2.02.2018

Zülfü Livaneli / Huzursuzluk

Okuduğum dördüncü Livaneli kitabı. Birçok eleştiri almasına rağmen ben kitabı beğendim. Bu beğeni, yazara olan hayranlığımdan kaynaklı gibi görünse de; kitabın başarısını yadsıyamayacağım. Konusu güncel de olsa; anlatımı, karakterleri, olay kurgusu tam olması gerektiği gibi. Üstelik çok da geri plana atacağımız bir olgu değil "savaş". Güncel olan bir eylemin, acılarını, hüznünü, çıkmazlığını bizlere bir roman kurgusu içinde sunmak bir yazarın yapabileceği en iyi anlatım yoludur. Ve sevgili Livaneli bu konuda tek kelimeyle muhteşem.

Yakın zamanda söyleşisine gittiğim yazarın savaş hakkında söyledikleri hala kulağımda: "Savaş bir seçim değildir, kaderdir. Kimse ülkesinde savaş istemez. Birgün bizlerinde başına gelebileceğini düşünüp, daha anlayışlı tutumlar sergilemeliyiz."

Bazen çok gereksiz yargılar içinde boğulup, aslı hep unutuyoruz. Bize bahşedilen en büyük olguyu, "insanlığı" !! Bence kitabı mutlaka okuyun. Hatta bir genelleme yapayım; Zülfü Livaneli okuyun !!

Kitaba gelince: Meleknaz ve Hüseyin'in hikayesi bu. Savaşın, acının, insanlığın yok oluşunun hikayesi.

Altını Çizdiklerim;

"Beni alıp tekrar karnına soksan bile koruyamazsın artık anne !" (Syf.17)

"Asil insanların en neşeli zamanlarında bile bir hüzün vardır, daha düşük ruhlar ise en sefil zamanında bile neşelidir." (Syf.27)

"Her insanın içinde iyi ve kötü, yan yana durur. Hangisini beslersen o galip gelir." (Syf.85)

"…kendimizi hayvanlardan ve bitkilerden üstün görmemiz büyük bir aldatmaca, insanlık diye yücelttiğimiz şey aslında ne aşağılayıcı bir kavram…" (Syf.99)

İyi Okumalar :))

31.01.2018

Svetlana Aleksiyeviç / Kadın Yok Savaşın Yüzünde

Bazı kitaplar canınızı yakar. Tanımadığınız, dertlerine ortak olmadığınız, sadece satırlarda aşina olduğunuz insanlara ve onların yaşadıklarına büyük üzüntü duyarız. Okuması da zor olur böyle kitapları, yazılanların gerçek olduğunu bilmek ise daha acı verir !! Tam da böyle bir kitabı anlatmaya çalışacağım.

Tarih içerikli kitapları seviyorum. Zamanda yolculuk gibi benim için. Tabii her zaman mutluluk temalı olanları okuyamıyoruz. Acının en derin hallerine ortak oluyoruz. Yazarı sevdim. Dili gayet akıcı. Araştırdığıma göre kitabın yazılış şekli ilkmiş. Bir dönemi, o dönemi yaşayan kişilerle yaptığı sözlü iletişimle derleyerek, satırlara dökerek, belgesel kıvamında biz okuyuculara sunmuş. Birebir acıyı yaşamış, anlatılan zamanların her anını sindirmiş kişilerden acı anılar dinlemek. Fakat yaşananlar gerçek acılar olunca, derin nefesler alarak okuyorsunuz.Yazarın diğer kitapları da aynı şekilde kaleme alınmış. 2015 yılında Nobel Ödülü alan, II. Dünya Savaşı ve Çernobil faciası gibi, insanlık tarihine damga vurmuş olayları birebir yaşamış olan yazarın tüm kitaplarını şimdiden okunacaklar listesine ekledim.

Kitaba gelince: Ülkelerini savunmak adına II. Dünya Savaşı'na katılan kadınların hikayeleri yer alıyor kitapta. Tüm gerçekliği ve çıplaklığı ile.

Altı Çizilenler:
''Anılar, yitip giden gerçekliğin tutkulu ya da tutkusuz bir aktarımından ibaret değil, zamanın geriye sarılmasıyla geçmişin yeniden doğuşunun ürünü.'' (Syf.14)

''Acı bizim için sanattır. Şunu itiraf etmeliyim ki kadınlar bu yola cesaretle çıkıyorlar.'' (Syf.15)

''İnsan ne kadar insan ve o içteki insanı nasıl korumalı?'' (Syf.17)

''...hafızamız hiç de ideal bir araç sayılmaz. Salt irade dışı ve kaprisli olduğundan değil, köpek misali zamanın zincirine bağlı olduğu için de.'' (Syf.25)

