9.12.2013

E.L. James / Grinin Elli Tonu - Karanlığın Elli Tonu - Özgürlüğün Elli Tonu

Artık kış gelip bizi dondurmaya ve açık havadan soyutladığına göre, kış akşamları kitap okuma zevkimiz de yeniden bizimle. Sıcak bir bardak çay ya da kahve eşliğinde tabii ki. Tam olarak bir haftada bitirdiğim bir seri oldu 'Elli Ton'. İlk defa bir seri okuduğumu varsayarsak kendimi bir hayli hızlı buldum. Hızım birazda kitabın akıcılığından tabii ki. Seri üç kitaptan oluştuğu ve tamamen birbirinin devamı olduğu için bloga üçünü birden aktarmak istedim. Kitapla alakalı olumlu/olumsuz (olumsuzlar bir hayli fazla !!) bir çok eleştiri okumama rağmen merakıma yenik düştüm. İlk etapta 'Grinin Elli Tonu'nu alıp okumaya başladım. Eğer beğenmez isem diğerlerini almama kararı ile. Ama ne mümkün !! Kitap her yönden o kadar akıcı ki elimden bırakamayıp serinin diğer iki kitabını da hemen sipariş ettim. Kitap kendi türünde biraz, hatta bir hayli erotik. Yalnız ben kitaba sadece bu yönden bakamadım nedense !! Birçok olumsuz eleştiriye rağmen bence kitap 'sex'den daha fazlasını içeriyor. Bazen genel anlamda ki eleştirilerden gerçekten çok sıkılıyorum. Özellikle kitaplar hakkında. Her zaman klasikler okunur, her zaman edebi yönü ağırlıklı kitaplar okunur diye bir kavrama açıkcası katılmıyorum. Hangi kitap olursa olsun insan kendinden birşeyler bulabilir, değişik olaylara değişik bakış açıları sunabilir. Kendimi basmakalıp düşüncelerin içine hapsetmiyorum açıkcası. Tüm olumsuz eleştirilere rağmen bu kitabı okuduktan sonra şunu anladım ki ön yargılı olmayıp her türlü kitap okunmalı !! Bir çocuğun daha küçük yaşlarda yaşadığı travma O'nun ileride ki yaşamını nasıl etkileyeceğini görmek beni üzse de, bunun hala birçok ailede yaşandığını düşünmek beni daha da üzdü. İşkence dolu bir çocuklukta hissedilen şiddet, öfke, güvensizlik, karanlık düşüncelerin, hiçbir zaman yaşanmaması gerektiğine inanılan bir duygu ile tanışıp, güven, sevgi, aşk, sadakat, bağlılık, aile, çocuk gibi kavramların arasına girmesi. Hadi ama her zaman için geçerli olan birşeyi aslında hepimiz iyi biliyoruz; hiçbirşeye tek bir pencereden bakamayız !!!

Kitaba gelince ; Christian Grey. Grey Şirketler Topluluğu'nun CEO'su. Anastasia Steele, üniversite son sınıf öğrencisi. En yakın arkadaşının hasta olmasından dolayı, okulda çıkacak dergi için C.Grey ile yapılması gereken röpartaj için şirkete gider. Çocuklukta yaşadığı travmalardan dolayı sapkın bir cinsel hayatı olan Grey, Anastasia'ya aslında ilk gördüğü andan itibaren aşık olur fakat Ana'yı duygularında ki değil mantığında ki yaşam tarzına çekmeye çalışır. Ama umulmadık duygusal yakınlık Grey ve Ana için zorlu bir duygusal maceraya yol açar.

İyi Okumalar :))

15.11.2013

Sabahattin Ali / Kuyucaklı Yusuf

Kürk Mantolu Madonna'dan sonra okuduğum ikinci Sabahattin Ali kitabıydı. Kuyucaklı Yusuf beni çok farklı zamanlara götürse de, uzun yılların geçmesine rağmen, yaşanmışlıkların, kederlerin, ezilmelerin nedenleri ve sebepleri hala bizlerle var olan olgular olduğunu gördüm. Yaşamın her döneminde güçlü olan; güçsüzü, yetimi, fakiri, ihtiyacı olanı hor görmüş ve kullanmış. Günümüzde hala devam eden bu davranış şeklini sevgili yazar kitabında öyle güzel bir dil ve üslupla anlatmış ki, yıllar farklı olsa da eşleştirme yapabiliyorsunuz. Yalnız kalmış bir çocuğun sığıntılığı, bu sığıntılıktan dolayı yüzeye çıkamamış karakterini, iç sesini öyle güzel işlemiş ki yazar mest oluyorsunuz. Bu kitabı okuduktan sonra karar verdim ve ilk alınacaklar listeme tüm Sabahattin Ali eserlerini ekledim. Ve bizlere böyle edebi değerleri yüksek olan eserler sunan birçok değerli yazarımız olduğu için kesinlikle çok şanslıyız. Kitabın son sayfalarında bulunan kitapla ilgili yapılan analizi mutlaka okumanızı öneririm.

Kitaba gelince; Yusuf. Kuyucaklı Yusuf. 1930'lu yıllarda kötü bir olay sonucu anne ve babasını kaybetmiş bir yetimdir. Olay incelemeye gelen Kaymakam Salahattin Bey tarafından alınır ve büyütülür. Kaymakamın geçimsiz karısının söylentilerine rağmen uzun yıllar bu aile ile yaşayan Yusuf, evin kızı olan Muazzez'e kendine bile itiraf edemediği bir sevgi ile bağlanır. Zenginin fakiri hor gördüğü kötü zamanlarda, hayatı ile ilgili sürekli çelişkide olan Yusuf bu cengamenin içinden çıkmak için çırpınır.

Altı çizilenler;

"Bir felakete sükun ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir." (Syf.11)

"Hayat, birbirinden ayırdıklarını, kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile, uzun zaman yan yana bırakmıyordu. Geçen günleri bir daha geri getirmek mümkün değildi ve sadece hatiralar, iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değildi." (Syf.177)

"İstihfaf ettiği, kendisinden zayıf bulduğu mahlukların mahkumu olmak çok harap edici bir şeydir." (Syf.200)

İyi Okumalar :))


12.11.2013

Daphne Du Maurier / Rebecca

Twitter'da takip ettiğim ve sevdiğim sevgili Şebnem Bozoklu'nun bir tavsiyesi üzerine aldım kitabı. Uzun zamandır kitaplığımda okunmayı bekleyen kitaba nihayet sıra geldi ve okundu. Kitap klasikler arasında yerini almış bir eserdir. Okurken, satırlardaki betimlemelerde Jane Austen tadını alıyorsunuz. Tabii ki hemen küçük bir araştırma yaptım. Kitabın hikayesi 1940 yılında Alfred Hitchcock tarafından siyah beyaz olarak sinemaya aktarılmış. Filmi internet aracılığıyla hemen edindim. En kısa zamanda izlenecek. Her ne kadar klasikleşmiş eserlerin sinema/dizi gibi ortamlara aktarılmasını tasvip etmesemde, okuduklarımı ekranda görmek de ayrı bir zevk vermiyor değil. İlginç olan ise kitabı anlatan kahramanın ismini bilmiyor olmanız...

Kitaba gelince; Bayan Winter, Maxim Winter ile evlenmeden önce zengin bir kadın olan Bayan Van Hopper'ın yanında yardımcı olarak çalışmakta. Birlikte çıktıkları bir gezide tanıştığı Maxim'e aşık olur. Bayan Van Hopper'ın aniden çıkan başka bir seyahati için otelden ayrılacakları gün Maxim'den evlilik teklifi alan Bayan Winter, hem sevdiği erkek ile evleneceğine hem de Maxim'in sahibi olduğu Manderley Malikanesi'nde yaşayacağına sevinerek teklifi kabul eder. Fakat Bayan Winter'ın evin hizmetkarlarından biri olan Bayan Danvers'dan göreceği ters tutum ve öğreneceği bazı sırlarla baş etmesi pek kolay olmayacaktır !!!

Altı çizilenler;

"Mutluluk, ödüllendirilmesi gereken bir servet değil, bir düşünce biçimi, ruh hali." (Syf.10)

"Acaba bu dünyada kendi çekingenliklerini kıramayan, körlükleri ve budalalıklarıyla gerçeği kendilerinden gizleyen bir duvar ördükleri için acı çeken ve çekmeye devam eden kaç insan vardır ?" (Syf.330)

İyi Okumalar :))


7.11.2013

Yekta Kopan / Aile Çay Bahçesi

Kitaplığımda tüm kitapları bulunmasına rağmen, ben Yekta Kopan'ın son kitabından başladım okumaya…Sayfaca ince olan kitapta bu kadar anlam yüklü satırlar ile karşılaşacağımı düşünmedim…Anne…Hep düşlerdedir…Baba…Korunaktır…Kardeş…Candır, kıskanılan, ama paylaşılamayandır aslında…Babaanne, anneanne, dede…Korunakların korunakları…Aile, herşeydir…Müzeyyen…Sen, ben, o…Kim bilir, tüm kadınlardan bir parçadır belki de…Dilimize kadar gelip söyleyemediklerimiz, kalbimizden geçip yuttuklarımız, beynimizi meşgul edip un ufak ettiklerimizdir…

Kitaba gelince; Müzeyyen…Küçük yaşta annesini kaybetmiş…Hayatı boyunca kardeşini kıskanmış…Hep O'nun önüne geçerek kendi varlığını sildiğini düşünmesine sebep olmuş…Babası'nın   O'nun için ne anlam ifade ettiğini yıllarca sorgulamış…İki kız kardeşin iç hesaplaşmalarla geçirdiği bir yaşam…Peki ya Müzeyyen'in iç sesleri !!!

