23.10.2017

Füruzan / Berlin'in Nar Çiçeği

"Sevda Dolu Bir Yaz" ve "Benim Sinemalarım" öykü kitaplarından sonra, ilk Füruzan romanı. Kitap 1988 yılında çıkmış ve 6 ay içinde iki baskı yapmış.
Yazar dönem kitaplarını çok güzel bir gözlem ile sunuyor bizlere. Karakterleri, mekanları, olayları öyle bir dille anlatıyor ki; satırlarda kaybolup, o dönemi yaşıyorsunuz adeta.
Dönem romanlarını daha bir seviyorum ben. Görmediğin, yaşamadığın yılları, karakterlerle özdeşleşip yaşıyor gibi hissetmek, okuma serüvenime farklı bir tat katıyor.
Roman kocaman bir yalnızlığın romanı. Günümüzde hala var olduğuna inandığım bir yalnızlık. İşin trajikomik yanı, şimdiki zamanda, gösterişli bir kalabalığın içinde yalnızız. Ve bunun iyi bir şey olduğunu sanıyoruz. Fakat kitapta, tam da şu günlerde unuttuğumuz; inanmak, güvenmek, saygı duymak ve sevmek olguları öyle güzel işlenmiş ki; insan umut etmekten hiç vazgeçmek istemiyor. Kitap satırlarında dahi olsa; bir gün gerçek olacağına inanıyor, tüm insani saflıkla.

Kitaba gelince: Zor savaş yıllarında, eşini savaşa göndermiş, iki çocuğuyla hayatta kalma mücadelesi veren Frau Elfriede Lemme'nin sonunda yalnız kalarak yerleştiği yerde, bir Türk ailesiyle kaynaşmasını ve önyargıların tabu olmaktan çıkmasını konu ediyor.

Altı Çizilenler;

"Tanrı insana iyi ol, demiştir. Öldürmeyeceksin, seveceksin, demiştir. Kutsal kitaplar böyle buyuruyor. Bizler de inanıyoruz." (Syf.45)

"Yenilgi konuşulmazsa, tümüyle belleklerden silinebilirdi, iyi doğru olansa salt utkuları anmaktı." (Syf.72)

"İnsanoğlunu ölümsüz kılan tek şey sevgidir değil mi? Sevgiyi tanımamışsak onurlu olmayı da bilemeyiz. Sevginin olmadığı yerde onur diye tanıtılanlar cimrilik, bencillik, hatta kindir." (Syf.98)

"Bu dünyanın ezasını cefasını baştacı edip, gülmesini, konuşmasını unutmasınlar sakın. Gönül haslığını, bilek gücünü kötüye vermesinler. İşte bunları dilerim insanoğulları için. Şu dünyaya, iyi duralım, iyi bakalım." (Syf.107)

"Yoksul dürüstse, saklısı kara günüdür ancak." (Syf.163)

"Tam gülmenin kışlağı yaylağı nere ola ki? Bir bilenini bulsak da göç etsek?" (Syf.163)

"Biz batırıyoruz dünyayı, sonra gidip gidip papaza düzeltmesi için yalvarıyoruz, akılsızlık, budalalık bu…" (Syf.168)

İyi Okumalar :))

16.10.2017

Carl-Johan Vallgren / Denizadamı

Sosyal medyayı çoğu zaman eleştirsek de, bize güzellikler kattığı da kaçınılmaz. Kendi adıma, takip ettiğim birçok kitapsever insandan güzel tavsiyelerle, güzel kitaplarla tanışıyorum. Güzel kitap demek, yeni maceralar, yeni unutulmayacak kahramanlar demek.

"Denizadamı" bunlardan biri. Biraz gerçek, biraz fantastik, bolca insani. Aslında daha çok, gerçek ile gerçek dışının hoş bir birleşimi olmuş. Yine unutamayacağım iki kahramanla tanıştım. İki kardeş. Olan bitene inat, sevgiyle bağlı iki kardeş. Kötülüklerden sıyrılmaya çalışma mücadelesi veren, hayallerine ulaşmaya çalışan iki küçük yürek.

Yazarın dili, olay kurgusu, karakterlere olan özeni ve betimlemeleri kesinlikle çok iyi. Bir solukta okunabilecek bir kitap. Yazarın bir önceki kitabı da Metis Yayınları'ndan çıkmış, şimdiden okunacaklar listesinde. Böylece takip listesine bir yazar daha eklendi.