''İnsan, kalbinin nelere kadir olduğunu hiçbir zaman tam olarak bilemez.'' (Syf.118)

''Tek bir yol var, insanı sevmek. Onu sevgiyle anlamak.'' (Syf.197)

İyi Okumalar :))

25.01.2018

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski / Yeraltından Notlar

Yine, uzun zamandır beklettiğim ve okuduktan sonra, neden beklettiğime dair pişmanlık duyduğum bir kitap. Bazı kitaplar gereksiz ön yargılarımla, okunmayanlar rafında uzun süre bekliyor. Benim ki biraz korku galiba !! Ya zamanı değil ise korkusu. Bazı kitapların gerçekten okunma zamanı olduğuna inanan bir okuyucuyum ben.

Yazarın bazı kitaplarını geçmiş yıllarda, daha çok öğrencilik zamanlarında kısaltılmış baskılarından okumuştum. Fakat klasikleri bir de tam metni ile bu dizi ile okumaya karar verip, "Yeraltından Notlar" ile başladım. Klasiklerde en korktuğum şey; çeviri. Neyse ki Hasan Ali Yücel Dizisi böyle bir sorun teşkil etmiyor. Gayet açık ve anlaşılır bir dil.

Kitaba gelince: Kendi iç dünyasıyla savaşan bir adam. Kendi soruları ve cevapları arasında kaybolan bir birey. Ve bu, kendi içinde kaybolduğu karışıklığı kahramanın kendi dilinden, sohbet edasında dinliyorsunuz. Bazen okumak, sessizce sohbet etmek gibidir. Dostoyevski'nin bu eserinde bu tam anlamıyla hissediliyor. Kesinlikle okunması gereken bir eser.

Altı Çizilenler;

“…her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; gerçek, tam manasıyla bir hastalık." (Syf.7)

"Doğa size danışmaz; beğenmediğiniz, şahsi istekleriniz ona vız gelir. Tabiatı olduğu gibi, bütün sonuçlarıyla kabul etmek zorundasınız." (Syf.14)

"…bilmedikleriniz arttıkça sızılarınız o ölçüde çoğalır!" (Syf.15)

"Medeniyetin insanda duygu çeşitlerini artırmaktan başka işe yaradığı yok." (Syf.25)

"…insan ahmak bir yaratıktır, son derece ahmak! Daha doğrusu ahmak değil de nankördür; eşine rastlanmayacak derecede nankördür." (Syf.27)

"Kim olursa olsun, insan daima, her yerde akılla çıkarın buyurduğu gibi değil, canının istediği gibi hareket etmeyi sever; arzularımızın çıkarımıza tamamıyla ters düşmesi de mümkün, hatta bazen zorunludur…" (Syf.28)

"İnsana lüzumlu olan tek şey, onu nereye sürükleyeceği belli olmayan hür iradedir. Bu iradeyi de kim bilir hangi şeytan…" (Syf.28)

"Aklın çıkarla ilgili konularda aldandığı olmuyor mu ? İnsan refahtan başka şeyi de sevemez mi ? Belki ıstıraptan da aynı derecede hoşlanıyordur ? Hatta ıstırabın saadet kadar faydalı olması da mümkündür, insanın sırasında acıyı ihtirasa varan derecede sevdiği bir gerçektir." (Syf.37)

İyi Okumalar :))

19.12.2017

Sabahattin Ali / Sırça Köşk

Sabahattin Ali okumak, her öykü de farklı bir dünya ile tanışmak büyük bir keyif benim için. Romanlarından sonra, ilk öykü kitabı. Öyküleri de, romanları gibi akıcı, dili sade ve anlaşılır

1944 - 1947 yılları arasında kaleme alınmış öyküler. Yıllar öncesinden günümüze ışık olmak, nasıl bir ileri görüşlülüktür ? Kitabın arka kapağında "…zamana karşı koyan öyküler" ibaresi, tam da bunu dile getirmiş. O yıllardan günümüze hiçbir şeyin değişmemesi aslında büyük bir acı. Çoğu kitapta buna rastlamak, kendi adıma, biraz düşündürüyor aslında !! Keşke diyorum, acılar yaşanmadan görebilsek çoğu şeyi !! Kitap bir dönem yasaklanmış. Okuduktan sonra nedenini anlayabiliyorsunuz zaten !!

Kitaba gelince: Kitapta yer alan öykülerin hepsi sizi düşündürüyor, hüzünlendiriyor, biraz da acıtıyor. Fakat "Cankurtaran" öyküsü var ki; iki kere okudum. Bir de anlatımını çok sevdiğim "Çirkince" var. Kitabı masallar ile sonlandırmış yazar. Günümüze de, bir hayli ışık tutan, "Koyun Masalı" ve "Sırça Köşk" ile anlatmaya çalıştığı devlet ve sistem kavramları bir hayli manidar. Mutlaka okumalısınız dediklerimden !!