Altı çizilenler;

"Yüzünü unuttuğun birinin sesini duyuyorsun. Sesini unuttuğun birinin yüzünü hatırlıyorsun. Hayat seni bir köşede sıkıştırıyor. Sırlardan oluşan ağaç, yapraklarını dökmeye başlıyor. Yaptığın sıradan iş, olağanüstü bir büyüye dönüşüyor. Bir hedef belirliyor. Aniden." (Syf.21)

"Saniye kolu, zamanı öğretmiyor insana. Sadece koşuyor." (Syf.22)

"Korkularımızla öldürüyoruz zamanı. Oysa saniye kolu, tüm cesaretiyle koşmaya devam ediyor." (Syf.22)

"Ömrüm boyunca, ikinci el eşya satan bir dükkanın vitrinine bakar gibi baktım hayatıma." (Syf.54)

"...Zaman kendi bildiğince geçip gitsin. Önce yazıları silsin, sonra da beni. Mezar taşında zamana direnen harfler, zihnimde bana direnen anılar kalsın sadece..." (Syf.62)

İyi Okumalar :))


6.11.2013

Ahmet Ümit / Beyoğlu'nun En Güzel Abisi

Yine bir Ahmet Ümit klasiği…Yine İstanbul caddeleri, sokakları, terkedilmiş mahalleleri…Yitip gitmiş hayatlar, yitmeye yüz tutmuş taze hayatlar…Terk edilmişlik içinde yok olan umutlar…Kabadayılar, hayat kadınları, tinerci sokak çocukları, gezi parkı, savaş/barış, korku/cesaret…Kısacası ne ararsanız var satırlarda…Bu sefer Beyoğlu'nda Tarlabaşı'nda ağırladı beni Ahmet Ümit…Yine kendine has tasvirleri ile beni o satırlardan alıp Tarlabaşı'na götürdü…O sokaklara misafir etti…Öyle ki bende o yıkık binaların birinin kapı aralığına saklanıp hikayeyi oradan izledim…

Kitaba gelince; Nevzat Başkomiser yine iş başında…Yılbaşında Tarlabaşı'nda işlenen cinayette ölen Engin'in katili birden Nevzat Başkomiser ve Ali'nin günlerinin, gecelerinin tek konusu olur…Kriminalog Zeynep ile bu cinayeti çözmeye çalışırken, Tarlabaşı ile ilgili öğrendikleri gerçekler onları birçok suçlu yüzle karşı karşıya getirir…Bu kez Başkomiser Nevzat'ın işi biraz karmaşık…

Altı çizilenler;

"Ben bile kendimi tam olarak anlayamazken, bir başkası beni nasıl anlatabilirdi ki?" (Syf.63)

"Gece, yaşlı şehirlerin kusurlarını örten siyah kadifeden bir örtüdür." (Syf.75)

"Azrail'e koz vermek istemiyorsan, sevdiklerinin sayısını az tutacaksın bu dünyada..." (Syf.105)

"Hayat, yaşadıklarımızdan çok hayal ettiklerimiz değil mi zaten..." (Syf.270)

İyi Okumalar :))


24.10.2013

Sinan Akyüz / Şahika Feraye

İncir Kuşları ve Piruze'den sonra okuduğum üçüncü Sinan Akyüz kitabı…Sanırım yazarın tarzını artık ezberlemiş durumdayım…Romanlardaki hikayeler farklı olsa da, karakterler arasında benzerlikler sezmemek elde değil…Mesela kitabın kahramanlarından Feraye'de Piruze'yi görüyorsunuz adeta…Tarih içerikli kitapları sevdiğimi hep söylüyorum…Bu kitapta onlardan biri…Beni araştırmaya itiyor kesinlikle…Çanakkale savaşında geçen kitabı okurken, roman kurgusundan çıkıp tamamen gerçek tarih okumak istiyorsunuz…Kitaba büyük katkı sağlamış olan sevgili (rahmetli) Turgut Özakman'ın izleri gerçekten belli oluyor kitapta…'Şu Çılgın Türkler'i anmadan geçemeyeceğim onun için…Bence kesinlikle okunması gereken iyi bir tarih kitabı…

Kitaba gelince; Şahika ve Feraye, büyük bir çiftlikte el bebek gül bebek yetiştirilmiş iki kız kardeş…Ağa babaları ve saygın Hacı Nineleri ile mutlu mesut yaşarken, vatanın kötü günler geçirmesi, gittikçe savaşa sürüklenmesi çiftlik içindekileri de ordan oraya sürüklemeye başlar…Savaş yıllarında orduya gönüllü hemşire olarak gitmeye karar veren Şahika, aslında bu düşüncesiyle kendi kaderini çizerken kardeşi Feraye'nin de kaderini çizdiğini bilemezdi…

Kitapta Mevlana Celaleddin Rumi'nin öyle bir sözü vardı ki, paylaşmadan geçemeyeceğim ;
"Kalp deniz, dil kıyıdır. Denizde ne varsa kıyıya o vurur."

İyi Okumalar :))

21.10.2013

Sinan Akyüz / Piruze

Yazarın İncir Kuşlar'ından sonra okuduğum ikinci kitabı…Sinan Akyüz'ün tarzını seviyorum…Biyografi başlıca sevdiğim bir türdür nitekim…Hikayelerin yaşanmış olmaları beni ayrıca cezbeden kısım…Kitabın akıcılığı kesinlikle olumlu yönde…Kitap hakkında birçok yorum okuyup, alıp almamak konusunda epeyi kararsız kalmış fakat merakıma yenik düşerek almayı tercih ettim…Şimdi bu kararı verdiğime çok seviniyorum…Piruze'nin hikayesi, sizi hayatta karar verirken biraz daha düşünmeniz gerektiği kanısına itiyor…Annelik olgusunun yüceliğini ise bir kez daha kanıtlıyor…Kitabı okurken tek bir soru var beyninizde ; Ben aynı durumda olsam ne yapardım ??

Kitaba gelince; Babasının diplomat olmasından dolayı sürekli ülke değiştirmek zorunda olan Piruze…Bu yaşam tarzından ne kadar sıkılsa da ailesine ayak uydurmak zorunda kalan bir genç kız…Piruze'nin üniversite çağında Londra'dan Şam'a çıkan bir tayin ile hayatları tamamen değişen bir aile…Şam'ın yaşam şartlarına alışamamışken aniden ortaya çıkan bir aşk…Wassim, Piruze'nin Şam'da kalma sebebi…Şeriat kanunlarına göre yaşayan bir ülke…İkinci plana itilen bir kadın olma korkusu birgün Piruze'nin de kapısını çalar…Üç çocuk annesi Piruze…Pişmanlık…Kaçış…En önemlisi bir "anne" Piruze…Çocuklarına kavuşmanın mücadelesini veren bir anne…Kalıp hayatını çürütmek mi ? Gidip ömür boyu evlat hasreti çekmek mi ? 

İyi Okumalar :)) 

10.10.2013

Canan Tan / Hasret

Yine bir Canan Tan klasiği ile karşı karşıyayız…Duygusal, içinizi sızlatan satırlar…Yazar bu defa tarih dokulu bir kitap yazmış…Kitabın başında belirtildiği üzere yaşanmış bir hikaye imiş anlatılan…Hikayenin yaşanmış olması beni ilk cezbeden şey idi…Ayrıca belirtmeliyim ki tarih içerikli kitapları kesinlikle daha fazla seviyorum…Dönem romanları beni araştırmaya itiyor…Kutuluş savaşı döneminde geçen bu romanda sık sık tarama yaptım…Yazılanların doğruluğunu ölçmek ve biraz daha fazlasını öğrenmek için…Osmanlı ve Mustafa Kemal Atatürk'ün kesiştiği yıllarda geçen romanda o döneme ait birçok bilgiye sahip oluyorsunuz…Romanın geçtiği Ankara'ya bağlı olan Keskin'i kesinlikle sitesinden tanımalısınız…Milli Mücadele'nin geçtiği yer olarak tarih kitaplarında yerini almış…Ben ise bu romanla haberdar oldum böyle bir yerin varlığından…Biliyoruz ki okullarda tarih adı altında öğretilen şeyler tamamen yüzeysel…Mesela Keskin'de bir fişekhane bulunduğunu ve Kurtuluş Savaş'ı döneminde tüm köylülerin burada çalışıp cepheye fişek yolladığını biliyormuydunuz ??

Kitaba gelince; Kurtuluş Savaşı'nın ortasında, milli mücadelinin hat safhada olduğu yıllarda; Rum, Ermeni, Türk hep birlikte yaşarken, Yunanistan'ın saldırılarıyla tüm ilişkilerin karıştığı bir ortamda Tacettin ve Patricia aşklarını birbirlerinden esirgememişti…Sürekli Omorfia'nın tavernasına giden Tacettin orada gördüğü Patricia'ya aşık olmuştu…Omorfia'nın kızı olduğunu daha sonradan öğrenmişti…Aşkını en yakın arkadaşları Aris ve Artin ile paylaşan Tacettin, bu işin olmazlığını ilk onlardan duydu…Arkasından tüm ısrarlarına rağmen ailesini de karşısına almıştı…Bir çocukları olmuştu…Ali…Kötü zamanlardı…Savaş yılları…İmzalanan Lozan Antlaşması ile tüm Rum ve Ermeni halkının göç etmesi kararı alınmıştı…Tacettin'e ise koca bir 'Hasret' kalmıştı…Tek düşüncesi vardı; birgün kavuşabilecekmiydi Patricia ve Ali'sine ??

"Odalara kilitledim hasretini
  Sen koktu odalar…" (Syf.147)

İyi Okumalar :))

26.09.2013

Serdar Çekinmez / Hatice 

Yine bir Yitik Ülke Yayınları…Yine bir Serdar Çekinmez…İtiraf ediyorum ki "Tayyare" kesinlikle daha keyifli idi…Grange'nin Kaiken'i gibi 'Hatice'de de bir bütünlük yakalayamadım nedense !! Yoğunluğumun hat safhada olduğu bir zamanda okuduğumu kabul ediyorum, fakat bu yine de fikrimi değiştirmeyecek sanırım…Belki de kitabın ismiyle alakalı bir beklentiye girmiş olabilirim…'Hatice' deyince sadece O'nun hikayesini okuyacağımı bekledim…Ama kitapta her isim ana karakter gibi !! Hatice'nin hikayesini okurken birden Nevin'in (Evelyn) hikayesine giriyorsunuz, tam ona adapte olmuşken Ahmet beliriyor satırlarda…Yaptığım yorumların doğru olup olmadığını görmek için belki de biraz zaman geçtikten sonra tekrar okumalıyım kitabı !!! Serdar Çekinmez'in kalemini seviyorum ama kesinlikle…Satırlarda ki içtenlik sizi hem pat diye güldürüyor hem de hüzne boğabiliyor…Üçüncü kitabını dört gözle beklemekteyim…

