26.09.2013

Serdar Çekinmez / Hatice 

Yine bir Yitik Ülke Yayınları…Yine bir Serdar Çekinmez…İtiraf ediyorum ki "Tayyare" kesinlikle daha keyifli idi…Grange'nin Kaiken'i gibi 'Hatice'de de bir bütünlük yakalayamadım nedense !! Yoğunluğumun hat safhada olduğu bir zamanda okuduğumu kabul ediyorum, fakat bu yine de fikrimi değiştirmeyecek sanırım…Belki de kitabın ismiyle alakalı bir beklentiye girmiş olabilirim…'Hatice' deyince sadece O'nun hikayesini okuyacağımı bekledim…Ama kitapta her isim ana karakter gibi !! Hatice'nin hikayesini okurken birden Nevin'in (Evelyn) hikayesine giriyorsunuz, tam ona adapte olmuşken Ahmet beliriyor satırlarda…Yaptığım yorumların doğru olup olmadığını görmek için belki de biraz zaman geçtikten sonra tekrar okumalıyım kitabı !!! Serdar Çekinmez'in kalemini seviyorum ama kesinlikle…Satırlarda ki içtenlik sizi hem pat diye güldürüyor hem de hüzne boğabiliyor…Üçüncü kitabını dört gözle beklemekteyim…

Kitaba gelince ; Hatice yıllar önce yaşadığı ülkesinden sürgün yemiş, karışık bir takım olayların arasında kalmış, eşinden ve kızından ayrılarak sınırdışı edilmiştir…Gelip yerleştiği Geçenler Köyü'nde cadı olarak anılmasına sebep olan bitkilerden ilaçlar yapıp, ahalinin derdine derman olmuştur…Yaşadığı köyün geçim kaynağı olan erişte, köye açılan makarna fabrikası ile neredeyse son bulacaktır !!! Başta köyün muhtarı, arkasında tüm köylü buna bir çözüm aramaktadırlar…İstanbul'dan gelen Nesim Bey iyi bir reklama ihtiyaç olduğunu fakat bunun için öne çıkabilecek birşey gerekli olduğunu belirtir…Akıllarına Kırkpınar Yağlı Güreşleri gelir…Köyün gençlerinden Ahmet'i çalıştırıp yarışmalarda birinci olmasını sağlayıp köyün eriştelerini Ahmet üzerinden duyuracaklardı…Gerisi mi ?? Tam bir cümbüş diyebilirim…

İyi Okumalar :))

10.09.2013

Sarah Jio / Yağmur Sonrası

Mart Menekşeleri'nin yazarından yine güzel kurgulanmış bir kitap…Yine duygu yüklü, yine hüzünlendiren bir aşk…Zaman zaman bu tarz kitapları okumayı gerçekten seviyorum…Arkadya yayınlarının tüm kapak tasarımları ayrıca ilgimi çekiyor…Kitabın içeriğini bilmeden kapaktan bir etkileşim almak bile sizi kitaba yaklaştırıyor…

Kitaba gelince; Anne, torununun O'na ilettiği bir mektupla çok uzun yıllar öncesine döner…Kalbinde duyduğu sızıyı daha fazla gizleyemeyen Anne, tüm yaşadıklarını torunuyla paylaşmaya karar verir…Yıllar öncesinde, savaş zamanlarında, nişanlı olan Anne, savaş halindeki orduya sağlık hizmeti vermek için hemşire olarak görevlendirilir…En yakın arkadaşı Kitty ile birlikte bu yolculuğa çıkan Anne, nişanlısını gerçekten seviyor mu?, evliliğe yeterince hazır mı? gibi sorularının da cevaplarını bu zorlu seyehatte bulmaya karar veriyor…

Kesinlikle okumanızı önereceğim sıcacık bir roman…Kitap diyor ki; "Hayat yeteri kadar kısa, yaşanacakları zamanında yaşamak önemli…Anın kıymetini bilmek…Ve gerçeği kesinlikle sorgulamak…"

İyi Okumalar :))

3.09.2013

Ercan Kesal / Peri Gazozu

Boğazım düğüm düğüm şuan...Yazmak istediğim çok şey var aslında ama boğazımla birlikte parmaklarımda düğümlendi yazamıyorum...İtiraf ediyorum hiç bu kadar seveceğimi, tüm satırları çizeceğimi, kitabı hissederek, zaman zaman gözlerim dolarak okuyacağımı düşünmemiştim...İlk önce adından dolayı önyargılı davrandım...'Peri Gazozu'...Ne ola ki diye geçti içimden...Merakıma yenildim ve aldım...İyi ki almışım...Daha ilk sayfadan gülümsüyor ve düşünmeye başlıyorsunuz !!! 