Kitaba gelince: Nella ve Robert, birbirine sımsıkı bağlı, ebeveynlerinin ihmallerine karşı var olmaya çalışan, toplumun diğer yanlarında da kendilerini korumaya çalışan iki kardeş. Bunlara göğüs gererken karşılaştıkları olağandışı bir olay hayatlarını yönlendirir.

Altı Çizilenler;

"Bir başlangıç yok, son da. Bunu biliyorum artık. Başkalarının öyküleri belki bir yerlere çıkıyordur, benimkiler çıkmıyor. Bir daire çiziyor, bazen bunu bile yapmıyor, durduğu yerde duruyor. Ve ben şunu merak ediyorum: Kendini durmadan aynı yerde tekrarlayan bir öykü neye yarar ?" (Syf.7)

"Neler olduğunu bilemiyorum. Bu…hayatta…yahut ne deniliyorsa artık, insan dokunmak için bir şeye uzanıyor…ama yalnızca boşluğa dokunduğunu fark ediyor. Yani insan hiçbir şeye güvenemiyor, kendine bile." (Syf.180)

"Gerçek bir başlangıç yoksa gerçek bir son da olmazdı." (Syf.224)

İyi Okumalar :))

27.09.2017

Onur Caymaz / Gece Güzelliği

Hiç okumadığım, ama hep aklımda olan yazarlarla tanışma serüvenine devam. Sırada ki yazar Onur Caymaz idi. Çok merak ettiğim bir yazardı. Sosyal medya üzerinden takip ettiğim, yazılarını sevdiğim bir yazar kendisi. Hangi kitabıyla başlasam diye düşünürken; "Gece Güzelliği" çıkmaya başladı birçok yerde karşıma.
 
Biraz yavaş okusam da; öyküleri taa derinlere indi. Masalsı bir dili var yazarın. Öykülerin derinliği, sosyal mesajı, karakterleri ne kadar ön plana çıksa da; o masalsı dil farklı bir hava katmış öykülere. Bitmese dediğim birçok öykü var kitapta. Keşke oturup sohbet etseydim dediğim birçok karakter. Keşke bağırıp çağırıp, yerin dibine soksam dediğim kötü insanlar. Bazı kitaplar da; bulunduğunuz yeri, anı bırakıp tamamen kitapla bütünleşirsiniz ya; "Gece Güzelliği"de öyle oldu benim için. Onur Caymaz ile tanışın derim.

Kitaba gelince: Yaşadığımız, yaşıyor olduğumuz ve yaşayacağımız öyküler var kitapta !! Hepsi birbiriyle yarışmış adeta, en çok ben düşündürürüm diye. "Üvey", "Fındıklı Parkı'nda Sıradan Bir Akşam", "Üçüncü Sayfa" öyle güzel öyküler ki; kesinlikle tanışmalısınız. Beni en çok etkileyen ise; kitaba ismini veren "Gece Güzelliği" oldu.

Altı Çizilenler;

"Sevdiği şeyin tadı, mümkün olduğunca çok kalmalıdır insanın ağzında. Hem mazinin güzel insanları, o bardaktaki suyun tamamını da içmezmiş. Azlığın, yetinişin insanlarıymış onlar." (Syf.11)

"Her çocuğun, sadece annesinin bildiği bir kokusu olurmuş..." (Syf.47)

"İnsanın en büyük savaşı içiyle..." (Syf.63)

"Hayat neresiydi peki? Hayatta olan nerede oluyordu…" (Syf.71)

"Yeni insanlar tanıyacaksın, umutsuzluk aynı. İnsanın kalbini kesen şey değişmiyor. Hiçbir zaman içinden atamadığın o yabancılık seninle yaşlanır. Sen aslında halen arabeski seviyorsun. Rakı aslında tüm zamanların içkisidir." (Syf.92)

"İnsan çocukken hiçbir şey anlamıyor galiba; duyuyor, seziyor yalnızca." (Syf.97)

"Dokunmak zaten odur, dokunduğun şeyden çok seversin parmağının ucunda anladığını…" (Syf.136)

İyi Okumalar :))

20.09.2017

Paula Hawkins / Karanlık Sular

Elimde biraz fazlaca kalan kitaplardan biri Karanlık Sular. Sebebi yok !! Sanırım bazen "reading slump"a yakalanıyorum. Kitapları yarım bırakmayı sevmediğimden, okuma sürem maalesef biraz uzuyor.