Kitaba gelince ; Hatice yıllar önce yaşadığı ülkesinden sürgün yemiş, karışık bir takım olayların arasında kalmış, eşinden ve kızından ayrılarak sınırdışı edilmiştir…Gelip yerleştiği Geçenler Köyü'nde cadı olarak anılmasına sebep olan bitkilerden ilaçlar yapıp, ahalinin derdine derman olmuştur…Yaşadığı köyün geçim kaynağı olan erişte, köye açılan makarna fabrikası ile neredeyse son bulacaktır !!! Başta köyün muhtarı, arkasında tüm köylü buna bir çözüm aramaktadırlar…İstanbul'dan gelen Nesim Bey iyi bir reklama ihtiyaç olduğunu fakat bunun için öne çıkabilecek birşey gerekli olduğunu belirtir…Akıllarına Kırkpınar Yağlı Güreşleri gelir…Köyün gençlerinden Ahmet'i çalıştırıp yarışmalarda birinci olmasını sağlayıp köyün eriştelerini Ahmet üzerinden duyuracaklardı…Gerisi mi ?? Tam bir cümbüş diyebilirim…

İyi Okumalar :))

10.09.2013

Sarah Jio / Yağmur Sonrası

Mart Menekşeleri'nin yazarından yine güzel kurgulanmış bir kitap…Yine duygu yüklü, yine hüzünlendiren bir aşk…Zaman zaman bu tarz kitapları okumayı gerçekten seviyorum…Arkadya yayınlarının tüm kapak tasarımları ayrıca ilgimi çekiyor…Kitabın içeriğini bilmeden kapaktan bir etkileşim almak bile sizi kitaba yaklaştırıyor…

Kitaba gelince; Anne, torununun O'na ilettiği bir mektupla çok uzun yıllar öncesine döner…Kalbinde duyduğu sızıyı daha fazla gizleyemeyen Anne, tüm yaşadıklarını torunuyla paylaşmaya karar verir…Yıllar öncesinde, savaş zamanlarında, nişanlı olan Anne, savaş halindeki orduya sağlık hizmeti vermek için hemşire olarak görevlendirilir…En yakın arkadaşı Kitty ile birlikte bu yolculuğa çıkan Anne, nişanlısını gerçekten seviyor mu?, evliliğe yeterince hazır mı? gibi sorularının da cevaplarını bu zorlu seyehatte bulmaya karar veriyor…

Kesinlikle okumanızı önereceğim sıcacık bir roman…Kitap diyor ki; "Hayat yeteri kadar kısa, yaşanacakları zamanında yaşamak önemli…Anın kıymetini bilmek…Ve gerçeği kesinlikle sorgulamak…"

İyi Okumalar :))

3.09.2013

Ercan Kesal / Peri Gazozu

Boğazım düğüm düğüm şuan...Yazmak istediğim çok şey var aslında ama boğazımla birlikte parmaklarımda düğümlendi yazamıyorum...İtiraf ediyorum hiç bu kadar seveceğimi, tüm satırları çizeceğimi, kitabı hissederek, zaman zaman gözlerim dolarak okuyacağımı düşünmemiştim...İlk önce adından dolayı önyargılı davrandım...'Peri Gazozu'...Ne ola ki diye geçti içimden...Merakıma yenildim ve aldım...İyi ki almışım...Daha ilk sayfadan gülümsüyor ve düşünmeye başlıyorsunuz !!! 

Kitaba gelince; Sevgili Ercan Kesal, yaşadıklarından kısa kısa anılar paylaşarak, bir nevi bir otobiyografi sunmuş bizlere...Çocukluğundan gençliğine, doktor olarak göreve başladığı dönemlerde ki anılarını sunmuş bizlere...Yaşadığı yakın tarihi tüm çıplaklığı ile göstermiş...Kitabı okurken yazarla sanki sohbet ediyormuşum gibi hissettim...Beni karşısına almış anlatıyor da anlatıyor...Anneler, babalar, kardeşler, yetimler, küçük gelinler, dostlar, 12 Eylül'ler...Siz doyarmısınız bilmem ama ben 'Peri Gazozu'na doyamadım...Biraz daha olsa kana kana içeceğim....

Altı çizilenler;

"Akbabaların ölüleri yediği kulenin adı: "Sessizlik Kulesi"
 Türkiye'yi koca bir "Sessizlik Kulesi" yaptık en sonunda...Ölülerimizi zalimler yesin diye inşa ettiğimiz bir kule artık ülkemiz.
 Saklanıp birşeylerin arkasına, dilsiz rahipler gibi bakıyoruz ölülerimize." (Syf.20)

"Hiç, birileriyle aynı dünyada yaşamaktan utanç duyduğunuz anlar oldu mu?" (Syf.54)

"Tüm yazdıklarımız bizim olsa ne fark eder ki. Üzerindeki kan, hikayelerini her gün kayıtsızca izlediğimiz o bahtsızların...Bunu böylece bilin..." (Syf.63)

"...Ne çabuk unutmuşum Habil ve Kabil'i. Mermer sunaklar yeni kurbanlarını bekliyor. Haydi, seyre duralım hep birlikte. Ne kadar da küçükmüş meğer. Sığamadık yeryüzü sofrasına. Kibir denizinde boğulmuşuz da haberimiz yok. Değirmenimiz susmuş, unumuz bitmiş. Fırınlarımızda kararmış, kalplerimiz gibi.." (Syf.68)

"Dedemden öğrendiğim, "insan olmak" kendi mutlu olduğun şeyleri yanındakilere de iletmektir. İnsan, kendinde olmasını istediği herhangi ber şeyi bir başkası için de aynı şiddette isteyebiliyorsa "insanım" diyebiliyor." (Syf.72)

"Belki de biricik mesele bu. Dünyanın bizimle birlikte kurulduğunu zannedip, kendimiz için sonsuz bir yaşam hayal etmek...Bu yüzden, bu kadar kalınlaştı derimiz. Bu yüzden dipsiz bir kuyuya dönmüş içimiz.." (Syf.132)

İyi Okumalar :))


Sarah Jio / Mart Menekşeleri

Bu aralar okuduğum keyifli kitaplardan biri...Duygularımın ve ruhumun bam telini sızlatan satırlar...Ne olursa olsun her tür kitabı okumayı seviyorum...Yazar ayırmadan...Bence her kitabın insana katacağı birşeyler vardır...Okunması gereken o kadar çok kitap olmasına rağmen arada böyle çerezlik kitaplar okumayı da kesinlikle seviyorum...Hikaye biraz bilindik gibi olmasına rağmen anlatım yönünden kesinlikle iyi...Kurgunun yönü, olayların birbirine bağlanışı cuk oturmuş...Üzücü bir aşk hikayesi olmasına rağmen size ders veren tarafları da var kesinlikle...Yazarın ikinci kitabı sırada bekliyor...

Kitaba gelince; Emily, ilk kitabı çok satmış, hatta filme uyarlanmış ünlü bir yazardır...Eşinden ayrılma sürecindedir ve yazma yetisini kaybettiğini düşündüğü için büyük bir çıkmazdadır...En yakın arkadaşı Annabelle O'nun bulunduğu ortamdan uzaklaşmasını va dinlenmesini söyler...Emily yıllardır görmediği yengesi Bee'nin yanına gitmeye karar verir...Kalacağı odada komidinin çekmecesinde bulduğu, 1940'lı yıllarda yazılmış olan günlük Emily'nin aile geçmişindeki sırlarla yüzleşmesine ve büyük bir aşka tanıklık etmesine sebep olur ve Emily'i hüzünlü bir maceranın içine çeker...

Altı çizilenler;

"Hayat, birine seni seviyorum demenin kararsızlığını yaşamak için çok kısadır." (Giriş)

"Eğer yaz mevsiminin bir tadı olsaydı, bu kesinlikle pembe çiklet tadında olurdu." (Syf.51)

"Aşk, zorla tomurcuk vermesini istediğin bir sera çiçeği değildi. Aşk, yol kenarında beklenmedik şekilde açan bir çiçekti." (Syf.325)

İyi Okumalar :))

31.08.2013

Ahmet Hamdi Tanpınar / Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Uzun zaman önce bitirdiğim fakat tembellikten bloğuma aktaramadığım bir kitap 'Saatleri Ayarlama Enstitüsü'...Yine 'Kitap Kardeşliği' ile okuduğumuz bir kitaptı...Birçok kişi ile aynı anda aynı kitapları okumak, zaman zaman aynı satırların altını çizdiğinizi görmek gerçekten keyif verici...Twitter ve Facebook gibi sosyal medya kuruluşlarından ulaşabilirsiniz kardeşliğe...

Kitap uzun zamandır kitaplığımda olan fakat bir türlü elime alamadığım bir eserdi...Kardeşlik sayesinde okunacakların önüne alıp nihayet okudum...Ahmet Hamdi Tanpınar'ın okuduğum ilk kitabı ve kesinlikle son olmayacak...Kitap gerçekten keyifli...Güldürüyor, düşündürüyor...İnsanların bulundukları yaşamın içinden daha modernize olmuş bir yaşama geçme süresindeki bocalamaları aktarılıyor...Trajikomik bir roman sizi bekliyor...

Kitaba gelince ; Çocukluğunda bir saatçinin yanına çırak olarak giren Hayri İrdal hayatı boyunca saatleri herşeyden hep bir adım önde tutmuştur...Başından iki evlilik geçmiş...Değişik kişilikte akrabalarıyla olan ilişkileri ise hiç iç açıcı değildir...Hayatı boyunca bir işin ucundan tutup vakıf olamamıştır, taaa ki Halit Ayarcı ile karşılaşana kadar...Halit Ayarcı biraz fırıldak tipte bir karakter...Hayri İrdal'ın saf ve mecburiyet halinden faydalanıp, saatlere olan düşkünlüğünü kullanıp birlikte "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nü kurarlar...Herşey tam yoluna girdi derken Amerika'dan gelen bir heyet bu enstitünün gerekli olmadığına karar verir...

Altı çizilenler ;

''Politikadaki hürriyet, bir yığın hürriyetsizliğin anahtarı veya ardına kadar açık duran kapısıdır.'' (Syf.21)

''Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı insandır...Bu da gösterir ki, zaman ve mekan, insanla mevcuttur!'' (Syf.31)

''Şahsiyet dediğimiz şey bu, yani hafızanın ambarındaki maskelerin zenginliği ve tesadüfü, onların birbiriyle yaptığı terkiplerin bizi benimsemesidir.'' (Syf.52.)