Altı Çizilenler;

"…ruhumuz böyle gökyüzlerinde uçup dururken birdenbire yere inip insan küçüklüğü ile karşılaşmak ne tuhaf." (Syf.27)

"…kendinizi öğrenmiş oldunuz. Dedim ya, kendi içimizde, kendimize dair bilmediğimiz o kadar çok şey var ki…Böyle vesilelerle meydana çıkıyor da öğreniyoruz. Bunların var olması utanılacak bir şey değildir, var olduğunu öğrendikten sonra buna göre hareket etmemek yanlış, hatta korkunç olabilir." (Syf.109)

"Asıl bahtiyar, bir ömür boyunca hasretini çektiği şeye kavuşan değil, ona erişeceğini anladığı anda, saadetinin en yüksek noktasında bir 'Ah!' diyerek düşüp ölebilendir." (Syf.127)

"Bu dünyada çobansız da, köpeksiz de yaşanabilirmiş. Ama bunu anlamak için her defasında bu kadar kanlı kurbanlar verecek olursak pek çabuk neslimiz kurur. Bari siz gözünüzü açın da, ilerde başınıza yeniden itler, hele kendilerini kurt sanan palavracı itler musallat olursa, sürüyü canavarlara paralatmadan onları defetmeye bakın!" (Syf.135)

"Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız. Ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter." (Syf.141)

İyi Okumalar :))

28.11.2017

Mustafa Orman / Derdin İncinmesin

Bazı kitapları kitaplığıma erken ekleyip, tanışma sürecini uzatıyorum. "Derdin İncinmesin" de onlardan biri. Uzun süredir kitaplığımda ve uzaktan uzaktan bakışıyorduk. Sonunda okudum ve bloga ekleyeceğim vakit bir durdum !! Ne yazacağımı bilemedim. Aslında biliyorum da, kelimelere dökemiyorum. Bir deneyeyim yine de !

Bir ilk kitap. Yazarın ilk göz ağrısı. Sakin gibi, fakat bir o kadar da naif bir sertlik söz konusu. Yormuyor, kelimeler akıp gidiyor. Yüreğinize bir taş oturuyor, ama kuş tüyü kadar hafif. Sert bir yumruk yiyorsunuz, ama acıtmıyor. Samimi. Uzak. Yakın. Her öykü bir özdeyiş ile başlıyor !! Değişik bir tat vermiş. Özdeyişin etkisine göre, merakınız artıyor çünkü. Öykü severlere tavsiyedir.

Kitaba gelince: Sorgusuz sualsiz kabullenişleri, yok sayılmaya çalışılanları, yaşadığın topraklarda yabancı gibi hissetmeyi, hissetmekten öte yabancı olmayı anlatıyor öyküler. Ben en çok "Palto" ve "Dut Ağacı"nı sevdim.

 Altı Çizilenler;

"Dünya, birine acı çektirenler ile sırası gelince aynı acıyı çekenler arasında gidip geliyor." (Syf.13)

"İnsan insanın parçasında yer almak ister," dedim.
 Herkes ister. Bir taraf inanmayı seçer, diğer taraf bu inancı fark etmemenin yanında, bunu kötüye kullanır, karşısındakini paramparça eder," dedi." (Syf.15)

"Nereye gidersen git yine aynı yerdesin, kendinlesin." (Syf.17)

"Acı hariç, her şeyin açlığı çoğunluktadır." (Syf.23)

"Göz müydü, söz müydü gerçek olan? Ruha mı, gövdeye mi batar acı ?" (Syf.30)

"Hayat teselli mektebi değildi, dert kabriydi." (Syf.39)

"Zamanın da aksayan yanları vardı, konuştukça başkasına geçen, düşündükçe insanlara batan." (Syf.40)

"Bu dünyada yürümek kısa, anlatmak uzundu." (Syf.41)

"Kavradığımız, kıvrandığımız yerdi." (Syf.44)

"Herkes birbirine yetişiyor da, kimse kimseye varamıyor; yetmiyor." (Syf.69)

"İnsan kendinde kırılacak yerleri çok iyi tanıyor da, başkasının kırılacak yerlerini hiçbir zaman bilmeyip daima kırıyor." (Syf.72)

İyi Okumalar :))

16.11.2017

Ali Şeriati / Ebuzer

Bazı kitaplar, bazı zamanlar, biri aracılığı ile giriyor hayatıma. "Ebuzer" de bunlardan biri. İnsan okumaya başladığında, içindekilerden etkilenip, altını çizdikçe; bir yandan da düşünüyor: "Bunu öneren kişi, acaba ne kadar etkilendi şu yazılanlardan ve ne kadarını aktarabildi hayatına?" Çünkü bazı kitaplar öyle bir nokta da ki benim için; öneriyorsan, etkilendiğin ve hayatına uyguladığın içindir. Ama maalesef, insanoğlu hiç bir yüzyılda değişmeyecek sanırım. Akıl verme konusunda ön safhada olup, uygulamaya gelince arkalara kaçan bir güruh oluveriyoruz.

