24.07.2017

Selçuk Aydemir / Liseden Arkadaşlar

"Mahalleden Arkadaşlar"da o kadar çok güldüm ki; aynı beklentiyle alıp hiç şaşırmadığım bir kitap okudum yine. Yazarın içten, sıcak anlatımını çok seviyorum. Kendi hayatının kesitlerini anlatan yazarla aynı semtte yaşamış olmak, anlattığı mekanlara aşina olmak bir ayrıcalık benim için.

Sohbet eder havasında anlattığı anılar bir hayli eğlenceli. Zaman zaman gerçekten yaşamış mı gibi bir soru gelse de akla, dil o kadar samimi ki; yüzünüzde beliren gülümseme buna karşı çıkıyor zaten.

Kendinize döndüğünüz öyle anlar oluyor ki okurken; kendi çocukluğunuz, gençliğiniz, okul yıllarınız geliyor aklınıza. Ve yine ve yeniden hayıflanıyorsunuz; eskiden her şey daha güzeldi. Güzelden kasıt; samimi, sıcak, riyakarsız, sevgiler daha gerçek, dostluklar daha candan. Zamanın hızına alışmayı bırakın, bize sunduğu yeniliklere o kadar kaptırıyoruz ki; şahsi fikrim bazen insan olduğumuzu bile unutuyor, bir robot misali yaşıyoruz. Bir nebze olsun bundan uzaklaşmak adına; samimiyetin getirdiği sıcaklığı özleyenler kesinlikle okusun diyorum. Hiç okumayanlar "Mahalleden Arkadaşlar" ile başlasın !!

Kitaba gelince: Selçuk, Mete ve Serkan büyüdü. Lise yıllarında ki serüvenleri tam gaz devam ederken; bir de aşklar eklenmiş durmak bilmeyen maceralarına.

Altı Çizilenler;

"Her zaman iyi olmak zorunda değilim, iyi olmam gerektiğinde iyi olayım yeter. / Hitchcock" (Syf.13)

"İnsan bu dünyaya mutlu olmak için geldi, mutluluk dediğin şey ekmeğini sirkeye banıp yediğinde, bu sirke ne büyük nimet diyebilmektir, gerisi hikaye…" (Syf.62)

"Güç dediğin güçlünün gölgesine sığınınca değil, güçlü denilenin gücüne aldırmadan kendindeki güce sığınınca elde ediliyordu." (Syf.123)

"Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir. / Aliya İzzetbegoviç" (Syf.149)

İyi Okumalar :))
Richard Yates / Bağımsızlık Yolu

Bu yıl yine, geçen yıl olduğu gibi kitap okuma verimim yerlerde sürünüyor. İnsanın ruhani durumu buna kesinlikle etken. Başarabilmeyi umut edip, daha hızlı akan, daha anlaşılır, zorlamayan kitaplara yönelmeye karar verdim. Öyküler önceliğim olacak sanırım. Beynimi biraz boşaltmam gerek !!

Richard Yates'i ilk defa okudum. Kitabın konusu gayet başarılı, üstelik 2008 yılında "Hayallerin Peşinde" adı ile beyaz perdeye uyarlanmış, 2009'da ülkemizde gösterime girmiştir. Yazarı hiç bilmediğim için biraz önyargılı başladım, fakat keyif aldım. Tüm Yapı Kredi Yayınları gibi, bu kitabın da çevirisi gayet başarılı idi. 

"Bir Amerikan Trajedisi" şeklinde bahsedilen hikaye, aslında çoğumuzun içinde olduğu, alenen yaşayıp, saklamaya çalıştığımız olgulardan bahsediyor. Her şeyde olduğu gibi özel hayatlarımızın da önüne pembe duvarlar örüyoruz. Kitap bittikten sonra filmi de izleyenlerdenim, ve ilk defa keyif aldım bu durumdan. Okumalısınız dediğim yapıtlardan biri.

Kitaba gelince: April ve Frank bir partide tanışır ve evlenmeye karar verirler. İkisi için de erken sayılabilecek bir yaşta evlenmeleri, ilk zamanlarda olmasa da yıllar geçtikçe, içlerinde kalan yaşanmamışlıklara istinaden küçük küçük çatlamaya başlar ve bu onları bir girdaba sürükler.

İyi Okumalar :)

14.07.2017

Özgür Çakır / Yükşehir  

Yeni yazar ve bir ilk kitap. Dili oldukça anlaşılır kısa kısa öyküler. Biraz daha devam etseydi diyeceğiniz türden. Ve son sayfayı kapadığınızda, kendi yüklerinizi sorguladığınız, samimi, aynı zamanda hüzün gülümsemesi yerleştiren cinsten.
Roman okumayı daha çok seven biri olarak söylemeliyim ki; son zamanlar da okuduğum öykü kitapları, neden öykülere bu kadar ön yargılıymışım sorusunu düşündürdü. Kesinlikle öykü de seviyormuşum ben. Kısalıklarından kaynaklıydı belkide çekincem. Kısa ve daha anlam yüklü oluşları korkutuyordu belki de !! Ama gereksiz bir hüsnükuruntu imiş. Özellikle yeni çıkan öykü kitaplarını takipteyim artık kesinlikle. Okudukça buralarda olacağım. Ve ilk kitap olmaları ayrıca heyecanlı bir durum.