''Her insan, ne kadar müspet yaradılışta olursa olsun ölümünden sonra tekrar dirilmeyi düşünür, özler.'' (Syf.66)

''Hepimiz kendi masallarımızın kurbanıyız.'' (Syf.108)

İyi Okumalar :))

29.08.2013

Jean Christophe Grange / Kaiken

Kitap kardeşliği ağustos kitabı sonunda bitti !!! İlk defa bu kadar tembel bir ay geçirdim...İstanbul dışında geçirdiğim tatilin bu ay ki okuma hızımı düşürdüğü kesin...İyi bir dinlenmeye ihtiyacım varmış demek ki...Ama bunu en kısa zamanda telafi edeceğim...Kaiken'i ağustos ayının tamamına yayıp okudum diyebilirim...Yanında iki tane yarım kitabımı da bitirmeye çalışıyordum tabii ki !!! Kitabı sevdim mi açıkcası hala karar veremiyorum...Sürükleyici olduğunu inkar etmiyorum...Fakat kitabın başında bizlere sunulan hikaye sanki ana hikayeden ayrı gibi idi...Kitapta iki ayrı hikaye okudum diye düşünüyorum...Nedense bir bütünlük yakalayamadım...Ana karakter değişmeden iki ayrı olaylar silsilesi...Yada uzun zaman elimde kaldığı için belki de ben bir bütünlük yakalayamamışımdır !!! Ben karar veremedim açıkcası...Grange severlere tavsiyemdir yine de...

Kitaba gelince; Olivier Passan Fransa'nın Seine Saint Denis bölgesinde polis teşkilatında görevlidir...Karısı Naoko ile boşanma eşiğinde olan Passan, bölgesinde yaşanan bir dizi seri cinayetin içinde bulur kendisini...Seri cinayetleri çözmeye çalışırken evine yapılan bir kaç saldırıdan ailesinin de tehlike de olduğunu anlar...Tüm ip uçları, hayatını yetiştirme yurtlarında geçiren Patrick Guillard'ı göstermektedir...Olayı çözdüğüne inanan Passan kendini hiç tahmin etmediği farklı olayların içinde bulur...

İyi Okumalar :))

26.07.2013

Tomris Uyar / Aramızdaki Şey

Kitap, Tomris Uyar'dan okuduğum ilk kitap...Bu kitaptan sonra verdiğim karara göre ise; yakın zamanda hepsini okumak istediğim...Uzun süre hafızamda kalacak öykülerle birlikte birkaç gün geçirdim...Kitapta bulunan 9 öyküde birbirinden güzel...Ama en çok etkilendiğim kitaba ismini veren 'Aramızdaki Şey' idi...Cümleler sizi farklı bir boyuta götürüyor...Her kitapta olduğu gibi öykülerin kahramanı olmak, satırları birebir yaşamak sizi daha da etkiliyor...Öyküler kırmızı renk odaklı...Kin, tutku, aşk satırlarda büyük bir ustalıkla işenmiş...Tomris Uyar kesinlikle okunmalı...

Altını çizdiklerim;

"...Yalnız beni bir daha 'Gündökümü'nde harcama. Ne de olsa ikimizde iki üç paragrafla geçiştirilemeyecek kadar zorlu bir çaba gösterdik aramızdaki 'şey'i anlamak için. Bildik hiçbir şeye benzemiyor ki..." (Syf.8)

"İnsan önce renklerden başlamalı değişmeye..." (Syf.24)

"...Ama ne yapalım ki bu boktan ülkede piyasa böyle. Yükselen değerlere ucundan kıyısından tutunmadan bir yere varamayız...(Syf 63)

İyi Okumalar :))


23.07.2013

Serdar Çekinmez / Tayyare

Yine bir Yitik Ülke kitabı ve yine keyifli dakikalar...Yitik Ülke artık yakından takip ettiğim bir yayınevi oldu...Yeni yazarlar keşfetmek kesinlikle çok keyifli...Tayyare sevgili Serdar Çekinmez'in ikinci kitabı, benimse okuduğum ilk kitabı...Kesinlikle keyifli, trajikomik bir roman...Zor yıllar ve zamanların romanı...Gurbetin ve özlemin romanı...Yanlış zamanlarda yanlış mekanlarda bulunmanın ve rastlantıların romanı...Göçmen insanların bulundukları yere bir türlü kabul edilmeme romanı...Yabancı olduğun bir ülke de zorluklarla yaşamanın romanı...Kitabın karakterleri kesinlikle çok renkli idi...Baş kahraman Peyami dışında, Kostas, Dimitri ve renkli kişiliği ile Marie Belle kesinlikle kitaba çok şey katmışlar...Yazarın ilk kitabı "Hatice" kitaplığımda okunacaklar sırasında beni bekliyor...Sanırım en kısa zamanda öne alıp okuyacağım...

Kitaba gelince ; Kitap 1940'lı yılların Amerika'sında geçiyor...Her türlü makina ve tamirattan anlayan Peyami sadece birkaç kere karşılaştığı Nevzat tarafından Amerika'ya çağırılır ve yanında işe başlar...Fakat bir süre sonra Nevzat'ın oto galerisinde başladığı işinden fettan bir kadın yüzünden kovulur...Cebindeki son parasını da azılı bir dolandırıcıya kaptıran Peyami'nin tek çaresi bir yolunu bulup Türkiye'ye dönmesidir...Her zaman takıldığı Dimitri'nin mekanında tanıştığı Kostas ile orada bulunan diğer arkadaşlarının umursamadığı bir maceraya atılır ve işe yaramaz halde bulduğu uçağı tamir edip yurda dönmeyi aklına koyar...Sonra mı ?? Sonrası kesinlikle okunmaya değer, güldüren ve biraz hüzünlendiren satırlar...

İyi Okumalar :))

18.07.2013


F.Scott Fitzgerald / Muhteşem Gatsby

Bu kitabı okurken, bir kez daha şunu anladım ki ; kitabın çevirisi gerçekten çok önemli...Açıkcası çeviri yorumlarını okumadan aldığım için biraz pişman oldum...Kitabın içeriğini anlıyorsunuz fakat okumaktan pek zevk almıyorsunuz !!! Üzgünüm ki Martı Yayınları'nın çevirilerine gereken özeni göstermesi gerekiyor !!! İlk basımı 1925 yılında hazırlanan, bir nevi klasik sayılabilecek bu kitabın biraz zaman geçtikten sonra başka bir yayınevinden alınarak tekrar okunabilir diye düşünüyorum...

Kitaba gelince ; Gatsby, yıllar önce kendisini terk edip, hayatı daha şaşalı ve daha zengin biri ile evlenen Daisy ile tekrar karşılaşabilmek ve onun karşısına varlıklı biri olarak çıkmak için bir hayli çabalar ve başarır...Fakat bunu yaparken karıştığı bir takım karanlık ve kirli ilişkilerden yakasını kurtaramaz...Hiç bilmediği bu varlıklı ve bir hayli gösterişli yaşama tutunmaya çalışan Gatsby ve yıllar sonra karşılaştığı Daisy'nin yeniden alevlenen aşkları onları belirsiz bir sona sürükler...

Son olarak kitabın son paragrafında bulunan cümleyi sizlerle paylaşmak istiyorum ;
"Bizler akıntıya karşı gemilerimizi ilerletmeye çalışırken, hiç durmadan geçmişe çekiliyorduk aslında..." (Syf.208)

İyi Okumalar :))

17.07.2013

Zülfü Livaneli / Kardeşimin Hikayesi

Kitap Kardeşliği temmuzun ilk kitabını daha blog'a aktarmamışken ikinci kitabı hemen yazmak istedim...Sanırım daha çok sevdiğimden...Kitaba pazartesi akşamı yalnız olduğumdan dayanamadan başladım ve bir gün içinde bitirdim...Zülfü Livaneli'nin okuduğum ikinci kitabı idi...Sanırım diğerlerini de zaman içinde edinip okuyacağım...Kurgusu çok farklı bir kitaptı...Satırlar sizi kendine bağlıyor ve kitabı elinizden bırakamıyorsunuz...Konusu itibariyle belki biraz bilindik gelmiş olmasına rağmen çok iyi kurgulanıp işlenmiş...Okurken kesinlikle büyük zevk aldım...Sonunu görmek için heyecan içinde okudum...Kardeşlikle okumak ayrıca heyecan benim için...

Kitaba gelince ; Emekli olduktan sonra küçük bir sahil kasabasına yerleşen Ahmet Arslan, kasabada işlenen bir cinayet sonucu genç bir gazeteci kızla tanışır...Kızla yaşadığı şey Ahmet'i hayal ve gerçek arasında bir yolculuğa çıkarıyor...Değişik bir kurgu ve beklenmeyen bir son sizi bekliyor...

Altı çizilenler ;

"....insan soyunun duygularını anlatan, psikolojik derinliklerine inebilen tek birikim vardır : O da edebiyat..." (Syf.20)

"Bilim edebiyata yetişemezdi, hiçbir zaman yetişememişti ki zaten." (Syf.84)

"Hikaye nerede biter, gerçek nerede başlar bilinemez." (Syf.95)

"Hayvanların yaptığı gibi neredeyse hafızasız yaşamak ve mutlu olmak mümkündür ama hiçbir şeyi unutmadan yaşamak imkansızdır." (Syf.185)

"Okumak, sadece okumak. Okuyan insan, dünyanın aklına yaslar sırtını." (Syf.250)

"Aşk, bir uçurum kıyısında gözü bağlı yürümektir." (Arka Kapak)

İyi Okumalar :))

30.06.2013

Dan Brown / Cehennem

Kitap kardeşliği haziran ile birlikte okuduğumuz ''Cehennem'' kitabını nihayet haziranın son akşamı bloğuma ekliyorum :)) İtiraf etmek gerekirse ilk kez bir Dan Brown kitabından sıkıldım...Dante'nin İlahi Komedya'sını kitapta kullanan yazar çok fazla tekrara, hatta aynı satırlara değinmiş durmuş...Sürekli aynı şeyleri okumak biraz sıkıcıydı...Konu itibari ile de çok fazla ilgimi çektiğini söyleyemeyeceğim...Sanırım diğer Dan Brown kitaplarını beğendiğim için, bu kitaptan biraz fazla beklentim vardı !! Sonuç ise hüsran !!

Kitaba gelince ; Longdan bu sefer biraz farklı bir olayın içindeydi...İnsanlık tarihini etkileyecek, salgın bir hastalığa neden olacak bir virüsü durdurması gerekiyor...Bu sefer ki ipuçları Dante'nin İlahi Komedya'sının satırlarında gizliydi...Kısa süreli yaşadığı hafıza kaybından dolayı olayın içine nasıl ve ne zaman dahil olduğunu bilmiyordu !! Çözmeye çalıştığı ipuçları onu İstanbul'a kadar getirdi...Sevgili Robert Langdon bu sefer başarabilecekmiydi ??