Ama burada tek sorun ben değilim. Kitapta biraz durağan geldi bana. "Trendeki Kız" kesinlikle daha iyi idi. Daha sürükleyici, daha merak uyandırıcı. Bu kitapta ise konu biraz ağır seyir etti ve kahramanlar çok ön planda değildi. Bir çok kişi ve bir göl. Beğenenlere lafım yok tabii, fakat bir ikinci kitap olarak beklenti biraz daha yüksek oluyor sanırım.

Kitaba gelince: Bir Göl. Belli zamanlarda boğulan kadınlar ve esrarengiz bir olay zinciri. Çok fazla merak uyandırmasa da, biraz kafa dağıtmak için okunabilir.

Altı çizilenler;

"İnsanın zihninde kurduğu dehşet, gerçekte olduğundan her zaman daha korkunçtur." (Syf.57)

"Kimisi uçurumlardan atlıyor, kimisi kesin yargılara atlıyor." (Syf.87)

İyi Okumalar :)

26.07.2017

Ercan Kesal / Cin Aynası

Yine kelimelerle nasıl ifade edeceğimi bilemediğim bir Ercan Kesal kitabı okudum. Peri Gazozu'ndan sonra, aynı tatla, aynı keyifle, aynı iç sızlamasıyla kitabın son sayfasına geldim. Bu kadar yaşanmışlık, birikim, sevinç, üzüntü, böylesi güzel aktarılırdı satırlara. 

Tüm kitaplarını okumuş bir okur olarak Ercan Kesal ile kesinlikle tanışmalısınız diyorum. Yazarın o akıcı dili ve sohbet eder tarzda ki anlatımı keyif verici. 2016 kitap fuarında, çok kısa bir zaman dilimi de olsa, kendisini standında ziyaret edip, Nasipse Adayız kitabını imzalatmıştım. Denk geldiğim bir vakit de söyleşisine katılmayı planlıyorum. Yazdıklarını tüm içtenliğiyle, bir de kendi sesinden dinlemek eminim çok keyifli olacaktır.

Kitaba gelince: Peri Gazozu'nda olduğu gibi anılarından bahsetmiş yazar. Çocukluğu, gençliği, okul yılları.

Altı Çizilenler;

"Kendimizle olan derdimiz önemlidir ama. Filmler ya da kitaplar dünyayı değiştirmiyor çünkü, filmi seyrettikten, kitabı okuduktan sonra duyguları harekete geçerek dönüşen insanlar değiştirebiliyor. Bu yüzden kendimizi değiştirmeden dünyayı değiştiremeyiz ve bu yüzden ne söylediğimiz kadar önemli olan bir başka husus da nasıl söylediğimizdir." (Syf.10)

"Anılar bizi saldırılara açık, acı çekmeye hazır hale getiriyor.…Ama, insanın vicdanı da zamana sağlı ve yalnız onunla var oluyor." (Syf.13)

"Kokular, resimler, sesler, duyduklarımız, bizim yeniden hatırlamamızı sağlar ve tüm bunlar sadece bellek değil insanı insan yapan değerlerin de toplamıdır." (Syf.151)

"Aklımızı zorlayan değil, duygularımızı harekete geçiren şeydir asıl olan. Bu da çoğu zaman çok basitmiş gibi gözüken, küçük bir ayrıntıdır…" (Syf.178)

"Devrim gibidir bazı başlangıçlar, inanır ve vazgeçmezseniz eğer, mutlak gerçekleşir." (Syf.186)

"İnsanın içine hiçlik duygusu veren kocaman bir bozkır." (Syf.203)

"İnanç…İnsanın gerçekten sahip olduğu ve onu kurtaracak olan tek şeydir!" (Syf.227)

"Aşk bitmez. Asıl olan yolculuktur. Vuslat olursa da aşkın manası kalmaz…" (Syf.245)

"İnsan varoluşunu fark ettiği andan beri, içindeki boşluğu doldurma telaşında." (Syf.267)

"Oyununuzu oynarken başka biri olmaya çaışmayın, kendiniz olun. Çünkü en iyi bildiğiniz şey bu!" (Syf.287)

İyi Okumalar :))

24.07.2017

Selçuk Aydemir / Liseden Arkadaşlar

"Mahalleden Arkadaşlar"da o kadar çok güldüm ki; aynı beklentiyle alıp hiç şaşırmadığım bir kitap okudum yine. Yazarın içten, sıcak anlatımını çok seviyorum. Kendi hayatının kesitlerini anlatan yazarla aynı semtte yaşamış olmak, anlattığı mekanlara aşina olmak bir ayrıcalık benim için.