Kitaba gelince; Sevgili Ercan Kesal, yaşadıklarından kısa kısa anılar paylaşarak, bir nevi bir otobiyografi sunmuş bizlere...Çocukluğundan gençliğine, doktor olarak göreve başladığı dönemlerde ki anılarını sunmuş bizlere...Yaşadığı yakın tarihi tüm çıplaklığı ile göstermiş...Kitabı okurken yazarla sanki sohbet ediyormuşum gibi hissettim...Beni karşısına almış anlatıyor da anlatıyor...Anneler, babalar, kardeşler, yetimler, küçük gelinler, dostlar, 12 Eylül'ler...Siz doyarmısınız bilmem ama ben 'Peri Gazozu'na doyamadım...Biraz daha olsa kana kana içeceğim....

Altı çizilenler;

"Akbabaların ölüleri yediği kulenin adı: "Sessizlik Kulesi"
 Türkiye'yi koca bir "Sessizlik Kulesi" yaptık en sonunda...Ölülerimizi zalimler yesin diye inşa ettiğimiz bir kule artık ülkemiz.
 Saklanıp birşeylerin arkasına, dilsiz rahipler gibi bakıyoruz ölülerimize." (Syf.20)

"Hiç, birileriyle aynı dünyada yaşamaktan utanç duyduğunuz anlar oldu mu?" (Syf.54)

"Tüm yazdıklarımız bizim olsa ne fark eder ki. Üzerindeki kan, hikayelerini her gün kayıtsızca izlediğimiz o bahtsızların...Bunu böylece bilin..." (Syf.63)

"...Ne çabuk unutmuşum Habil ve Kabil'i. Mermer sunaklar yeni kurbanlarını bekliyor. Haydi, seyre duralım hep birlikte. Ne kadar da küçükmüş meğer. Sığamadık yeryüzü sofrasına. Kibir denizinde boğulmuşuz da haberimiz yok. Değirmenimiz susmuş, unumuz bitmiş. Fırınlarımızda kararmış, kalplerimiz gibi.." (Syf.68)

"Dedemden öğrendiğim, "insan olmak" kendi mutlu olduğun şeyleri yanındakilere de iletmektir. İnsan, kendinde olmasını istediği herhangi ber şeyi bir başkası için de aynı şiddette isteyebiliyorsa "insanım" diyebiliyor." (Syf.72)

"Belki de biricik mesele bu. Dünyanın bizimle birlikte kurulduğunu zannedip, kendimiz için sonsuz bir yaşam hayal etmek...Bu yüzden, bu kadar kalınlaştı derimiz. Bu yüzden dipsiz bir kuyuya dönmüş içimiz.." (Syf.132)

İyi Okumalar :))


Sarah Jio / Mart Menekşeleri

Bu aralar okuduğum keyifli kitaplardan biri...Duygularımın ve ruhumun bam telini sızlatan satırlar...Ne olursa olsun her tür kitabı okumayı seviyorum...Yazar ayırmadan...Bence her kitabın insana katacağı birşeyler vardır...Okunması gereken o kadar çok kitap olmasına rağmen arada böyle çerezlik kitaplar okumayı da kesinlikle seviyorum...Hikaye biraz bilindik gibi olmasına rağmen anlatım yönünden kesinlikle iyi...Kurgunun yönü, olayların birbirine bağlanışı cuk oturmuş...Üzücü bir aşk hikayesi olmasına rağmen size ders veren tarafları da var kesinlikle...Yazarın ikinci kitabı sırada bekliyor...

Kitaba gelince; Emily, ilk kitabı çok satmış, hatta filme uyarlanmış ünlü bir yazardır...Eşinden ayrılma sürecindedir ve yazma yetisini kaybettiğini düşündüğü için büyük bir çıkmazdadır...En yakın arkadaşı Annabelle O'nun bulunduğu ortamdan uzaklaşmasını va dinlenmesini söyler...Emily yıllardır görmediği yengesi Bee'nin yanına gitmeye karar verir...Kalacağı odada komidinin çekmecesinde bulduğu, 1940'lı yıllarda yazılmış olan günlük Emily'nin aile geçmişindeki sırlarla yüzleşmesine ve büyük bir aşka tanıklık etmesine sebep olur ve Emily'i hüzünlü bir maceranın içine çeker...

Altı çizilenler;

"Hayat, birine seni seviyorum demenin kararsızlığını yaşamak için çok kısadır." (Giriş)

"Eğer yaz mevsiminin bir tadı olsaydı, bu kesinlikle pembe çiklet tadında olurdu." (Syf.51)

"Aşk, zorla tomurcuk vermesini istediğin bir sera çiçeği değildi. Aşk, yol kenarında beklenmedik şekilde açan bir çiçekti." (Syf.325)

İyi Okumalar :))