Altını çizdiklerim:

''Cehennemin en karanlık yerleri, buhran zamanlarında tarafsız kalanlara ayrılmıştır.'' (Giriş)

''Geçmişte verdiğimiz kararlar geleceğimizin mimarıdır.'' (syf.29)

''En sevdiğin ne varsa hepsini bırakacaksın, bunun gurbet yayının attığı ilk ok olduğunu anlayacaksın.'' (syf.92)

''Delilik, sırtlanlar etrafını sararken devekuşunun başını kuma gömmesidir.'' (syf.154)

''Dünyadaki en kötü yalnızlık yanlış anlaşılmaktan ötürü yalnız bırakılmaktır. İnsanın gerçekle bağlarını koparabilir.'' (Syf.482)

İyi Okumalar :))

25.06.2013

Nezihe Meriç / Yandırma

Sevgili Nezihe Meriç "Korsan Çıkmazı" adlı kitabında tanıştığım çok sevdiğim bir yazardır...Korsan Çıkmazı benim için çok anlamlı ve değerli bir kitaptı...Yazar diğer kitaplarında olduğu gibi, bize sunduğu sekiz öykülük bu kitabında da, bakmayı, görmeyi, inceliklerle süslediği satırlarında sunuyor...İstanbul'un, Boğaz'ın, binbir çeşit çiçeğin tasvirleri sizi çok farklı duygulara yönlendiriyor !!! Öykü severlere, yoğun okuma tempolarında nefes aldıracak bu kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum...

(Not / Arka Kapak : Yandırma; Egeli bahçıvanlardan bir deyim bu. Çapalanacak yerleri bir güzel çapalar, dört beş gün bırakırsın güneşe, yansın toprak. Sonra suyu boca eder, bir göllendirirsin. Uuf ! Gör nasıl fışkırır haftaya varmadan yaprak çiçek.) 

Altını çizdiklerim;

"Bilmez yalnız yaşamayanlar, nasıl korku verir sessizlik insana...Orhan Veli" (syf.23)

"Önceleri bir kuru daldım ama, tuttum yapraklar açtım seni görünce dünyaya...Metin Altıok" (syf.23)

"Bir giz; kaybedilmişin acısıyla örtülü, basılı.." (syf.25)

"Rakı kendisini anlamayanı, kendisine itibar etmesini bilmeyeni hiç dinlemez vurur yere.." (syf.25)

"İnsan kendini mavi gökte kanat çırpan kuşlarla bir tutabilirdi..." (syf.40)

"Dedim ya, gençtik. Günün getirdiğini yaşamanın tadını bildiğimiz günlerdi.." (syf.43)

"Belki de sigarayı yakıp, uzun, derin, bir ufka bakıştır o haykırış; bir susuşun duyulmayan çınlaması, çok uzaklarda. Belki de ! " (syf.60)

İyi Okumalar :))


20.06.2013

Yusuf Atılgan / Aylak Adam

Kitabı bitirdiğimde ilk hissettiğim şey ; böyle bir eseri neden uzun süredir beklettiğim !!! Sanırım uzunca bir zamanda bunun için kendime kızacağım...C. bugüne kadar okuduğum kitaplarda rastlamadığım bir karakter...Hem sizinle hem değil gibi !!! Ne zaman yakın hissetseniz birden uzaklaşıveriyor...Ama siz yine de O'nun sizden biri olduğunu iç sesinizle vurguluyorsunuz...

Kitaba gelince; C, annesini küçük yaşta kaybetmiş, benliğinde hep hayran olduğu teyzesi tarafından büyütülmüş, hem içine kapanık bir o kadar da açık, için için babasından nefret etse de O'nun gibi biri olmaktan korksa da bazen kendini "O'na mı benziyorum?" sorusuyla başbaşa bulan, babasından kalan miras ile geçinen, aynı anda pek çok şeye ilgi duyan ama çabuk sıkılan, okuyan, düşünen sorgulayan bir karakter...Tek istediği kafasında kendi yarattığı aşkı bulmak...

Kitaba başlarken biraz sıkılıyorsunuz..Bu kitabın, daha doğrusu sevgili C.'nin amacı ne diyorsunuz...Ama kitap o kadar akıcı ki elinizden bırakamayıp sona yaklaşınca O'na hak vermeye başlıyorsunuz...Kitap konuşma havasında basit satırlarmış gibi görünse de, öyle satırlar var ki durup düşünmenizi sağlıyor !!!

Onlardan bazıları;

"İnsanlardaki her duygu bir renktir." (syf.20)

"Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı. Çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak !" (syf.41)

"Herşeyi birden görmeye kalkarsak hiçbir şey göremeyiz." (syf.51)

"Kelimelere herkes kendine göre bir anlam, bir değer veriyor galiba. Bu değerler aynı olmadıkça iki kişi iki ayrı dil konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?" (syf.72)

"İnsan geçmiş bir olayı kafasından kazıyıp attığını sanıyor. Değil. Tortuya benzer bir kalıntı var." (syf.78)

İyi Okumalar :))

18.06.2013

Yaprak Öz / Berlinli Apartmanı

Sevgili Kadir Aydemir'den hediye gelen bir Yitik Ülke Yayınları kitabını daha bitirdim...Kitap bir cinayet romanı olmasına rağmen okurken çok keyif aldım ve eğlendim...Kabul ediyorum biraz tırstım ama çokta güldüm...Karakterler kesinlikle özenle seçilmiş...O tarz bir apartmanda olması gereken her tipleme vardı sanki !!! İki günde soluksuz okuduğum bir kitap oldu...Kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitap ve sanırım yazarın bundan sonraki tüm kitaplarını takibe alıyorum :)) Ayrıca tüm Yitik Ülke kitapları gibi bu kitabın kapağıda kesinlikle muhteşem...

Kitaba gelince ; Elif, Rauf, Bünyamin Bey, Ahsen Hanım, Faruka Hanım Teyze, Matild, sevgili Natali ve ofis olarak kullandıkları dairelerinde ki Kaan ve Barbaros Berlinli Apartmanı'nın kendi hallerinde yaşayan apartman sakinleri... Oya, kitabın baş kahramanı, tüm gününü evde geçiren bir çevirmendir...Abisi Ozan'ın yardımlarıyla ucuza bulduğu ve hemen aldıkları Berlinli Apatmanı'ndaki dairesine taşınır...Apartmandakilerle hemen kaynaşan Oya iyi bir seçim yaptığını ve orada çok mutlu olacağını düşünür...Taa ki apartmanda yaşanan bir dizi olayların içine girene kadar !!! 

Kitap kesinlikle okunmaya değer...Ben kendi adıma Natali ve Kiki'yi sanırım bir süre aklımdam çıkaramayacağım...

İyi Okumalar :))

14.06.2013

Lucy Kellaway / Ofiste Aşk

Artık, kitapların kapağına ya da çok satanlar arasında olmasına aldanıp satın almayı bir kenara bırakma vakti geldi..."Limonlu Pastanın Sıradışı Hüznü"nden sonra sanırım bu ikinci hata !! Bu kitabıda yarım bırakmamak adına sonunu getirdim...Kitabın tamamen kötü olduğunu söylemiyorum ama Londra'da geçmesine rağmen tipik bir Amerikan filmi hikayesi okuduğum kesin !! Kitabı tavsiye edip etmemek arasında kararsız kalıp kesinlikle size bırakıyorum :))

Kitaba gelince ; Stella çok ünlü bir petrol şirketinde yönetim kurulunda başarılı bir iş kadını...Evli ve iki çocuk annesi...Kendinden neredeyse 20 yaş küçük asistanı Rhys ile yaşadığı akıl almaz aşk onu kötü bir sona sürüklerken, kendini genç hissetmesini sağlayan genç sevgilisinden uzak kalmayı başarabilme olasılığı neydi ?? Bella ise aynı şirkette çalışan yönetici asistanı...Başından kötü bir evlilik geçmiş, genç bir anne...İlk etapta kendine bile itiraf edemediği bir hızla patronu James'e aşık olur...Bu aşk zaten rayına oturmayan hayatını daha da alt üst edecekmiydi ?? Bu iki kadının ofiste ki yaşamlarından alınan kesitler ise sizi ne kadar tatmin eder o da size kalmış !!!

İyi Okumalar :))

12.06.2013

Ayşe Kulin / Dönüş

Ayşe Kulin'in "Gizli Anların Yolcusu" ve "Bora'nın Kitabı" eserlerinin devamı niteliğinde bir kitap Dönüş !! Açıkcası bu üç kitabın tek bir kitap halinde de yayınlanabileceğini düşünmeden edemedim !! Tabi bu kadar ayrıntı barındıran üç kitap tek cilt nasıl olurdu ?? Bir Ayşe Kulin sever olarak biraz hayal kırıklığına uğradım galiba !! Anlatım, tarz, merak, satırların akıp gitmesi, sizi kendine çekmesi tam bir Ayşe Kulin klasiği olmasına rağmen, acaba Bora, Derya ve Eda'nın sonraki yaşamlarını öğrenmeseydik, ilk kitabın bıraktığı tat mı kalsaydı hafızalarımızda diye düşünmeden edemiyorum...

Kitaba gelince ; İkinci kitapla pek alakası olmamasına rağmen, daha çok ilk kitabın devamı gibi olmuş...Sevgili yazar bu kitapta Eda ve Derya'nın hayatına odaklanmış...İlhami ile ilgili gerçekleri öğrenen Eda'nın Derya'yı apar topar olayların akışından kaçırması, babası ile ilgili söylediği yalanlar...Günün birinde gerçeği öğrenen Derya'nın annesiyle, babasıyla ve daha çok kendisiyle olan iç hesaplaşmaları...Babasıyla yüzleşmesi...Ayrılıklar, kavuşmalar ve ölümler...

Yazarın sıkı bir takipçisiyseniz kesinlikle beğeneceğiniz bir kitap...İlk kitaptan itibaren olayların akışında karakterlere neler oldu diyorsanız, sorularınızı cevaplayacak bir eser...Kitabın kapağını, renk uyumunu çok beğendiğimi söylemeden edemeyeceğim...

İyi Okumalar :))

31.05.2013

Alan Bradley / Bir Tuhaf Turta Davası

Çok keyifli bir kitabı daha geride bıraktım...Polisiye severlere önerebileceğim kitaplardan biri...Yalnız birşeye karar veremedim ; kitap yetişkinler için mi yoksa çocuklar için mi ?? Kitabın güzel olduğunu kabul ediyorum ama, kitabın ana karateri 11 yaşındaki Flavia yaşına göre biraz fazla bilgiye sahipti sanki !! Ama söylemem gerekir ki şu ana kadar okuduğum kitaplarda ki en sevimli çocuk karakterdi Flavia...