Sohbet eder havasında anlattığı anılar bir hayli eğlenceli. Zaman zaman gerçekten yaşamış mı gibi bir soru gelse de akla, dil o kadar samimi ki; yüzünüzde beliren gülümseme buna karşı çıkıyor zaten.

Kendinize döndüğünüz öyle anlar oluyor ki okurken; kendi çocukluğunuz, gençliğiniz, okul yıllarınız geliyor aklınıza. Ve yine ve yeniden hayıflanıyorsunuz; eskiden her şey daha güzeldi. Güzelden kasıt; samimi, sıcak, riyakarsız, sevgiler daha gerçek, dostluklar daha candan. Zamanın hızına alışmayı bırakın, bize sunduğu yeniliklere o kadar kaptırıyoruz ki; şahsi fikrim bazen insan olduğumuzu bile unutuyor, bir robot misali yaşıyoruz. Bir nebze olsun bundan uzaklaşmak adına; samimiyetin getirdiği sıcaklığı özleyenler kesinlikle okusun diyorum. Hiç okumayanlar "Mahalleden Arkadaşlar" ile başlasın !!

Kitaba gelince: Selçuk, Mete ve Serkan büyüdü. Lise yıllarında ki serüvenleri tam gaz devam ederken; bir de aşklar eklenmiş durmak bilmeyen maceralarına.

Altı Çizilenler;

"Her zaman iyi olmak zorunda değilim, iyi olmam gerektiğinde iyi olayım yeter. / Hitchcock" (Syf.13)

"İnsan bu dünyaya mutlu olmak için geldi, mutluluk dediğin şey ekmeğini sirkeye banıp yediğinde, bu sirke ne büyük nimet diyebilmektir, gerisi hikaye…" (Syf.62)

"Güç dediğin güçlünün gölgesine sığınınca değil, güçlü denilenin gücüne aldırmadan kendindeki güce sığınınca elde ediliyordu." (Syf.123)

"Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir. / Aliya İzzetbegoviç" (Syf.149)

İyi Okumalar :))
Richard Yates / Bağımsızlık Yolu

Bu yıl yine, geçen yıl olduğu gibi kitap okuma verimim yerlerde sürünüyor. İnsanın ruhani durumu buna kesinlikle etken. Başarabilmeyi umut edip, daha hızlı akan, daha anlaşılır, zorlamayan kitaplara yönelmeye karar verdim. Öyküler önceliğim olacak sanırım. Beynimi biraz boşaltmam gerek !!

Richard Yates'i ilk defa okudum. Kitabın konusu gayet başarılı, üstelik 2008 yılında "Hayallerin Peşinde" adı ile beyaz perdeye uyarlanmış, 2009'da ülkemizde gösterime girmiştir. Yazarı hiç bilmediğim için biraz önyargılı başladım, fakat keyif aldım. Tüm Yapı Kredi Yayınları gibi, bu kitabın da çevirisi gayet başarılı idi. 

"Bir Amerikan Trajedisi" şeklinde bahsedilen hikaye, aslında çoğumuzun içinde olduğu, alenen yaşayıp, saklamaya çalıştığımız olgulardan bahsediyor. Her şeyde olduğu gibi özel hayatlarımızın da önüne pembe duvarlar örüyoruz. Kitap bittikten sonra filmi de izleyenlerdenim, ve ilk defa keyif aldım bu durumdan. Okumalısınız dediğim yapıtlardan biri.

Kitaba gelince: April ve Frank bir partide tanışır ve evlenmeye karar verirler. İkisi için de erken sayılabilecek bir yaşta evlenmeleri, ilk zamanlarda olmasa da yıllar geçtikçe, içlerinde kalan yaşanmamışlıklara istinaden küçük küçük çatlamaya başlar ve bu onları bir girdaba sürükler.

İyi Okumalar :)