı sürekli ülke değiştirmek zorunda olan Piruze…Bu yaşam tarzından ne kadar sıkılsa da ailesine ayak uydurmak zorunda kalan bir genç kız…Piruze'nin üniversite çağında Londra'dan Şam'a çıkan bir tayin ile hayatları tamamen değişen bir aile…Şam'ın yaşam şartlarına alışamamışken aniden ortaya çıkan bir aşk…Wassim, Piruze'nin Şam'da kalma sebebi…Şeriat kanunlarına göre yaşayan bir ülke…İkinci plana itilen bir kadın olma korkusu birgün Piruze'nin de kapısını çalar…Üç çocuk annesi Piruze…Pişmanlık…Kaçış…En önemlisi bir "anne" Piruze…Çocuklarına kavuşmanın mücadelesini veren bir anne…Kalıp hayatını çürütmek mi ? Gidip ömür boyu evlat hasreti çekmek mi ? 

İyi Okumalar :)) 

10.10.2013

Canan Tan / Hasret

Yine bir Canan Tan klasiği ile karşı karşıyayız…Duygusal, içinizi sızlatan satırlar…Yazar bu defa tarih dokulu bir kitap yazmış…Kitabın başında belirtildiği üzere yaşanmış bir hikaye imiş anlatılan…Hikayenin yaşanmış olması beni ilk cezbeden şey idi…Ayrıca belirtmeliyim ki tarih içerikli kitapları kesinlikle daha fazla seviyorum…Dönem romanları beni araştırmaya itiyor…Kutuluş savaşı döneminde geçen bu romanda sık sık tarama yaptım…Yazılanların doğruluğunu ölçmek ve biraz daha fazlasını öğrenmek için…Osmanlı ve Mustafa Kemal Atatürk'ün kesiştiği yıllarda geçen romanda o döneme ait birçok bilgiye sahip oluyorsunuz…Romanın geçtiği Ankara'ya bağlı olan Keskin'i kesinlikle sitesinden tanımalısınız…Milli Mücadele'nin geçtiği yer olarak tarih kitaplarında yerini almış…Ben ise bu romanla haberdar oldum böyle bir yerin varlığından…Biliyoruz ki okullarda tarih adı altında öğretilen şeyler tamamen yüzeysel…Mesela Keskin'de bir fişekhane bulunduğunu ve Kurtuluş Savaş'ı döneminde tüm köylülerin burada çalışıp cepheye fişek yolladığını biliyormuydunuz ??

Kitaba gelince; Kurtuluş Savaşı'nın ortasında, milli mücadelinin hat safhada olduğu yıllarda; Rum, Ermeni, Türk hep birlikte yaşarken, Yunanistan'ın saldırılarıyla tüm ilişkilerin karıştığı bir ortamda Tacettin ve Patricia aşklarını birbirlerinden esirgememişti…Sürekli Omorfia'nın tavernasına giden Tacettin orada gördüğü Patricia'ya aşık olmuştu…Omorfia'nın kızı olduğunu daha sonradan öğrenmişti…Aşkını en yakın arkadaşları Aris ve Artin ile paylaşan Tacettin, bu işin olmazlığını ilk onlardan duydu…Arkasından tüm ısrarlarına rağmen ailesini de karşısına almıştı…Bir çocukları olmuştu…Ali…Kötü zamanlardı…Savaş yılları…İmzalanan Lozan Antlaşması ile tüm Rum ve Ermeni halkının göç etmesi kararı alınmıştı…Tacettin'e ise koca bir 'Hasret' kalmıştı…Tek düşüncesi vardı; birgün kavuşabilecekmiydi Patricia ve Ali'sine ??

"Odalara kilitledim hasretini
  Sen koktu odalar…" (Syf.147)

İyi Okumalar :))