Kitaba gelince ; Flavia De Luce 11 yaşında, kimyaya ve zehirlere meraklı bir çocuktur...1950'li yıllarda geçen kitapta, annesini kaybetmiş olan Flavia, Buckshaw'da babası ve iki kız kardeşiyle yaşamaktadır...Bir sabah mutfak kapısına bırakılan, gagasından pul geçirilmiş ölü bir su çulluğu ile birden malikanede ki herşey değişir...Ardından Flavia'nın bahçede bulduğu cesetle herşey daha da karmaşık hale gelir...Flavia küçük bir dedektif edasıyla yaşına rağmen sahip olduğu engin bilgiler ve zekasıyla olayı çözmeye karar verir...

Kitabın başındaki sevimli cümleyi yazmadan geçemeyeceğim :)) Tüm turta sevenlere gelsin ;

"Turtanın içindeki tatlılık olmasa, dışındaki onca kıtır kimin umurunda?" 
(William King,Aşçılık Sanatı /1708)

İyi Okumalar :))

28.05.2013

Fakir Baykurt / Eşekli Kütüphaneci

Fakir Baykurt sayesinde bugüne kadar Eşekli Kütüphaneci olarak bildiğim sevgili Mustafa Güzelgöz ile tanışma fırsatı buldum...Bir insanın okuma sevdası ve bunu yayma hırsı beni gerçekten çok etkiledi..Keşke toplumun her kesiminde böyle bir paylaşım olabilse !!! Kitapların benim için kesinlikle ayrı bir yeri vardır, bu sevgi sevgili Mustafa Güzelgöz ile daha da perçinleşti...Umarım birgün herkesin Eşekli Kütüphaneci ile tanışma fırsatı olur...

Kitaba gelince; Yıllar önce Ürgüp'ten göçe zorlanan ailelerden birinin üçüncü kuşağı olan Dimitrios Katsikas, Yunanistan'ın Larisa şehrinden kalkıp Ürgüp'e gelir...Aile büyüklerinin yaşadığı toprakları görmek, onlar adına o havayı bir kez daha soluyabilmek için...Kendisine yardımcı olması için önerilen Aziz Güzelgöz ile tanışması ise O'nu Eşekli Kütüphaneci'ye götürür...Sevgili Mustafa Güzelgöz ve Dimitrios arasındaki bağ hiç ummadıkları şekilde duygusal bir bağa dönüşür...

Kitabın arka kapağında verilen bilgiye göre, Eşekli Kütüphaneci Fakir Baykurt'un hasta yatağında yazdığı son kitabıdır...Tüm kitap severlerin, kitapları daha da çok sevmeleri için, okunması gerektiğini düşündüğüm ender kitaplardan biri...İyi ki kitaplar var ve iyi ki Fakir Baykurt bizleri Eşekli Kütüphaneci ile tanıştırmış !!! Tanışmayanlar ise geç kalmış sayılmaz...En kısa zamanda tüm Fakir Baykurt kitaplarına kitaplığımda güzel bir yer vereceğim...

Altını Çizdiklerim;

"Eskiden cahillik fazlaydı; şimdi daha fazla. Gittikçe de artıyor. Bu nedenle bize yeni kitaplar gerekir." (Syf.40)

"Eğer geleceği kurtarmak istiyorsak, kitapları asıl çocuklara okutacağız." (Syf.56)

"Ben başbakan olsam, kitaplıklara önem veririm. Bir toplumun en büyük yerleşimden küçük yerleşimine kadar her yerinde kitaplıklar varsa, halk kitap okuyorsa, o toplumun her işine yetip artacak parayı bulabilir. Akıl uyanmayınca kafa çalışır mı? Kafa çalışmayınca para kazanılır mı? Aklı uyandıracak olan da kitap, kitaplık. Ben böyle düşünüyorum." (Syf.56)

"Köylere kitap götürmek, çöle su götürmek gibidir." (Syf.81)

İyi Okumalar :))





23.05.2013

Vedat Türkali / Yalancı Tanıklar Kahvesi

Bir Vedat Türkali kitabını daha sonlandırdım...Elimde biraz fazla kalmasına rağmen keşke hiç bitmeseydi dediğim kitaplardan biriydi yine...Muhsin, Salih, Nedim Hoca, Reyhan, Nahide yine unutamayacağım karakterler arasına girdiler...En çokta Muhsin beni etkileyen...Kendine özgü doğruları, tavırları, iç hesaplaşmaları beni hem güldürdü hem düşündürdü...

Kitaba gelince ; Genel olarak günümüzde hala devam eden siyasal gelişmeler, sağ-sol çatışmalarını konu alıyor roman...Türkiye'nin en çalkantılı dönemlerinde sol görüşlü Muhsin'in hiyakesi...70'li yıllarda Türkiye var karşımızda...Salih ve Muhsin kendi davalarını güden iki devrimci arkadaş...Muhsin Ege'de yaşayan varlıklı bir ailenin ağa oğlu...Salih konuya derinlemesine girerken, Muhsin birşeylerden kaçar gibi dışarıdan izliyordu...Ne bir örgüte girmek istiyordu ne de dışarıdan seyri...Akıl hocası Nedim hoca uzak durmasını memleketine dönüp işlerinin başına geçmesini salık verirken Muhsin'in yüreğindeki yangını, Reyhan'ı bırakmaya hiç niyeti yoktu...12 Eylül Darbesi'ne doğru giderken, kendi doğruları olmasına rağmen yolunu çizemeyen Muhsin'in yaşadıkları, tutkulu ilişkileri, kaybettikleri, kazandıkları...

Altını çizdiklerim ;
"Bin yıllardır dünyayı o pis para değiştiriyor; sövgülere şerbetli !" (syf.32)

"Ekmek, kitap çalanlara ceza olmaz! dedi. Ülkeyi çalıyorlar, kitap çalanla mı uğraşacağız!" (syf.82)

"Bombalı, bombasız birileri her gün bir yanından didikliyor Türkiye'yi. İçli-dışlı soyguncu finans takımı da malı götürüyor ! "Şeriatçısın-laikçisin!" kavgası, devlet felsefesine dayalı, bir yanıyla en enayi, temelinde kurnaz bir parçası oyunun ! Dinlisinin, dinsizinin soygunu için, kırım-kıyımlarla dönüp duruyor bugün denme dolap !" (syf.258)

İyi Okumalar :))

10.05.2013

Glenn Meade / Kar Kurdu

Twitter'dan takip ettiğim "Kitap Kardeşliği"nin bir etkinliği olarak mayıs ayında okuduğumuz kitaptı "Kar Kurdu"...Kitabı bugün bitirmiş bulunuyorum...Tadı damağımda kalan ender kitaplardan oldu benim için...Gerilim/Macera dalında okuduğum kitapların en iyileri arasına girecek nadir kitaplardan biri...Kitabı okurken ve bitirdiğimde hep aynı şeyi tekrarladım, iyi ki katılmışım #kitapkardesligimayis etkinliğine...Kendimce bir düşündüm de, eğer katılmasaydım uzun bir zaman alıp okuyacağım bir kitap olmayacaktı "Kar Kurdu"...Bir doğan kitap klasiği olarak kitabın boyutu biraz geniş ve birazcıkda kalın olması nedeniyle biraz zamanınızı alsada okumaya kesinlikle değer bir kitap...Kalınlık gözünüzü korkutmasın içinde kayboluyorsunuz :))

Kitaba gelince; Amerika, yeni nükleer silah deneyen ve kendine savaş açmaya hazırlandığını düşündüğü Sovyet Birliği devlet adamı Stalin'i öldürmek için karı koca rolü yapacak iki ajanı Moskava'ya göndermeye karar verir...Zorlu bir görev olmasına rağmen Slanski ve Anna geçmişte yaşadıklarının öcünü almak için bu teklifi kabul edip Moskova'ya gitmeye karar verirler..Bu görevi koordine etmekle görevli Massey, bu işin içinden kusursuzca çıkacak mıydı ?? Bu iki gizli ajanı öldürmek için görevlendirilen Sovyet askeri Binbaşı Lukin, kendine verilen görevi yerine getirebilecek miydi ?? Kitabın ana karakterlerinden Slanski, Anna, Lukin ve Massey'i sanırım uzun bir süre unutamayacağım..

Kesinlikle okunmaya değer bir gerilim/macera kitabı...Satırlar arasında kaybolmaya ve heyecan yüklü ve bir o kadarda sürpriz bir sona hazırlıklı olun...Kitapta altını çizdiğim bir kaç yer var ama ben en beğendiğim cümleyi yazacağım ;

"Hayatın püf noktası hangi köprülerden geçileceğini, hangi köprülerin yakılacağını bilmektir."(Syf.99)

İyi Okumalar :))

2.05.2013

Sinan Akyüz / İncir Kuşları

Suada ve Tarık...Bosna'da iki konservatuar öğrencisi...Birbirine aşık iki genç...Sırpların Bosna'lı müslümanlara yaptığı zulüm günlerinde bir aşk...Açlık, susuzluk, tecavüz, ölüm !! Annesi ve eniştesi katledilen, iki ablasıyla Sırpların esir kampına düşen Suada...Kamplarda yaşadığı ruh ve beden işkencesi...Bosna'yı korumak adına yeşil berelilere katılan Tarık...Birbirini kaybeden iki sevgili !! Hayat onlara yeniden gülecek mi ? Onca kötülüğe rağmen yeniden güneş doğacak mıydı ? 

Kitabı iki günde bitirdim...Yer yer gözyaşlarıma hakim olamadığım kitap yakın bir tarihe ışık tutuyor...1992-1995 yılları arasında Sırpların Bosna'ya açtığı savaş...Silahsız bir millete zulüm...Aslında buna savaştan ziyade "Bosna Soykırımı" demek daha doğru bence...Kitabı okurken kafamda hep soru işaretleri oluştu...Böyle acımasız bir savaşta herşeyde ayağa kalkan "İnsan hakları" neredeydi ? Avrupa ülkeleri böyle bir zulüme nasıl izin verdi ? Ölen erkekler, binlerce sırp askeri tarafından tecavüze uğrayan kadınlar !! Aklım almayarak ve cevapsız kalan sorularımla okudum kitabı...Öyle sanıyorum ki Bosna'da savaş bitmedi...Sevgili yazarın satırlara döktüğü gibi ; "Savaş Bosna'da silahsız ve sessiz devam ediyor.." Allah kimseye böyle bir zulüm göstermesin diyerek, insanlık tarihinin belki de en acı savaşını konu alan bu kitabın okunması gerektiğini düşünüyorum...