Kitaba gelince: Birbirinden anlamlı 12 öykü. Hayatın taa içinden. Kırgınlıklar, tükenmişlikler, bitişler, işsizlik, her şeye rağmen hayatta kalma çabası.

Altı Çizilenler;

"Yalandan kim ölmüş? Yok, öyle değil, yalandan koca bir ülke ölüyordu." (Syf.15)

 "Hafıza kartı yanmış lan bu ülkenin." (Syf.16)

"Bizler gerçeklik duygumuzu yitirdik. Sizin gerçek sandıklarınız da kalmadı, demeye de gönlüm varmadı."

İyi Okumalar :))

16.06.2017

Yaprak Öz / Tilki, Baykuş, Bakire

"Berlinli Apartmanı" ve "Şeytan Disko"da olduğu gibi, yine heyecanlı, sonunu merak ettiren, elimden bırakamadığım bir Yaprak Öz kitabı.
Yazarın kitaplarında ki kurgu dilini çok seviyorum. Çok sıkmadan, boğmadan, olayları birbirine karıştırmadan sade bir şekilde, fakat bir o kadar da merak uyandıran satırlarla bizleri sona götürüyor.
Bu kitabında, sürekli bir yerlere not ettiğim şarkılara, filmlere ve kitaplara yer vermiş. Bu tarz kitapları daha bir seviyorum ben. Okurken farklı şeylere rastlamak, hele ki bilmiyorsanız, öğrenmek çok keyifli bir olgu.
Fakat küçük bir itirafım var; "Berlinli Apartmanı" hala en sevdiğim. :)) Fırsatını bulduğunuz an hepsini okuyun.

Kitaba gelince; Begüm eşinden ayrılır, kızı Ada ile birlikte yeni bir hayata yelken açar. Okul kütüphanesinde çalışmaya başlar. Eski kitapların arasında bulduğu bir deste mektubun yaşamlarını nasıl etkileyeceğini düşünmeden, bir ailenin sırrını öğrenmeye karar verir.

İyi Okumalar :)

9.06.2017

Italo Calvino / Amerika'da Bir İyimser

Yeni yazarlarla tanışma serüvenim devam ediyor. "Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu" ile başlamak istediğim serüvene, bir tavsiye üzerine, bu kitabıyla adım attım Calvino'nun dünyasına.

Kitabın türü "yaşantı/anı". Dili gayet akıcı, samimi, anlaşılır ve sohbet havasındaydı. Okuduğum birkaç yoruma istinaden, yazara karşı bir önyargım oluşmuştu. Gereksiz bir yaklaşımmış. Tam tersi; keyif alarak, yer yer gülerek, şaşırarak okudum kitabı. Calvino'yu tecrübe etmeniz gerektiğini düşünüyorum.

Kitaba gelince: Yazar, NewYork'tan başlayan yolculuk anlarını, başlıklar altında toplamış ve başarılı bir gözlem gücüyle; genel ve toplumsal izlenimlerden, günlük yaşantı yönlerinden, gelenek ve göreneklerden, yollardan, otomobillerden, doğa, tarih, peyzaj, sanat ve tabii ki Edebiyat'tan. Özellikle ghost-writer ve Joyce okuyan kadınlar hakkında güzel izlenimler sunmuş.

Altı Çizilenler;

"Yolculuk, değişik olan şey, ancak varış bedelini öderse anlamlı olur: Oysa biz, ayrıcalıklı ve sinirli kişiler, bedelini topu topu biraz sabırsızlıkla ödüyoruz." (Syf.17)

"…gerilim nesnelerden, ekonomik süreçten, insan iradesinin ötesinde yaşayan üretim hummasından hala fışkırıyor." (Syf.19)

"…kendi hayatın için, işlerin için güç sağlamanın psikolojik ve kılgısal sonuçlarına erişmek istiyorsan sakın erteleme." (Syf.45)

"Önemli olan bir anlamı olmak, içinin boş olmaması, bireyin dışında bir şeylere katılmak, köksüz olmamak, boş kasnak gibi dönmemek, yaşamı boşa harcamamak." (Syf.54)

"…tarih bilinci demek, geçmişten fazla geleceğe belli bir açıdan yaklaşmak demektir…" (Syf.64)

"Seyahat kitaplarının gücü burada işte. İnsan bir ülke üstüne ancak hakkında hiçbir şey bilmediği ve keşfetmekte olduğu sıralarda yazabiliyor, çünkü onu ancak o zaman görebiliyon." (Syf.167)

İyi Okumalar :)

22.05.2017

Gabriel Garcia Marquez / Kırmızı Pazartesi

İlk Marquez kitabım. Nedenini bilmediğim bir şekilde ön yargılı olduğum yazarlardan biri (idi). Bazı kitaplarını almış ve kitaplığımın bir köşesinde bekletiyordum. "Kırmızı Pazartesi" ile ilgili okuduğum güzel yorumların üstüne dayanamayıp Marquez serüvenine giriş yaptım.