Ali Şeriati'yi ilk kez okudum. Kendisi İran'lı bir düşünür ve yazar. Çağdaş İslam düşüncesi üzerine eserler vermiş. Sahip olduğu düşünce ve kaleme aldığı eserlerden dolayı hapis yattığı dönemler olmuş. 43 yaşında İngiltere'de vefat etmiş.

Kitabı şu zaman okuyup da; bir şeylerin değişmediğini görmek vahim bir durum, değişeceğini ummamak daha da vahim. Yüzyıllar öncesinde başlayan koltuk savaşları, taa Hz.Muhammed (sav)'in vefat yıllarına dayanıyor. İnsani hırslar, değerleri yok saymak, bir takım olguları şahsi çıkarlar için kullanmak !!

Yazarın "Sizi rahatsız etmeye geldim!" sözü ile giriş yapılan kitapta, altını çizdiğim o kadar yer var ki; hangisini paylaşmalıyım diye düşünürken, kısa olanları yazmayı, uzun olanları fotoğraf olarak paylaşmaya karar verdim. Kitaplığınızda bulunması gereken bir eser.

Kitaba gelince: Hz.Muhammed (sav)'e inanıp İslam'ı kabul eden ilk sahabelerden olan Ebu Zer'in, inandıktan sonra, ölene kadar ki mücadelesini anlatmakta.

Altı Çizilenler;

"İslam düşmanları hilafet sistemine yol bulmuş, kurtçuklar gibi İslam'ı kemiriyorlardı." (Syf.18)

"Ey Muaviye ! Eğer bu sarayı kendi paranla yapıyorsan israftır, yok eğer halkın parasıyla yapıyorsan ihanettir." (Syf.25)

"…İyi arkadaş yalnızlıktan, yalnızlık kötü arkadaştan iyidir. Bir malı emanet vermen mühürleyip saklamandan, mühürleyip saklaman da birisini itham etmenden iyidir." (Syf.69)

"Hilafet rejiminin saltanat rejimine dönüştüğünü, padişahlık debdebesinin ve protokollerinin İslam hükümetinde uygulandığını, şehvetperestliğin ve dünya düşkünlüğünün İslam'ın siyasi sistemindeki zühde ve takvaya galebe çaldığını görüyordu." (Syf.118)

"Bazen bir can, bir cihandır ve bazen bir fert, tek başına bir toplum!" (Syf.163)















İyi Okumalar :))

6.11.2017

Gabriel Garcia Marquez / Benim Hüzünlü Orospularım

İkinci Marquez kitabı. Sanırım her kitabından sonra, neden bugüne kadar okumamışım sorusunu soracağım. Marquez'in o, tamamen kendisine ait tarzı, sizi içine alan konu ve anlatımıyla bu kadar geç tanıştığım için üzüldüm. Geç olsun güç olmasın deyip tüm kitaplarını alınacaklar listesine ekledim bile.

Yazarın dili "Kırmızı Pazartesi"de olduğu gibi akıcı ve anlaşılır. Bir çırpıda okunan cinsten. Yine hafızaya kazınan bir karakter. Gözünüzün önünde canlandırdığınız betimlemeler. Bir insanın hayatında ki öncelikler, belli bir yaşa kadar umursamaz oluşlarımız. Ama yaş 90'a dayanınca geriye dönüş. Sorgulamalar, pişmanlıklar, keşkeler. Hayata yeniden tutunma çabaları, hiç yaşamadığı duyguları yaşama çabası. Geç kalınmışlıkların derin hüznü belki de. Ve sanırım, tüm bu sorgulamalar için 90 yaş, geç bir yaş !!

Kitaba gelince: Hayatı boyunca aşkı tatmamış, para karşılığı kadınlarla birlikte olmuş 90 yaşında yalnız bir adam. 90 yaşına girdiğinde, bakire bir kızla birlikte olma isteğinin, O'nu sürüklediği farklı duygular.

Altı Çizilenler;

"Kimse aldatmasın kendini, sakın, sanmasın ki daha uzun sürecek beklediği hayat, daha önce gördüklerinden." (Syf.30)

"Seks, insanın aşkı bulamadığında elinde kalan bir tesellisidir." (Syf.60)

İyi Okumalar :))