İyi Okumalar :))


28.04.2013

Vedat Türkali / Fatmagül'ün Suçu Ne?

Bir Vedat Türkali seveni olarak, tv dizisi yayınlanan, fakat seyretmediğime kitabı okuduktan sonra daha çok şükrettiğim bir eser oldu benim için...Bu kitabın iki yıla yayılmasını nasıl başardılar bilemiyorum ama, tebrik etmek gerek...Gerek tv, gerek gazetelerde çıkan haberlere ve yayınlara göre ; eser konu itibariyle aynı olsada yaşanan dönem, kişiler, olaylar biraz daha farklı !!

Fatmagül, dönünce evleneceklerinin hayalini kurarak, sünger çıkarmaya giden nişanlısını beklemektedir...Birgün talihsiz bir olay yaşayarak kasabanın önde gelen ailelerinin çocukları tarafından tecavüze uğrar...İleri gelen aile olmak (!) ve siyasetin içinde bulunmalarından dolayı, olayı örtbas etmeye çalışan Yaşaran Ailesi verdiği mücadeleyi kazanmak için kendilerine günah keçisi olarak seçtikleri Kerim ile Fatmagül'ün evlenmesine karar verirler ve asıl hikaye bundan sonra başlar...

Dar görüşler, zengin-fakir, sağ-sol, siyasetin köylere kadar inip insanları birbirine düşürdüğü bir vakit Fatmagül'ün adalet aramasının bir yararı olacakmıydı ?? Toplumumuzda hala var olan ve gereken cezaların verilmediği takdirde var olacak yarasının kitap kahramanı Fatmagül !! Bence okunmalı...Çok sevdiğim sevgili Vedat Türkali'nin kalemine sağlık...En kısa zamanda diğer kitaplarını da okumayı umut ediyorum...

İyi Okumalar :))

25.04.2013

Ahmet Altan / Son Oyun

Yeni kitabını yazmak için mekan arayışına giren bir yazarın sürüklendiği karmaşık ve bir o kadar daha karmaşık insanların yaşadığı bir kasaba...Yolculuk esnasında tanıştığı Zuhal...Ve Zuhal'in yıllardır aşık olduğu Mustafa...Kamile Hanım, Raci Bey, Rahmi...Kitaptaki karakterler gerçekten şaşırmanıza neden olabilecek kişilikteler...Kimin ne hissettiğini olayların akışında kestirebiliyorsunuz !! 

Yazarın kasabaya ilk adımını attığı andan itibaren içini saran bir merak bu kasabada kalmasını onaylamıştı sanki !! Ne kadar karmaşıkta olsa kasabada yaşanan olaylar silsilesinin sonunun nereye varacağını bilmek istiyordu...Verdiği bu kararın hayatını tamamen değiştireceğini nereden bilebilirdi ??

Ahmet Altan'ın her zaman ki gibi temel konusu yine ve yeniden "Kadın ve Şehvet"...Diğer kitaplarında kullandığı açık dili bu kitabında kullanmasada okurken satırların Ahmet Altan'a ait olduğunu anlayabiliyorsunuz...Açıkcası çok beğendim mutlaka okunmalı diyemiyorum !! Zamanınız bolsa okuyun derim..

İyi Okumalar :))

Not : Bir kaç adet altını çizdiklerimi yazmadan geçemeyeceğim :))

"Kitaplardan da yemeklerden söz ettiğin gibi iştahla söz edebilirsin, adabı muaşerete aykırı değildir." (Syf.26)

"Yokuşun inişi de çıkışı da zordur. Düz yoldan şaşma diyeceğimde Mevlam da yolları hep yokuş yapmış. Düzünü bulan yok. Bulanında kendi sapıtıyor zaten." (Syf.117)

"-- Kibri de senin görünmeyenin yaptı, dedim.
 -- Uçurumu da o yaptı ama gidip kendini atmıyorsun, dedi, demek seçmeyi biliyorsun. O zaman doğruyu seç, eğriyi değil. Eğriyi seçtiysen de kabahati kendinden başkasında bulma." (Syf.234)

16.04.2013

Mario Mazzanti / Gördüğüne Asla İnanma

Yazarın bir diğer kitabı Şah Mat'ı uzun zaman önce okumuştum...Ama şunu söylemeliyim ki, sanırım yazar ilk kitabından sonra kendini bir hayli geliştirmiş ki; iyi bir polisiye/gerilim romanı çıkmış ortaya...Kendi türünde son zamanlarda okuduğum en iyi kitaptı diyebilirim..

Gelelim kitaba; Trevis kitabımızın ana kahramanı ve başarılı bir profesör...Aynı zamanda Psikoloji Enstitüsün'de öğretim görevlisi...Hikaye, uzun zaman Trevis'in hayatına katkıda bulunmuş Profesör Meriurgo'nun cansız bedeninin evinde bulunmasıyla başlamaktadır...Profesör Meriurgo'nun enstitü dışında hastalarının rüyalarına yaptığı psikanaliz sayesinde 20 yıl önce bir seri cinayet işlemiş katil gün yüzüne çıkmış ve kendi ölümüne sebep olmuştur...Trevis, profesöre karşı duyduğu saygı ve minnetten dolayı olayı asistanı Denise ile birlikte araştırmaya karar verir...Katil, dahilinde bulunduğu Psikoloji Enstitüsün'den, ayrıca kendininde bulunduğu kuruldan bir profesördü...Olayı araştırırken bulduğu ipuçları Trevis'i Follonica'ya götürmüş ve 20 yıl önce yaşanmış olaylarla bugün yaşananları karşılaştırma imkanı sunmuştur...Katil bunla yetinmeyip kimliğini gizlemek için seri cinayetlerini tekrarlamaya başlamıştır...Trevis sahip olduğu ipuçlarına göre hergün yüz yüze olduğu katili bulabilecekmiydi ?? Gördüğünüze asla inanmayın !!

Kesinlikle keyifle okuyabileceğiniz bir poliseye/gerilim kitabı...Türü seven herkese tavsiye edilir...
İyi Okumalar :))

9.04.2013

Sergio Pitol / Evlilik

Jacqueline Cascorro kitabımızın kahramanı...Biraz değişik kişilik ve psikolojiye sahip...Mütevazi aile yaşamından tamamen kurtulmak adına,  adını değiştirmiş, dar görüşlü ve ailesi ile çok nadir görüşen ilginç bir kadın...Hırdavatçılıktan turizimciliğe geçiş yapmış ve zengin olmuş kocası Nicolas tarafından evlilikleri boyunca hep aldatılmış...Başkalarından duyduğu bu ihanet haberlerinden sıkılarak kocasına bir ders vermek adına kendi hayatına başka erkeklerin girmesine izin vermiş, bu erkeklere saplantıyla bağlanıp, servetini elde etmek için kocasını öldürme planları yapmış, fakat her seferinde sonu hüsranla biten bir olay silsilesi içine girmiştir...En son birlikte olduğu İtalyan profesörle planladıkları öldürme planı kocasının iflas etmesiyle ve ortadan kaybolmasıyla yine hüsranla son bulmuş ve Jacqueline'nin hiç istemediği sefil hayata dönmesine neden olur...Uzun yıllar sonra tekrar ortaya çıkan Nicolas, 60 yaşına gelmiş Jacqueline ile tekrar birlikte olmak için ona bir yüzük verir ve hayata kaldıkları yerden devam ederler...Jecqueline ne mi düşünüyor ?? Nicolas'ı en iyi yemeğine koyacağı zehirin öldüreceğini !! :))

Bazen insan değişik ruh hali içinde olur da, bir kitaptan kesinlikle tat almaz ya, tam olarak o durumdayım...Ama bunu ruh halime vermiyorum, kitap gerçekten kötü...84 sayfa olmasına rağmen bitsin diye gözünün içine baktığım kitaplardan biri oldu...Yanıldığımı düşünmüyorum ama yine de zaman kaybı olsun okuruz diyorsanız diyecek birşeyim yok...

İyi Okumalar :))

8.04.2013

Agatha Christie / Nil'de Ölüm

Yazarın ilk okuduğum kitabı "Doğu Ekspresinde Cinayet"e göre bu kitabını sanki daha çok sevdim....Sevgili, zeki Belçikalı dedektifimiz Hercule Poirot bu kez tatilini Mısır'da geçirmek için yola koyulur...Yolculuğunu geçirmek için bindiği gemide sosyetenin ünlü ve zengin bayanlarından Linnet Ridgeway ve bir aylık eşi Simon Doyle de bulunmaktaydı...Simon, Linnet'in en sevdiği arkadaşı Jacqueline'nin nişanlısıydı...Simon Linnet'in yanında çalışmaya başladıktan sonda Linnet ile aralarında oluşan duygusal bağdan dolayı Jacqueline'i terk etmiş ve Linnet ile evlenmişti...Balayı için Mısır'ı seçen çift aynı gemide Jacqueline ile de karşılaşmış ve yolculuğun ne kadar huzursuz geçeceğini düşünmekteydiler !! Linnet'in ölümüyle tam bir kabusa dönüşen yolculuk ne zaman sona erecekti ?? Sevgili Poirot kıvrak zekasını kullanıp katili bulabilecekmiydi ?? 

Sizi satırların arasına hapseden, bir an olsun kopamayacağınız nitelikte bir Agatha Christie kitabı daha sizi beklemekte...Kitabın sonuna kadar birçok tahminde bulunup, sevgili dedektifimiz Poirot'un olayı tahmin ettiğinde ise çok şaşıracağınız bir kitap...Gerçekten iyi bir kurgu...Araştırmalarıma göre kitabın aynı ad ile 1978 yapımlı bir filmi çekilmiş...Kitabı okuduktan sonra merak edip seyretmeyi planlıyorum...

İyi Okumalar :))

4.04.2013

Kadir Aydemir / Tuhaf Alışkanlıklar Kitabı

Yitik Ülke Yayınları'nın kitaplarını elime alınca ilk önce kapaklarını inceliyorum..Birazda meslekten dolayı ön, arka, yan demeden saatlerce inceliyorum...Şu ana kadarki okuduklarımın kapak tasarımları muhteşem...Tasarlayan arkadaşa buradan teşekkür ediyorum...Hazır fotoğraf kullanmaktansa çizgisel tasarım içerikli kapakları daha çok seviyorum...