Her zaman ki gibi; neden bugüne dek okumamışım sorusunu sordum kendi kendime. Baştan sona akıcı, bambaşka bir dil, sizi büyüleyen, içine çeken bir olay örgüsü ve daha kitabın başında sonunu öğrendiğiniz halde elinizden bırakamama durumu. Bütün kitaplarında aynı his var mıdır bilemem, ama "Kırmızı Pazartesi" kesinlikle bu hisse vakıf. Kitaplarını okumadığım halde, edebiyata olan merakımdan dolayı, büyülü gerçekçilik akımını kitaplarına yansıttığını bildiğim yazar, gerçek ile fantastiği öyle güzel harmanlamış ki; günler geçmesine rağmen kitabın hala etkisindeyim. Sanırım bu akım zihinde yer etmenin güzel bir şekli. Aynı akımın eseri olan Laura Esquivel'in Acı Çikolata romanında da aynı lezzet vardı. Öyle ki; Tita hala zihnimde. Sanırım Santiago Nasar da uzun bir süre belleğimde olacak.

Yıllar önce yazılan kitapların günümüze ışık tutmasını her seferinde büyük bir şaşkınlıkla okuyorum. İleri görüşlülük mü, yoksa dünyada hiç bir şey değişmemiş mi soruları kafamda dönüp duruyor. Kitabın hikayesine göre; bilinen bir gerçeği ortaya dökememek, herkesin kendisine göre bir nedenden ötürü gerçeği söyleyememesi, adım adım sona yaklaşıldığını bildikleri halde sadece seyirci kalmaları. Olayların, olguların büyüklüğünü küçüklüğünü tartışmaksızın, kendi içimizdeki korkulardan veya sindirilmişlikten bir şeyleri açık edememe, tarifi güç bir davranış biçimi.

Kitaba gelince: Sayfa sayısı az, heyecanı bir o kadar fazla olan kitapta, kahramınımız Santiago Nasar bir cinayete kurban gider. Cinayetten bir gün önce evlenen Angela Vicario'nun bekaretini kaybetmesine sebep olmasından dolayı suçlanır ve Angela'nın ikiz kardeşleri tarafından öldürülmeye karar verilir. Sonunu baştan öğrendiğiniz kitap karmaşık gibi gözükse de; sizi içine alıverecek türden bir kitap. Vakit kaybetmeden okuyun derim.

Altı Çizilenler;

"Aşk avına çıkmak, şahinle avlanmak gibidir. / Gil Vicente" (Giriş)

"Savaşçı balıkçılla düşüp kalkmaya cesaret eden şahini, tehlike bekler…" (Syf. 61)

"Bana bir ön yargı verin, dünyayı yerinden oynatayım." (Syf.90)

"Kader bizleri görünmez kılar." (Syf. 100)

İyi Okumalar :))

3.05.2017

Tarık Akan / Anne Kafamda Bit Var

Gecikmiş bir blog yazısı "Anne Kafamda Bit Var". İlk basımı 2002 yılı olan kitabı, Tarık Akan'ın vefatından sonra alıp okudum ve yazmak yeni kısmet oldu.
Bazı kişiler, çocukluğunuza damga vururlar, görmeseniz de içten içe duyduğunuz hayranlık vardır. Tarık Akan bunlardan biri. Sinema hayatı tartışılmaz aktörlerden. Birçok filmini yüzlerce kez izlesem de; rastladığım an tekrar tekrar izliyorum.
Kitabı bitirdiğim vakit içim cız etti. Bambaşka bir Tarık Akan ile tanıştım. Ekranda gördügümüz yüzlerin hiç acı yaşamadığını falan sanıyoruz, oysa ki ne kadar başka kamera arkası hayatlar. Hoş hayatın herkese sunduğu kamera arkası yaşamları vardır. Sizin içinizi görmek karşınızdakinin samimiyetine kalmış.
Tarık Akan'ın ilk ve son olan kitabının dili oldukça hafif. Sohbet eder bir edada ilerliyor. Adeta, Tarık Akan anlatıyor, siz çayınızı içerken dinliyorsunuz. Samimiyet bir hayli hissedilir derecede.
Tarık Akan'a olan hayranlığımdan dolayı hiç düşünmeden edinmiştim kitabı, okuduktan sonra iyi ki diyorum. Kitabın ismi ile alakalı kendimce bir yorum yapıp, okurken "bu yüzdenmiş" demek ki dediğim kitabı okuyun derim.

Kitaba gelince: Sevgili Tarık Akan 12 Eylül 1980 darbesinden sonra yaşadıklarını kaleme almış. Siyasi görüşüne istinaden birtakım yalan yanlış haber ve tanıklıklardan dolayı, Almanya dönüşü tutuklanır. Tutukluluk dönemini ve sonrasını samimi bir dille aktarmış.

İyi Okumalar :))