Gelelim kitabın içeriğine: Kitabın ismine bakınca zaten bir duruyorsunuz !! Hemen kendinizi bir sorguluyorsunuz...Acaba benim tuhaf alışkanlıklarım nedir diye !! Kitapta 126 yazar tek tek tuhaf, bazen komik, bazen saplantı haline gelmiş olan alışkanlıklarını dile getirmişler...Gülüyorsunuz, şaşırıyorsunuz, nasıl yani diyorsunuz fakat merakta ediyorsunuz...Okudukça bu güne kadar fark etmediğiniz ama hep sizinle olan alışkanlıkları farkediyorsunuz...

Kitap bittikten sonra kapağını kapatıp düşündüm benim tuhaf alışkanlıklarım neler diye ?? Çok simetriğim bir kere...Herşey düzgün sıra halinde, gerekirse renklerine göre askeri nizamda durmalı...Sabah kalktığımda yaptığım işlevsel hareketlerin sırası hep aynıymış :)) (Bunu yeni farkettim..) Bir de son olarak aslında hep yaptığım ama bunun tuhaf bir alışkanlık olduğuna kitabı okuduktan sonra karar verdiğim bozuk para olayım var !! Minibüse yada bakkala bozuk para vereceksem eğer, paraların tüm yüzleri aynı yönde olmalı !! Turalar bir tarafa yazılar bir tarafa...Elimde kaç tane olduğunun bir önemi yok hepsini düzeltip veriyorum !! Biraz saçma ama buda düzen takıntımdan ileri geliyor diye düşünüyorum...

Kitap çok eğlenceli...Kesinlikle okumalısınız...Eğlenceli dakikalar sizi bekliyor :))

İyi Okumalar :))

2.04.2013

Adnan Binyazar / Masalını Yitiren Dev

"Kazandığım ilk parayla, tarçını bol saleplerimizi ısmarlıyorum. Isınan kardeşimin içi mi, benim yüreğim mi?..."

Yukarıda yazmış olduğum satırlardan bile belli, bu kitabın ne kadar içinize işleyeceği...Sevgili Adnan Binyazar bu kitabında kendi deyimiyle "yazılışı tehlike yaratacak bir hayat yaşadım ben" diyerek zorlu yaşamını bizlere aktarmış...Yazmakta hep duraksadığını belirtmiş arka kapakta...Evet zor bir yaşam, zor yıllar, yokluk, anne ve baba sevgisinden yoksun..Küçük yaşta, küçük bir kardeşle verilen hayat mücadelesi...Savrulan hayatı ile birlikte savrulan hayalleri !!! İlkokula 14 yaşında başlayan sevgili yazar kitapta tamamen kendi duygularını barındırmış...Okurken bunu anlamamak mümkün değil...Oradan oraya savrulurken bile hayatı her yönüyle görmeyi başarabilmiş bir kişilik...Okul hayatına geç başlamasını umursamadan içindeki okuma isteğini hiç yitirmemiş bir insan...Kitabı okurken zaman zaman gözlerimden akan damlaları tutamasamda, okumak için verdiği gayrete imrendim...İlkokulu bitirdikten sonra Köy Enstitüsüne kendini kaydettirmeyi başaran yazarın hayatı buradan sonra şekillenmiş...İçindeki okuma ve kitap sevgisini bugünlere, bizlere kadar taşımış...Kitabın son sayfasını okurken tüylerim diken diken oldu...Zorlu yaşama karşın, verilen emek ile elde edilen gurur sanırım herşeye değer...Son satırlarda şöyle bir kısım var ;

"....İlk kez sırtımız iyi bir çamaşır, üstümüz yeni giysiler, yalınayaklarımız su çekmeyen ayakkabılar görecekti. Bunların dağıtımını Köy Enstitülü ağabeyler yapıyordu. Elinde liste tutan ağabey yüksek sesle adlarımızı okuyordu:

Osman Şahin ! Şimdi, öykücü...
Resul Aslanköylü ! Şimdi, Yargıtay Üyesi...
Hüsnü Çimen ! Şimdi, Avukat...
Aziz Güner ! Şimdi, eski bürokrat...
Adnan Binyazar ! Şimdi, bu kitabın yazarı..."

Okurken bile gurur duyuyorsunuz...Keşke şimdi ki yeni neslimizde hayata karşı bu kadar savaşçı olabilse...

Son olarak sevgili Adnan Binyazar'ın satırları arasında kitaplardan bahsedişi var ki, onuda paylaşmadan geçemeyeceğim..

"Bir kitabı anlamaya kulak yetmiyor. Harfleri gözünüzle görmelisiniz. Film izleyerek kitabı kavramak olanaksız. Ayrıntı, yazıdadır. El, kitaba değmeli. Mürekkebin kokusu alınmalı. Yazılar gözün derinliklerine ulaşmalıdır. Yazar gibi, okur da kitabın yaratıcısı olmalıdır.."

İyi Okumalar :))

28.03.2013

Canan Tan / Piraye

Biraz fazla duygusal olmasına rağmen, toplumumuzda hala kanayan yara olan, kültürel farklılıklardan kaynaklanan zorlu bir hayatı aktarmış bize sevgili yazar...Kitabı okurken sık sık yazarın "Yüreğim Seni Çok Sevdi" kitabının içeriği geldi aklıma...Yer, mekan, kişiler ve kitabın sonu farklı olsada benzeşen yanları var bence...Yüreğim Seni Çok Sevdi'de Aslı bu kitapta Piraye olarak karşımıza çıkmış sanki...Aslı mantığı ağır bastığı için sevgisini yaşayamadı fakat sonradan pişman oldu, Piraye ise sonradan pişman olmamak için aşkını yaşadı ama o da yaşadığına pişman oldu...Zıt çelişkiler olsa da Aslı ve Piraye birbirinin benzeri karakterler...Sevgileri için farklı tarzda da olsa bir yaşam biçimi seçmişler kendilerine...

Piraye...Babasının Nazım Hikmet ve sevgilisi "Piraye"den esinlenmesinden dolayı almış bu adı...Diş hekimliğini kazandığı okulunda tanıştığı Diyarbakır'lı Haşim Piraye'nin hayatına hiç beklemediği halde bir anda giriverir...Birbirine zıt iki kültür...Bir tarafta özgürlüğüne düşkün ideallerine koşmak isteyen bir Piraye, diğer tarafta yetiştiği kültürden dolayı anne ve babasına hayır demeyi bilmeyen, fakat Pireye'ye delice aşık Haşim...Piraye'nin, alışırım sandığı hayata evet diyerek, ileride nelerle karşılaşacağını bilmeden Diyarbakır'ın ve Haşim'in kollarına bırakıverdi kendini...Adetler, görenekler, farklı kültürler arasında sıkışmasına rağmen direnen Piraye'nin öyküsü biraz hüzünlü bitiyor !! Her kitap  farklı bir deneyimdir diyerek tavsiye ediyorum tabii ki :))

Not; Kitapta yazar Diyarbakır'dan o kadar çok bahsetmiş ki !! Özellikle tarihi/turistik mekanlarından o kadar güzel satırlar yazmış ki insanın gidip göresi geliyor...Ne güzel memleketim var diyerek okudum kitabı..

İyi Okumalar :))

26.03.2013

Agatha Christie / Doğu Ekspresinde Cinayet

Hercule Poirot tanınmış bir dedektif (kitapta hayran olduğum tek karakter...zeki ve hızlı düşünen)...Aldığı bir mektup doğrultusunda İstanbul'dan kalkan Doğu Ekspresine biner...Gece boyunca devam eden yolculuk, trenin büyük bir kar kütlesine saplanmasıyla yerini uzun bir bekleyişe bırakır...Bu sırada trende işlenen bir cinayet ise işleri karıştırır...Poirot, yataklı vagonlar şirketinin müdürü sevgili (şaşkın :)) Mösyö Bouc tarafından bu cinayeti çözmesi için görevlendirilir...Keskin zekasıyla ipuçlarından yola çıkan zeki Poirot cinayeti çözer...Kitap gerçekten çok zevkli...Bir solukta bitiyor...Zihniniz sürekli aynı soruyu soruyor "katil kim?"...İyi okumalar diliyorum herkese :)))

21.03.2013

Canan Tan / Yüreğim Seni Çok Sevdi

"Yüreğim seni çok sevdi
o yürek talan
o yürek yangın yeri
o yürek seni istiyor
bir tek seni..."

Murat Aslı'ya böyle seslendi !! Aslı ise duygularını değil mantığını dinlemek istedi !!

Bursa / İstanbul / Amerika arasında geçen bir aşk hikayesi...Bir tarafta ailesi tarafından yönlendirilen Murat...Diğer tarafta özgürlüğüne düşkün Aslı...Murat'ın yoğun aşkı onları bir arada tutmaya yetmedi...Aslı'nın mantığı galip geldi, peki ya yüreğinin söyledikleri !! Herkesten herşeyden özelliklede Murat ve ailesinden kaçmak için mastırını Amerikaya yapmaya giden Aslı'nın yıllar sonraki pişmanlığı !! Geç kalınmışlığı !!

Kitabı okurken çok kararsız kaldım...Aslı haklı mı değil mi diye ?? Bir yanım haklı dedi ; insan hayata bir kere geliyor ve istediklerini sınırlandırmamalı diye düşünüyorum...Bir yanım haksız dedi ; insan hayatında böyle bir aşkla bir kere karşılaşır !! Duygularım hala muallakta açıkcası...Eminim kitapta herkes biraz kendini görecektir...O yüzden kesinlikle tavsiye ediyorum kitabı...Hayatın her anında mantık mı duygu mu bunu biraz olsun irdeleyebilirsiniz kitapla birlikte...İyi okumalar :)

18.03.2013

Vuslat Baran / Son

Kitabın gerçek bir aşk öyküsü olduğunu düşünürsek fazla entrikalı olduğunu söyleyebilirim...Üniversiteye hazırlanan Tuna (Batu) ve Melis'in hikayesi bir hayli karışık...Kitabın sonunu okuduğunuzda "nası yani?" gibi bir soru işareti kalıyor zihninizde...Ne kadar gerçek ne kadar kurgu tam emin olamadığım kitap biraz fazla abartılmış gibi geldi bana...Fontunun büyüklüğü ve sayfa sayısının azlığı itibariyle bir günde bitirebileceğiniz bir kitap...Nitekim ben bir günde okudum...Kitabı tavsiye etmelimiyim bilemiyorum :)) Herkese değil belki ama yaşça küçük, aşkı yeni tanıyan arkadaşlara tavsiye edebilirim...Onlar için keyifli olabilir belki...Ya da benim çok boş zamanım var okurum diyenlere :)) İyi okumalar...